ŞUHLUK VE ZARAFET ARAYANA MEZBAHADA VAZİFE TEKLİF OLUNABİLİR Mİ

(Toplumsal İlişkiler 3048)

اَلرِّجَالُ قَوَّامُونَ عَلَى النِّسَٓاءِ بِمَا فَضَّلَ اللّٰهُ بَعْضَهُمْ عَلٰى بَعْضٍ وَبِمَٓا اَنْفَقُوا مِنْ اَمْوَالِهِمْۜ فَالصَّالِحَاتُ قَانِتَاتٌ حَافِظَاتٌ لِلْغَيْبِ بِمَا حَفِظَ اللّٰهُۜ وَالّٰتٖى تَخَافُونَ نُشُوزَهُنَّ فَعِظُوهُنَّ وَاهْجُرُوهُنَّ فِى الْمَضَاجِعِ وَاضْرِبُوهُنَّ فَاِنْ اَطَعْنَكُمْ فَلَا تَبْغُوا عَلَيْهِنَّ سَبٖيلًاۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلِيًّا كَبٖيرًا 

“Allah’ın onlardan (insanlardan) bir kısmını diğerlerine (farklı oldukları noktalarda) üstün kılması ve (bir de) mallarından harcama yapmaları sebebiyle erkekler, kadınların koruyucusudur. (Onun için) iyi kadınlar, (Allah’a) itaatkâr; Allah’ın (kendilerini) korumasına karşılık gizliyi (namuslarını) koruyanlardır. Geçimsizliğinden endişe ettiğiniz kadınlara gelince, onlara öğüt verin; onları yataklarda yalnız bırakın ve kendilerini (kısa süreli yanınızdan) uzaklaştırın! Size gönülden bağlanırlarsa artık onların aleyhine başka bir yol aramayın! Şüphesiz ki Allah yücedir, büyüktür.” (Nisa/34)

Evlilik kurumu sizlere ömür maalesef çöktü. Bunun da asıl nedeni sanıldığı gibi ekonomi falan değil, kökten değişen evlilik sosyolojisi desek sanırım yerinde olur.

        Eskiden evlilikler kadın için bir liman, erkekler içinse gündelik hayatın yükünden nefes aldığı bir konfor alanıydı. İşte bu denklem bozuldu dostlar. Lütfen istatistik kurumunun boşanma verilerine, rakamlarına bir göz atıverin hele durumun vahametini daha iyi anlarsınız.

        Kadının ekonomik özgürlüğünü kazanıp kendi ayakları üzerinde durma girişimiyle birlikte evlilik kadın için kurtuluş ihtimali olmaktan çıkıp omuzlarına binen bir esarete dönüştü. Erkeğin geleneksel ev rahatlığı rüyası bu düzende kadın namına artıya dönüşmedi. Tam aksine kadın dış dünyanın ona sunduğu o çok renkli cazibe, başarı ve kariyer tutkusunun da sadece uzaktan izleyicisi değil şimdilerde asli ortağı oldu.

        Kadın artık elmanın bir yarısı değil elmanın tamamı olmak istiyor. Aynı fikir erkeğe de sirayet etti. Herkes tek başına müstakil olup kendini ispatlama derdinde.

         Bireysel düşünme, kentleşme, dijitalleşme, teknoloji ve konfordan beslenmek insanlara zahmetsiz ve geniş özgürlük alanları sunarken tadımlık evlilikler yaparak bir deneyimle boşanıveriyorlar işte.

         Peyami Safa; “şuhluk ve zarafet arayana mezbahada vazife teklif olunabilir mi?” sorusunu sorarken çatırdayan evlilik olgusunu, ta o zamanlardan gözler önüne serer. 

         Safa’ya göre, kadının erkek karşısında eşitlik talep etmesi, bir anlamda şeytani bir sapkınlık olarak resmedilmektedir. Safa, bu sapkınlığın altını çizebilmek için yaratılış mitosunda geçen “Lilith ve Havva” arasında bir karşılaştırma yapmaktadır.  

        Yazar bu karşılaştırmanın ardından, kadına hangi rolü seçmesi gerektiğini işaret eder. Ona göre, makbul olan “erkekle erkek olmak isteyen, çaçaron, kalın sesli, kavgacı” Lilith’in kızları değil, “kıvrak, tatlı, sokulgan, güler yüzlü” Havva’nın kızlarıdır. Havva’nın kızlarına dair yapılan bütün betimlemeler, kadının erkeğe tabi, hatta erkeğin bir uzantısı olması gereğine işaret etmektedir. Zira kadının toplumsal, hatta “doğal” görevi apaçık ortadayken, yazara göre, “günümüzün eğilimleri” sonucu ortaya çıkan kadınların demokratik talepleri, giderek kadınlarda bir ihtiras halini almıştır. Bu eğilimler açıktır ki, Safa’ya göre, Batı’nın medeniyetinin yan etkileri olarak karşımıza çıkmaktadır.

        Safa’nın medeniyet tasarımının sınırını çizen en önemli göstergelerden birisi, “kadının toplumsal ve kamusal alanda” yer almasıdır. Ona göre örneğin kadın hem “anne” hem de işçi olamaz. Kadın ikisinden birini seçmek zorundadır. Aslında bu seçim kadına da ait değildir: Bu asrın başından beri kadının istedikleri ve iştahları arttı. Eskiden onu evinden dışarı çıkmaktan ürperten kibar ve çekingen ihtirası, bugün sokaklara uğramış, büyük meydanlara doğru koşuyor ve bizden her şeyi istiyor. Her şeyi: Bir yandan lüks otomobil öte yandan intihap hakkı; bir yandan yarı çıplak balo tuvaleti, öte yandan fazilet; inci gerdanlık ve erkeklerle müsavi ücret; boya ve samimiyet; şuhluk ve aile geçimi; bize karşı harp; kendilerine karşı sulh… Biz onlara fabrikada ağır gündelik, evde mücevher veremeyiz; ellerine hem yeni doğmuş bir çocuk hem de bir ordunun idaresini teslim edemeyiz. Kadınların istediklerine göre birbirinden ayırmaya mecburuz. Aile isteyen kadınlara iş vermemeliyiz, iş isteyen kadına da ev teslim edilemez. Şuhluk ve zerafet arayan kadına mezbahada vazife teklif olunabilir mi? (Hafta, 1935). Safa’nın medeniyet tasarımında kadın, aynı anda hem anne, hem de şuh bir görünüm içinde olamaz.

        Peki nasıl olacak, nasıl düzelecek bu iş? Kadın ve erkek her şeyden önce feminist, maskülenist yaklaşımları bırakacak. Ortak paydaları çocuk, miras, bir arada yaşamanın gerekliliği vb konular çerçevesinde realist bir yaklaşım sergilemek zorunda olduklarının bilecek her iki cins de. İslam’ın bu konuda ne öngördüğünü mutlaka irdelemek zorunda. Erdemli bir aile nasıl oluşturulacak sorusuna makul bir cevap aranmalı. Kadını taşeron gibi kullanmadan, asli görevine dişil enerjilere, erkeğe de eril enerji alanlarına yönlendirilmelidir. Erkek gibi kadın, kadın gibi de erkek istemiyoruz.  

Şemsettin ÖZKAN
13.05.2026 KONYA

KAYNAKLAR
1-kuran.diyanet.gov.tr
2-kuranmeali.com
3-pixabay.com
4-baskanlikreferandumu.siyasaliletisim.org (Tezcan Durna,Türk Modern/Muhafazakâr İmgeleminde Kadının Kamusal Varlığının Sınırları: Falih Rıfkı Atay ve Peyami Safa Örneği adlı çalışmadan alıntı)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir