SEVECEKSEN SEV VEFA NEDİR TAKVA NEDİR BİLENİ İÇİNDE CENNET SAKLAYAN VİRANE KULLAR VAR

(Toplumsal İlişkiler 3052)

وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْجَنَّةِ هُمْ فٖيهَا خَالِدُونَ 

“Allah’a, Allah’a imanın gerektirdiği esaslara iman ederek, hâlis niyet ve amaçlarla, İslâm esaslarını, İslâmî düzeni hayata geçirenler, iş barışı içinde bilinçli, planlı, mükemmel, meşrû, faydalı, verimli çalışarak nimetin-ürünün bollaşmasını sağlayanlar, yerinde, haklı çıkışlar yaparak, düzelmeye, iyiliğe, iyileştirmeye ön ayak olanlar, cârî-kalıcı hayırlar-sâlih ameller işleyenler, işte onlar cennet ehlidirler. Onlar da cennette ebedî yaşarlar.” (Bakara/82)

Sahi çağımızda halen içinde cennet saklayan kullar var mıdır acaba? Vefa deyince Vefa’nın semtinden dahi geçmeyen değerlerin çürüdüğü şu modern zamanlarda, takva diye filmler çekip selfiye yapmaktan öteye gitmeyen, amelleri samimi takva ehli insanlar var mıdır acaba değerli dostlar?  

         Hz. Mevlana; “seveceksen sev vefa nedir, takva nedir, bileni! İçinde cennet saklayan virane kullar var” derken böyle insanların var olduğunu söylüyor. Hz. Pir’in yaşadığı zaman diliminde de, bugünkü zamana benzer kaos vardı. Moğol terörü Anadolu topraklarında kol geziyordu. O zamanda da kötü insanlar vardı, bu zamanda da. Ama iyi insanlar da vardı. Şimdi neden olmasın desek yeridir. 

       Gönlü geniş, ruhu gezginlerin otuz dokuzuncu kuralı şunu öğütler bize: “Noktalar sürekli değişse de bütün aynıdır. Bu dünyadan giden her hırsız için bir hırsız daha doğar. Ölen her dürüst insanın yerini bir dürüst insan alır. Hem bütün hiç bir zaman bozulmaz, her şey yerli yerinde kalır merkezinde. Hem de bir günden bir güne, hiç bir şey aynı olmaz.”

       Ebu Hüreyre (r.a) den rivayet edilen bir hadiste Rasûlullah (s.a.v.)’e; ‘cennete en fazla neyin götüreceği’ sorulduğunda: 

“Allah’a saygı (takvâ) ve güzel ahlâktır” (İbn-i Mace, Zühd,29) buyurmuştur. Demek ki takva sahibi olmak ve insanlarla ilişkiyi düzenleyen ahlak, cennetlik insanların bariz özelliğiymiş. 

       Yine Ebû Hüreyre’den rivayet edilen bir hadiste, sevgili  Peygamberimiz (s.a.v.) :“Cennete, kalpleri kuş kalbi gibi (saf ve hassas) olan insanlar girecektir.” (Müslim, Cennet, 27) buyurması cennetliklerin saf, arı,duru kalpleri pırıl pırıl hasetlik fesatlıktan arınmış belki de toplumun amiyane tabirle salak yerine koyduğu insanlar olduğu vurgulanmıştır. 

      Ebû Saîd el-Hudrî’den nakledildiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) : “Ey Ebû Saîd! Kim Rab olarak Allah’tan, din olarak İslam’dan ve peygamber olarak Muhammed’den razı olursa ona cennet vacip olur.” (Müslim, İmâre, 116) buyurmuştur. 

      Ebû Hüreyre’nin naklettiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “İman etmedikçe cennete giremezsiniz; birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Size yaptığınızda aranızda sevgi oluşturacak bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selâmı yaygınlaştırın.” (Müslim, Îmân, 93)

     Ubâde b. Sâmit’ten nakledildiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Siz bana kendinizden altı şeyi garanti edin, ben de size cenneti garanti edeyim: Konuştuğunuzda doğru söyleyin. Söz verdiğiniz zaman onu yerine getirin. Size bir şey emanet edildiğinde onu sahibine verin. Namusunuzu koruyun. (Harama) bakmaktan sakının. Elinizi (kötü işlerden) çekin.” (İbn Hanbel, V, 323)

     Cennetlik insanların özellikleriyle son bir hadis örneği vererek konuyu bitirelim. Enes bin Mâlik radıyallâhu anh’ın naklettiği şu hadise de böyle bir gönül kıvamına sahip olmanın, kulu cennet yolcusu kılacağını ne güzel beyan etmektedir:  

     Rasûl-i Ekrem sallâllâhu aleyhi ve sellem ile beraber oturuyorduk. Buyurdular ki:
“- Şimdi yanınıza cennetlik bir adam gelecektir.” 

     Bir de baktık ki, Ensâr’dan, abdest suyu sakalından damlayan ve ayakkabılarını sol eline asmış bir adam çıkageldi. Ertesi gün olunca Rasûl-i Ekrem-sallâllâhu aleyhi ve sellem-yine evvelki gibi söyledi. Bu adam yine önceki gibi çıkageldi. Üçüncü gün olunca Rasûl-i Ekrem sallâllâhu aleyhi ve sellem Efendimiz yine aynı sözü tekrar etti ve yine aynı adam ilk hâliyle geldi.

     Rasûl-i Ekrem sallâllâhu aleyhi ve sellem kalkınca Abdullah bin Amr radıyallâhu anh, o adamı takip etti ve ona:
“- Ben babamla münakaşa ettim, üç gün onun yanına gitmeyeceğime yemin ettim. Bu zaman zarfında beni evinde misafir eder misin?” dedi. Adam da kabul etti. 

     Daha sonra olanları, Abdullah bin Amr radıyallâhu anh şöyle anlattı:
“- Üç geceyi onunla bir arada geçirdim. Fakat gece boyunca uzun uzun ibadet ettiğini görmedim. Ancak fecre kadar, zaman zaman uyanıp zikretti ve tekbir getirdi. Onun hayırdan başka bir şey söylediğini de işitmedim. Üç gün geçince sanki onun amelini küçümser gibi oldum ve dedim ki:
«- Ey Allâh’ın kulu! Babamla aramda bir ihtilaf yoktur. Fakat Rasûl-i Ekrem’in senin için üç kere; “Şimdi yanınıza cennetlik bir adam gelecektir.” buyurduğunu işittim. Üç defa da sen çıkageldin. Ne gibi ameller işlediğini öğrenmek için senin yanında kalmak ve seni örnek almak istedim. Fakat senin büyük bir amel işlediğini de görmedim. Seni Rasûlullâh’ın söylediği mertebeye ulaştıran amel nedir?»
O zât: 
«- Şu gördüğünden başkası değildir.» dedi. Fakat ben ayrılmak için döndüğümde ardımdan seslenerek dedi ki:
«- Evet, benim amelim, senin gördüğünden başkası değildir. Ancak ben Müslümanlardan hiç kimseye karşı kalbimde en ufak bir kin tutmam ve Allâh’ın verdiği herhangi bir nimet ve hayırdan dolayı da kimseye asla haset etmem.»
Bunun üzerine:
«- İşte seni o dereceye ulaştıran bu halindir.» dedim.” (Ahmed, III, 166)

Şemsettin ÖZKAN
17.05.2026 KONYA

KAYNAKLAR
1-kuran.diyanet.gov.tr
2-kuranmeali.com
3-pixabay.com
4-islamveihsan.com

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir