İYİ DEĞİL DEMEK NE HADDİMİZE ŞÜKÜRLER OLSUN HER HALİMİZE

(Toplumsal İlişkiler 303)


فَاذْكُرُون۪ٓي اَذْكُرْكُمْ وَاشْكُرُوا ل۪ي وَلَا تَكْفُرُونِ۟
Öyleyse benimle gönül bağınızı hep canlı tutarak ve ayetlerimi sürekli gündeme getirerek Beni anın ki, Ben de dünya ve âhirette iyilikler bahşederek sizi anayım. Hem kalbinizle, hem de söz ve davranışlarınızla Bana şükredin ve sakın Bana karşı nankörlük etmeyin!” (Bakara/152)

Şükür, teşekkür etmek yani. Yaratan’ın sayısız nimetleri karşısında boynu kıldan ince davranışlar sergilemek ve onu küfürden yani inkardan azade kılmaktır, şükür.

Küfürle şükür birbirine zıddır. Biri var olanı gizler yok sayar. Diğeri ise alabildiğine var olanı izhar eder, açığa vurur. Biri Allah’ı inkar eder öbürü Allah’ın nimetlerini sayar döker.

Hz. Mevlana der ki; “iyi değil demek ne haddimize, şükürler olsun her halimize.” Hamza Atlı köşe yazısında bir yaşanmış bir şükür hikayesi anlatıyor. Çok hoşuma gitti sizinle aynen paylaşıyorum.

Virüsten dolayı üç ay dükkanı açamayınca özlemiş herkes, saat üç oldu ve neredeyse dönerim kalmadı. Kasada paraları sayarken bir çocuk yanaştı:

– Abi kaç para dedi? – Yarım beş, tam on lira dedim. 

– Ya çeyrek diye sordu. 

Anladım o kadar parası yok…

– Sende ne kadar çıkar diye sordum? Saymaya başladı ama hep 5-10 kuruş…

-Koy dedim paraları şuraya, sen geç otur masaya…

Ustama seslendim;

-Yarım olsun, içine her şey konulsun, ayranda verin, azıcıkta tabağa patates ekleyin…

Çocuk dönerini yerken küçücük ayaklarına baktım, çıkarmış ayakkabılarını, ayaklarını birbirine sürtüyor. 

Anladım ki üşümüş ısıtmaya çalışıyordu.

Bugün çok da yağmur yağıyordu. 

Kendime bir çay söyledim, müsaade isteyip yanına çöküverdim: 

– Ayranı niye açmadın dedim?

– Param yetmez ki abi dedi. 

– Namaz abdest ile tavuk döner ayran ile dedim, açıverdim ayranı.

İçti ne varsa, bitirdi tabağını da…

– Doymadın sen galiba, getireyim bir daha ne dersin, deyince, benim yıllardır aklıma gelmeyen o muhteşem şeyi duydum kulaklarımla:

– “Elhamdülillah abi!”

– Eeee anlat bakalım nereden geldin, nereye gidiyorsun, niye sokaklarda dolaşıyorsun? Annen-Baban ne yapar, evin nerede? diye, sordum. Eli ile işaret etti; – Evimiz orası işte abi dedi. Benim dükkanın tam karşısında, araya sıkışmış eski bir ev vardı. Ama orası uzun zamandır boştu. Tabi biz de açmayınca dükkanı, üç aydır görmemişiz. Bu eve birileri taşınmış:

– Annem işe gitti. Evleri temizleyip gelecek, dedi. Camdan üç gündür beni seyrediyormuş. Kaç defa söylemiş annesine ama annesi hep olmaz diyormuş. Para biriktirip “yiyeceğim” diye kafasına koymuş. 

Akşam annesi de birkaç kuruş verince bugünkü tavuk döner hayali ile uyumuş. Babasını hiç bilmiyormuş:

– Resmi var getireyim mi, dedi.

– Kim var şimdi evde, diye sordum. Kimse yokmuş. Anahtarı da yokmuş ama kapı kapanmasın diye taş koymuş.

– Otur, dedim burada. Çay da ısmarlarım sana. Annen gelince gidersin. Hem bak burada iş de çok bana yardım edersin. Ama önce sana bir ayakkabı alalım, ayaklarını ısıtalım.

Aldım ayakkabısını baktım 33 numara. Vardım az aşağıdaki ayakkabıcıya. Döndüm dükkana. Giydirdim ayaklarına. Ama bir sevindi ki yürüyüşü bile değişti vallahi.  Küçücük boyu ile masalarda olanları topladı. Neredeyse bize hiç iş bırakmadı. Bir gözüm onda, bir gözüm karşı tarafta…

– Hah tamam annesi de geldi sonunda. Aldım çocuğu, vardım yanına.

– Abla korkma dedim, karşı tarafta dükkan sahibiyim. Bugün bize çok yardım etti senin çocuğun. Müsaade edersen akşama hanımı alıp size gelmek isterim…

Yüzüme bile bakamayan abla, buyurun abi dedi. Eşime telefon ettim. Bizim çocuğun kıyafetlerinden istedim. Akşam olunca vardık eşim ile o ablaya. Konuştuk, dinledikçe hem ağladık hem de huzur bulmuştuk. Kocasını, çocuğu üç aylık iken kaybetmiş. Aslında onlarda normal bir aileymiş evvelinde… Ama hayat onları bu günlere sürüklemiş. Ev temizleyerek, geçinmeye çalışıyormuş. Aklı hep evde bıraktığı çocuğunda kalıyormuş. Kimsesi de yokmuş. Ama gerçekten belli. Tek odalı evde, bir çekyat bir de halı vardı yerde…

Bu eve taşınmış, kirası çok ucuz diye. Buzdolapsız ev mi olur? 

Bu çocuk televizyonsuz nasıl geceleri oturur? 

Yoktu vallahi… Bir önceki ev sahibi eşyaları kiraya saymış, ancak öyle bırakmış?

Çıktık evden. Eşim ile arabaya binince göz göze geldik birden. Akıllı telefonlarımızın tuşlarına bastık. Birkaç dostumuza ulaştık. Biri televizyon, biri buzdolabı ile yola çıkarken, biz de onlara bol bol alışveriş yaptık… Sabaha çok güzel bir kahvaltı edilsin, akşama da tencerede etleri pişsin. 

İki saat de her şey oldu. Dolapları doldu. Ben verecektim ama buzdolabını getiren arkadaş elime bir zarf tutuşturdu. O para da ablamıza birkaç ay umut oldu… Çıkarken evden bana söz verdi. Okullar açılıncaya kadar her gün bana yardıma gelecek. Hem tavuk döner yiyebilecek, hem de annesine harçlıklarını götürecek…

Şimdi mutlu ve huzurluyum. Bu gece rahat uyurum. Yarın da kısmetse dönerimiz şıp şıp akar. Rızkımızda peşimizden koşar. Geriye ne kaldı dilimde? Hepsini geçtim de. Karnımı doyurup ayranı içince, “Elhamdulillah” diyeceğim ben de bundan sonra…

Şemsettin ÖZKAN

01.04.2021 KONYA

KAYNAKLAR

1-kuran.diyanet.gov.tr

2-kuranmeali.com

3-malatyanethaber.com.tr (Hamza Atlı, “Bir Şükür Hikayesi” 16 Haziran 2020 tarihli yazısından alıntı)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir