İNSANOĞLU O KADAR DÜNYEVİLEŞİR Kİ MEZAR KAZAN BİLE ÖLECEĞİNE İNANMAZ

(Toplumsal İlişkiler 332)


وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَاَ الَّـذ۪ٓي اٰتَيْنَاهُ اٰيَاتِنَا فَانْسَلَخَ مِنْهَا فَاَتْبَعَهُ الشَّيْطَانُ فَكَانَ مِنَ الْغَاو۪ينَ


وَلَوْ شِئْنَا لَرَفَعْنَاهُ بِهَا وَلٰكِنَّهُٓ اَخْلَدَ اِلَى الْاَرْضِ وَاتَّـبَعَ هَوٰيهُۚ فَمَثَلُهُ كَمَثَلِ الْكَلْبِۚ اِنْ تَحْمِلْ عَلَيْهِ يَلْهَثْ اَوْ تَتْرُكْهُ يَلْهَثْۜ ذٰلِكَ مَثَلُ الْقَوْمِ الَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَاۚ فَاقْصُصِ الْقَصَصَ لَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ
Kendisine âyetlerimizi verdiğimiz, ilmî ve dinî bilgisi olan şu alçağın yaptıklarını da onlara, yahudilere oku. O menfaat karşılığı âyetlerimizden, kitabımızdan uzaklaştı, ihmal etti. Şeytan ve şeytanî güçler onu peşine taktı. Hain düşünceler taşıyanlardan, hak yoldan sapanlardan biri oldu.” (Araf/175)

Sünnetimiz, düzenimizin yasaları içinde, irademizin tecellisine uygun olsaydı, elbette onu bu âyetlerimiz sayesinde yüksek mevkilere getirirdik. Fakat o, dünyada ebedîleşeceğini zannederek, mala ve zevke düşkünlüğü saplantı haline getirdi. Şahsî arzu ve ihtiraslarının peşine düştü. Onun ibret verici hali, tıpkı köpeğin haline benzer. Sen onun üstüne varsan da havlayarak saldırır, kendi haline bıraksan da havlayarak saldırır. Âyetlerimizi yalanlayan kavimler de aynen böyledir. Bu tür kıssaları iyice anlat. Düşünmelerine vesile olur.” (Araf/176)

İmam-ı Gazali der ki; “insanoğlu o kadar dünyevileşir ki, mezar kazan bile öleceğine inanmaz.” Gerçekten de insanı bekleyen en büyük tehlikelerden biri de “hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya, yarın ölecekmiş gibi ahirete çalış,” prensibini kendine düstur edinememesinden kaynaklandığını sanırım söylemeye gerek yok. İnsan hep dünyevileşme tarafına meyyaldir. Bu yüzden ipin ucunu kaçırması onun sekülerleşmesine (dünyevileşmesine) neden olur.

Kur’ân’da dünya-Âhiret dengesinin bozulmasını, dünyaya çakılıp kalmayı çok net resmeden özlü anlatımlardan birisi, İlahî hakikatleri ve hayatın gayesini bildiği hâlde, buna göre amel etmeyen ilim ehlinin nazara verildiği yukarıda da söz konusu ettiğimiz şu âyet-i kerimedir: “Onlara, kendisine âyetlerimiz hakkında ilim nasip ettiğimiz kimsenin de kıssasını anlat: Evet o adam bu ilme rağmen o âyetlerimizden sıyrıldı, şeytan da onu peşine taktı, derken azgınlardan biri olup çıktı. Eğer dileseydik, onu o âyetler sayesinde yüksek bir mevkiye çıkarırdık, lâkin o yere saplandı ve hevâsının esiri oldu. Onun hâli tıpkı köpeğin durumuna benzer. Üzerine varsan da dilini sarkıtıp solur; kendi hâline bıraksan da yine dilini sarkıtıp solur. İşte bu, âyetlerimizi yalanlayanların misalidir. Bu kıssayı anlat, belki düşünüp ibret alırlar.” (A’raf Sûresi,175-176)

Burada karakteri sergilenen, ilim verildikten sonra dünyevileşmiş kişinin (Bel’am ibn Bâûrâ, veya Ümeyye ibn Ebî’s-Salt) penceresinden, İlahî kaynaklı bilgiden uzaklaşarak, şeytanın dünyasında yeryüzü saltanatına, maddeye râm olmuş modern zihniyeti, sekülerleşmiş insan tipolojisini seyredebiliriz. Dinden ve vahiyden sıyrılmak suretiyle insanoğlu, varlığını tehdit eden düşmanlarına karşı en temel korunağını, zırhını ve barınağını kaybetmiş ve düşmanlarının yani şeytanların arkasına takılarak dünyalık peşinde koşarken asıl özüne, kazanması gereken mahiyete yabancılaşmıştır.

Artık böylesini uyarmak da, uyarmamak da birdir. O, kalbî ve vicdanî reflekslerini yitirmiş, artık inkâr onun için huy ve seciye hâlini almıştır. İhtiyaç ve zaruretten ötürü değil, nefsinin kötü huyundan ve hırsından dolayı hep çirkin işleri yapar durur.

Dünyâ-Âhiret dengesinin dünya lehine bozulması, ahsen-i takvim üzere yaratılan insanın esfel-i sâfilîne düşüş serüvenidir. Diğer bir deyişle, Allah’ı ve Âhireti unutarak dine karşı kayıtsızlaşma, ahlakî ve dinî değerlere yabancılaşmak, kısaca dünyevîleşmektir ki, Müslüman fert ve toplumları çok yakından ilgilendiren bir varoluş problemidir.

İslâm, toplumları ve insanları çürüten, yozlaştıran ve ahlâkî açıdan ölüme sürükleyen bu probleme karşı, sadece uyarıda bulunmakla kalmamış, hadislerde geçen tabirle, “dünyanın fitnesi”nden korunma çare ve alternatiflerini de sunmuştur. Dünyevileşme fitnesine karşı ‘zühd, kanaat, tûl-i emeli azaltma, dua, tevekkül, hâlvet, uzlet ve ölümü hatırlama’ gibi sıfat ve davranışlar koruyucu birer faktör olarak sayılır.

Sonuç olarak; Kur’ân ve Hadis nazarında dünyanın, cazibedarlığıyla insanı aldatan, Allah’tan alıkoyan bir yanı olduğu ve bundan dolayı da kötülendiği görülmektedir. Bu mutlak değil, sadece alaka kurma biçiminden kaynaklanan itibarî bir kötülüktür. İnananların işine yarar. Mü’min, bir tarafta kendisini davet eden dünya metaı, diğer tarafta ise bu metaın faniliğini ve çirkinliğini telkin eden dinî öğütler arasında sürekli bir gerilim yaşar. Ama yaşadığı gerilim, insanın aleyhine değildir. Zira bu, insanın nefsiyle mücadele edeceği bir alan ve imtihan edildiği pozisyonlardan biridir. Dünyanın çekiciliği ve tatlılığını bildiren hadislerinde Peygamber Efendimiz (s.a.s.), bu durumun insan için bir imtihan vesilesi olduğunu da beyan etmektedir (Müslim, Zikir 99).

Dolayısıyla inanan kimseler dünyanın çekiciliğine karşı mücadele vererek Allah katındaki makamlarını yükseltme noktasında bu gerilimden istifade ve dünyevileşmemek için çaba sarf etmeleri gerekir. Bu söylediğimiz, Müslümanların dünyadan tamamen alakasını keseceği anlamına gelmemelidir. İnsanın dünyayı bütün bütün terk etmesi mümkün değildir. Elbette ki ondan faydalanacak ve hayatını sürdürecektir. Zaten Allah (c.c.) ve Peygamber Efendimiz (s.a.s.) bizden bunu istemiyor. Biz de onu kesben terkedemeyeceğimizin şuurundayız, o zaman bize bir şık kalıyor; kalben terk etmek. Bu en azından dünyevileşmemize giden yolu tıkayacak, kazançlarımızı Yüce Mevlâ’nın yolunda, dinî, millî değerler uğrunda harcama imkânı verecektir. Zira kalben terk etmeyen kimsenin Allah yolunda infak etmesi imkânsızdır. Kalbimizde ona yer verdiğimizde kendimizi ona kaptırıp dünyevileşme riskimiz yükselmektedir.

Dünyevileşme Müslümanlar için mühim bir âfettir. Hem öyle bir âfet ki, tıpkı ateşin odunu için için yakıp kül etmesi, pasın demiri yiyip tüketmesi gibi, onları içten içe çürüten bir âfettir. Müslüman olarak bizler bu felaketin farkında olmalı, Kur’ân ve Hadisin ikazlarına, alimlerin uyarılarına kulak vermeli, paçalarımızı dünyaya kaptırmamalıyız.

Şemsettin ÖZKAN

30.04.2021 GÜZELYALI

KAYNAKLAR

1-kuan.diyanet.gov.tr

2-kuranmeali.com

3-haymanagazetesi.org (Latif Saygın’ın 06.02.2015 tarihli “Dünya ve Ahiret Dengesi ve Dünyevileşme” yazısından alıntı)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir