(Toplumsal İlişkiler 3082)

اَمْ حَسِبْتُمْ اَنْ تَدْخُلُوا الْجَنَّةَ وَلَمَّا يَاْتِكُمْ مَثَلُ الَّذٖينَ خَلَوْا مِنْ قَبْلِكُمْۜ مَسَّتْهُمُ الْبَاْسَٓاءُ وَالضَّرَّٓاءُ وَزُلْزِلُوا حَتّٰى يَقُولَ الرَّسُولُ وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا مَعَهُ مَتٰى نَصْرُ اللّٰهِۜ اَلَٓا اِنَّ نَصْرَ اللّٰهِ قَرٖيبٌ
“(Ey müminler!) Yoksa siz, sizden önce gelip geçenlerin başına gelenler size de gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Yoksulluk ve sıkıntı onlara öylesine dokunmuş ve öyle sarsılmışlardı ki, nihayet Peygamber ve beraberindeki müminler: Allah’ın yardımı ne zaman! dediler. Bilesiniz ki Allah’ın yardımı yakındır.” (Bakara/214)
İnsan başına bir musibet, sıkıntı gelince, kendini bir anda çaresizliğin pençesine düşmüş gibi hissedebilir. Probleminin asla çözülemeyeceği kanaatine varabilir. Ama böyle bir noktaya gelmemesi lazım. Neden gelmemeli?
Her şeyden önce şunu kafasına iyice yerleştirmeli ki, derdi veren Allah’ın, dermanı da vereceğini bilmelidir. Bu konuda Hz. Mevlana’nın; “yere düşüp kırılmayan bardak gördüm fakat aşka düşüp kırılmayan kalp görmedim. /Üzülme cancağzım, her bir yaradan, haberdardır, Yaradan” sözü, adeta yüreklerimize su serpmektedir.
Bu söz teselli ve tevekkül içeren, çok derin bir ifadedir. İnsanın yaşadığı her türlü acı, dert ve kalp kırıklığından (yara) Allah’ın (Yaradan) haberdar olduğunu, dolayısıyla yalnız olmadığını ve buna sabretmesi gerektiği özellikle vurgulanır.
“Üzülme canım, can dostum, çektiğin her acıyı, gönlündeki her yarayı şüphesiz Allahu Teala biliyor ve görüyor. O, dermanı verendir” manasında, tevekkülü ve umudu öğütleyen bu tasavvufi sözü gözümüzün önüne mutlaka çerçeveletip asmalıyız ki asla umutsuzluğa kapılmayalım.
Sözün manasını ve muhteviyatını açacak olursak, şu sonuçları çıkarabiliriz:
- Yaradan (Yaratıcı): Allah’ın el-Alîm (her şeyi bilen) ve el-Habîr (her şeyden haberdar olan) isimlerine işaret eder.
- Yara (Dert/Sıkıntı): Kulun yaşadığı en küçük iç sızısı bile Yaratıcı’nın bilgisindedir.
- Teselli: “Yalnız değilsin, acın görülüyor ve işitiliyor” mesajıyla kişiye sükûnet verir.
- Hikmet: Yara kulu acizleştirip Allah’a yaklaştırırken, Yaradan’ın haberdar olması o yaranın bir imtihan veya olgunlaşma süreci olduğunu gösterir. Bu ifade kısaca bize, dertlerin aslında kulu Allah’a yönelten birer “davet” veya “temizlik” vesilesi olduğu vurgulanırken, tasavvufi bir bakış açısı sunar.
Geliniz âşık Yunus Emre’nin o güzel şiiriyle yazımızı noktalayalım:
Cana cefa kıl ya vefaKahrın da hoş, lütfun da hoş,Ya derd gönder ya deva,Kahrın da hoş, lütfun da hoş.
Hoştur bana senden gelen: Ya hilat-ü yahut kefen,
Ya taze gül, yahut diken..
Kahrın da hoş lütfûn da hoş.
Gelse celalinden cefa
Yahut cemalinden vefa,
İkiside cana safa:
Kahrın da hoş, lütfûn da hoş.
Ger bağ-u ger bostan ola.
Ger bendü ger zindan ola,
Ger vasl-ü ger hicran ola,
Kahrın da hoş, lütfûn da hoş.
Ey padişah-ı Lemyezel!
Zat-ı ebed, hayy-ı ezel!
Ey lutfu bol, kahrı güzel!
Kahrın da hoş, lütfûn da hoş.
Ağlatırsın zari zari,
Verirsen cennet-ü huri,
Layık görür isen nari,
Kahrın da hoş, lütfûn da hoş.
Gerek ağlat, gerek güldür,
Gerek yaşat gerek öldür,
Aşık Yunus sana kuldur,
Kahrın da hoş, lütfûn da hoş.
Şemsettin ÖZKAN
16.06.2026 KONYA
KAYNAKLAR
1-kuran.diyanet.gov.tr
2-kuranmeali.com
3-pixabay.com
4-suskunduvar.com