ŞÖYLE OLMUŞ BEN SEN DEMİŞİM SENSE SEN

(Toplumsal İlişkiler 326)


وَمِنْ اٰيَاتِه۪ٓ اَنْ خَلَقَ لَكُمْ مِنْ اَنْفُسِكُمْ اَزْوَاجاً لِتَسْكُـنُٓوا اِلَيْهَا وَجَعَلَ بَيْنَكُمْ مَوَدَّةً وَرَحْمَةًۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ
Kendilerinde sükûnet bulup, huzura eresiniz diye, kendi cinsinizden eşler yaratıp, aranızda sevgi, aşk ve merhamet peydah etmesi de, O’nun varlığının, kudretinin ve yeniden diriltmesinin delillerindendir. Bunlarda gelişmeye devam eden, tefekkür-düşünme ağına sahip, faydalı sonuçlar elde edebilen toplumlar için, Allah’ın kudretini, kurduğu düzeni gösteren deliller, birçok dinî ve sosyal konunun çözümüne işaretler vardır.” (Rum/21)

En güzel aşkı fısıldayan cümlelerdendir rahmetli Cahit Zarifoğlu’nun; “şöyle olmuş ben sen demişim, sense sen” sözü. Ben seni seçtim, sen de beni. Yani bir olduk, sevdik birbirimizi ve evlendik demektir bir bakıma bu söz.

Şemsabad (Kitabü Usuli’l Aşk) adlı tarihi romanımızdaki başkahramanlarımızdan Baturalp Hamza ve Selina arasında geçen diyaloga dikkatlerinizi çekmek istiyorum:

-Sultanımız Amid’den gelen babanızın fedaisi Baturalp Hamza huzurunuza çıkmak için emirlerinizi bekliyor.” Dedi.

Sultan:

– Hemen yanıma gelsin” dedi, eliyle de haznedarın gitmesini söyledi. Yanında kimseler yoktu. Anlaşılan gelenle yalnız konuşmak istiyordu. Baturalp Hamza dimdik tam bir vakarla hükümdarı selamlayıp, bağlılık yemini etti.

-Gel bakalım yiğitler yiğidi Hamza. Gürcistan seferinde yaptığın istihbarat unutulmadı. Yaptıkların sayesinde sadece Gürcistan’ı değil kraliçenin kızı Thamara’yı da aldık. Babam sana güvenmekle çok haklıymış.”

Baturalp Hamza:

-Sultanım öncelikle başınız sağ olsun. Emirlerinize amadeyim. Her görevi yapmaya hazırım.”

Sultan:

-Bundan böyle benim de fedaimsin, ancak gizli fedai. Senin birileri tarafından harcanmanı istemiyorum. Kâğıt üzerinde gözükmeyeceksin ama gölge gibi her yerde takip edeceksin. Yapacağımız bütün işler kâğıda yansımayacak. Ama bir görevin olacak. Her şey gizli kapaklı olacak. Bunu vezirlerim dahi bilmeyecek. Konuşmalarımız hiçbir zaman birilerinin yanında olmayacak, hep böyle baş başa yapılacak. Şifreli konuşup gelme diyorsam o gün yanımda çekindiğim birileri vardır bu yüzden müsait bir durumu kolladığımı anlamalısın.”

Baturalp Hamza:

-Amid fethedilmeye müsait sultanım. Amid konusunda merhum babanızın emirleri gereğince günlerdir Amid surları, emiri, halkı ve surların zayıf noktası hakkında bilgi toplamak için oralarda bulunuyordum. Tuttuğum notları da size vereyim sultanım” diyerek koynundan çıkardığı istihbarat bilgilerini hükümdara sundu. Hükümdar notları büyük bir dikkatle aldı, içinde çizilmiş planları şehrin haritası, surlarının temsili krokilerine kısaca göz attıktan sonra;

-Eminim bu bilgilerinin de diğer yaptıkların gibi bize çok faydası olacak. Benim senden bir isteğim olacak

Baturalp Hamza:

-Emredersiniz sultanım,” dedi.

II. Gıyaseddin Keyhüsrev:

– Biliyorsun babam zehirlenerek menfur bir cinayete kurban gitti. Bunu aydınlatmanı istiyorum. Ancak dediğim gibi bu iş çok gizli olarak, kılı kırk yararcasına resmi olmayan evrakların dışında olmasını istiyorum. Hiçbir şey yazıya alınmayacak. Kim ya da kimler bu işi yapıyor? Bilmek istiyorum.”

Baturalp Hamza:

-Emredersiniz sultanım” deyip selam verip, geri geri giderek kapıdan bir hayalet gibi çıktı gitti. Giderken, yeni görevindeki başarıya ulaşmasında, hayli zorlanacağını, daha işin başında kendini belli ettiğini anladı. Sultanın emirlerin kölesi olduğunu, onlardan çekindiğini, konuşmalarının satır aralarından çıkardı. Acaba sultan bu menfur cinayetin neresindeydi? Cinayetin içinde ise kendisine böyle bir görev niye veriyor? Yok, cinayetin dışında ise, cinayetin aydınlatılmasında niye açıktan bir tavır almıyordu? Sorular kafasında üst üste takla atıyordu? İşe çaşniğir Nasireddin Ali’den başlanılması gerekiyordu. Ama nasıl? Herkes susarken, hatta sultan bile, babası zehirlenmiş

iken, o bile susuyordu, hayrette ne hayret. Bir taraftan da, gizlice, kendine olayı aydınlatma görevi veriyordu. Anlaşılan fırsatını bulunca, suçlulara, en ağır cezayı verecekti. Bir taraftan da olayın aydınlatılmaması için en ufak bir resmi soruşturma, araştırma bile yaptırmıyordu. En azından çaşniğir sorguya çekilebilirdi. Demek ki cinayetin ardında derin bir yapılanma var. Bunun iç bağlantıları olabileceği gibi dış bağlantıları da olabilir.” Gizli araştırmamızda bir de kimseyi uyandırmadan sessiz ve derinden gideceğiz anlaşılan” deyip Alaeddin tepesinin güneyindeki Rum mahallesine indi. Dar taşlı sokaklara saptı. Daha önce geldiği evin taşlı merdivenlerini çıkıp çift kanatlı kapıdaki halkayı çalkaladı. İçerden bir ses:

-Kim o?” dedi. Bu ses Selina’nın sesiydi. Sesini tanımıştı:

-Senim” dedi, Baturalp Hamza. İçerdeki ses:

-O halde gelebilirsin zira bu gönül evi çok dar iki kişi almaz.” Deyip sihirli elleriyle kapıyı açtı, o masum ve gözleriyle Baturalp Hamza’ya bakıp;

-Buyurmaz mısın, hoş geldin dedi.

Baturalp Hamza;

-Hoş bulduk” deyip içeri süzüldü. Bir taraftan da Selina’ ya bakarak ondaki değişimi fark etmişti. Aylar öncesinin Selina’sından, daha da bir güzeldi, karşısındaki kız. Başına güzel, sarı zemin üstünde, kırmızı gülleri olan, işlemeli bir yemeni bağlamıştı. Yüzüne de aydınlık gelmişti. Beş vakit namaza da başlamıştı anlaşılan. Yüzünden nur akıyordu. Gerçek sevgiliyi bulmuştu. Sevgilerin ana kaynağı, menbaına ermişti. Yavaşça kanepeye ilişti, neredeyse onun yakıcı güzelliği karşısında düşüp bayılacaktı. Sanki karşısına insan değil bir melek çıkmıştı. Daha önce de onu görmüştü ama bu sefer ki

gibi doğrusu etkilenmemişti. Onun çok şaşırdığını gören Selina söze girdi;

-Bu seferiniz uzun sürdü galiba aylar oldu sen gelmedin” dedi.

Sözlerinde bile bir gizem, tatlılık ve sıcaklık vardı. Öylesine yakıcı bir bakış fırlattı ki kaş altından bu sefer Selina sendelemeye başladı, boğazı düğümlenir gibi oldu. İmdadına bu sefer Baturalp Hamza yetişti:

-Gerçekten bu sefer çok yoğun bir çalışma yaptım. Gürcistan, Kayseri ve Amid üçgeninde aylar geçti, ama sensiz asırlar geçti Selina!

Selina:

-Benim içinde öyle oldu, buraları seninle güzel. Sen olmayınca, hiçbir şeyin tadı yok. Keşke hiç buralardan gitmesen. Hep buralarda kalsan. Biliyor musun? Handa gördüğüm rüyadan beri seni unutamıyorum. Rüyamda ateşlerden beni koruyordun, hidayete, Allah’a kul olmaya çağırıyordun. Beni Yaratan ile buluşturduğun için sana minnet duyuyorum. Sen sahte bir yol gösteren değilsin. Hâlbuki bu dünyada gökteki yıldızlardan daha çok sahte hoca, şeyh, pedagog, eğitimci var. Gerçek mürşit yol gösteren hoca senin içine bakmaya, nefsini aşıp içindeki güzellikleri keşfetmeye yönlendirir. Yoksa kendine hayran olmaya değil. Sen benim rüyalarımda bile benden yararlanmaya kalkmadın, hep iyiye, Allah’a, onun dosdoğru yoluna çağırdın. Sen gerçek bir mürşitsin Baturalp Hamza.” Der demez yukarıdan bir ses;

-Selina’cığım kimmiş o?” diye seslendi. Bu Kerra Hatun’un sesiydi. Mutfakta kızı Kimya’nın karnını doyurmaktaydı.

Şemsettin ÖZKAN

24.04.2021 MUDANYA

KAYNAKLAR

1-kuran.diyanet.gov.tr

2-kuranmeali.com

3-Şemsettin ÖZKAN, Şemsabad (Kitabü Usuli’l Aşk) Tarihi romandan alıntı henüz basılmadı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir