(Toplumsal İlişkiler 2040)

حُرِّمَتْ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةُ وَالدَّمُ وَلَحْمُ الْخِنْزٖيرِ وَمَٓا اُهِلَّ لِغَيْرِ اللّٰهِ بِهٖ وَالْمُنْخَنِقَةُ وَالْمَوْقُوذَةُ وَالْمُتَرَدِّيَةُ وَالنَّطٖيحَةُ وَمَٓا اَكَلَ السَّبُعُ اِلَّا مَا ذَكَّيْتُمْ وَمَا ذُبِحَ عَلَى النُّصُبِ وَاَنْ تَسْتَقْسِمُوا بِالْاَزْلَامِۜ ذٰلِكُمْ فِسْقٌۜ اَلْيَوْمَ يَئِسَ الَّذٖينَ كَفَرُوا مِنْ دٖينِكُمْ فَلَا تَخْشَوْهُمْ وَاخْشَوْنِۜ اَلْيَوْمَ اَكْمَلْتُ لَكُمْ دٖينَكُمْ وَاَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتٖى وَرَضٖيتُ لَكُمُ الْاِسْلَامَ دٖينًاۜ فَمَنِ اضْطُرَّ فٖى مَخْمَصَةٍ غَيْرَ مُتَجَانِفٍ لِاِثْمٍ فَاِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَحٖيمٌ
“Ölmüş hayvan-leş, kan, domuz eti, Allah’tan başkası adına boğazlanan, boğulmuş, sert bir cisimle vurulup öldürülmüş, yuvarlanarak ölmüş, boynuzlanıp ölmüş hayvanlar ile yırtıcı hayvanların parçaladığı hayvanlar -ölmeden yetişip kestikleriniz müstesna- putperest sunaklarında boğazlanmış hayvanlar ve fal oklarıyla kısmet aramanız, geleceğiniz ile ilgili kehanette bulunmanız size haram kılındı. Bütün bunlar fâsıklıktır, hak bir düzenin dışına çıkmadır ve günahkâr, isyankâr davranışlardır. Kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar edenler, kâfirler, bugün dininizi, şeriatınızı, medeniyetinizi yok etmekten ümit kesmişlerdir. Artık saygı duyarak onlardan korkmayın, saygı duyarak benden korkun. Bugün dininizi, şeriatınızı kemâle erdirdim, olgunlaştırdım. Üzerinizdeki nimetimi, dinimi tamamladım. Liyâkatinizden dolayı, hayatınızla içiçe, din olarak, şeriat olarak, medeniyet olarak size İslâm’ı layık gördüm. Kim açlıktan bunalır, bilerek günah işleme niyeti olmadan bunlardan yemek zorunda kalırsa ona günah yoktur. Allah çok bağışlayıcı, engin merhamet sahibidir.” (Maide/3)
Evet Türklük bir ırktır, lakin balkanlarda ve dünyanın dört bir yanında Türklük deyince Müslümanlık, Müslümanlık deyince de Türklük akla gelmektedir. Bu kavramlar birbiriyle özdeşleştirilmektedir. Çünkü Türkler İslam’ın bayraktarlığını en iyi yapan, savaşçı bir toplum olarak anılmaktadır.
Bu yüzden bu iki kavramı lügatimizden silmek ve ayırmak istemeleri asla tesadüf değildir. Oktay Sinanoğlu; “Türklük ile Müslümanlığı ayırmak, bir Amerikan oyunudur. Türkü Müslüman lafına, Müslümanı da Türk lafına, düşman ettiler” derken anlatmaya çalıştığı da bu değil midir?
Bu konuda kafa yoranların başında gelenlerden biri de İsmet Özel’dir, şöyle der “Şiir Okuma Klavuzu” adlı eserinin bir yerinde: “Benim bir Türk tanımım var. Onu yeri gelmişken söyleyeyim: Kâfirle çatışmayı göze alan Müslümana Türk denir. Bizim insanların Müslümanlığına hiçbir diyeceğimiz yok. Ehl-i kıbleyi tekfir etmeyiz. Herkes Müslüman olabilir. Ama herkes Türk olamaz. Yine, “Türklük ne zaman başladı?” diye, birisi bana soracak olursa diyorum ki: Allah Resulü cihada gitmeyip de onun masrafıyla mescid bina edenlerin mescidine girmedi. Türklük o zaman başladı. Anlaşabildik mi, bilmiyorum.”
Enteresan değil mi? Herkesin Türk olamayacağını söylüyor üstad. Türkün mücahid karakterli insanlardan müteşekkil, cihat ruhuyla bezenmiş insanlar olduğunu ısrarla kafirle çatışmaya gözünü karartmış insanlar olduğunu söylüyor ki Türkler doğaları gereği böyle bir topluluktur. Savaştan asla kaçmazlar, Hakkı eğip bükmezler. Mert ve cesurdurlar.
Türkler üzerine sözler sarf eden yabancılardan bazılarına şöyle bir göz atalım isterseniz;
* Lord Byron der ki; “Kılıcı insafsız bir beceriyle kullanan Türk’ün eli, yendiği insanların yarasını sarmakta da ustadır.”
*Comenius (Çek Bilgini) der ki; “Türkler kahramandırlar, dostlarına zarar vermezler. Yüce Türk milleti tuttuğu eli bırakmaz, sözünden dönmez, iyi ve kötü günlerde dostundan ayrılmaz. Böyle bir ulusla el ele vermek yeryüzünde her zorluğu yenmek için sonsuz bir güç ve yetenek kazanmak demektir.”
* Çarnayev (Rus Komutan) şöyle der: “Türklerin yalnız sonsuz bir cesareti değil, iradeleri sersemleştiren bir sihirbaz zekası vardır. İşte Türk, bu zekasıyla zafer kazanır, uygarlıklar yaratır ve insanlık dünyasında en şerefli hizmeti başarır. Zaten Avrupa’nın yarısını yüzyıllarca boyunduruk altına almak başka türlü mümkün olamazdı.”
* Moltke der ki; “Silahlı milletin en canlı örneği Türklerdir. Bu diyar köylüsünün orak, katibinin kalem ve hatta kadınlarının etek tutuşunda silaha sarılmış bir pençe kıvraklığı vardır. Türk ata biner gibi oturur, keşfe yollanan asker gibi uyanık yürür.”
Daha böyle bir çok örnek verebilirim. Demek ki yabancılar nezdinde de Türkler cevval, cihat ruhuna sahip, döğüşen Hakkı teslim eden insanlar. O zaman elbette onların İslam’la daha da kavileşen nesillerini pısırık, ayyaş, uyuşuk, pasif sıradan bir topluluk yapmak isteyeceklerdir. Bu işe elbette din, ahlak, maneviyat, ekonomi, iktisat, eğitim, sağlık, siyaset, bilim, nüfus azaltma, yer altı ve yerüstü kaynaklarını sömürme, ormanlarını, tabi güzelliklerini talan etme, nesillerini bozma vb. birçok alandan başlamaları kadar doğal bir şey düşünülemez. Türk ve Müslüman çatıştırmasını sosyal medya gibi platformlarda tırmandırmaya çalışacaklar.
Önemli olan bu hücumlara karşı Türk olduğunu söyleyen bizler ve içimizdekilerin ne yaptığıdır. Türkün dininin, dilinin, örf, adet ve geleneklerinin, mirasının, kültür ve medeniyetinin nasıl korunduğudur. Üzerimize düşeni yapıp yapmadığımızdır.
Şemsettin ÖZKAN
26.01.2026 KONYA
KAYNAKLAR
1-kuran.diyanet.gov.tr
2-kuranmeali.com
3-pixabay.com
4-1000kitap.com
5-memurlar.net