ON DÖRT YAŞINDAYKEN BİR PARÇA EKMEK ÇALDIM BU YÜZDEN BENİ ZİNDANA ATTILAR AMA ALTI AY BEDAVA EKMEK VERDİLER HAYATIN ADALETİ BUDUR

(Toplumsal İlişkiler 3104)

ON DÖRT YAŞINDAYKEN BİR PARÇA EKMEK ÇALDIM BU YÜZDEN BENİ ZİNDANA ATTILAR AMA ALTI AY BEDAVA EKMEK VERDİLER HAYATIN ADALETİ BUDUR

اِنَّ الَّذٖينَ يَكْفُرُونَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ وَيَقْتُلُونَ النَّبِيّٖنَ بِغَيْرِ حَقٍّ وَيَقْتُلُونَ الَّذٖينَ يَاْمُرُونَ بِالْقِسْطِ مِنَ النَّاسِ فَبَشِّرْهُمْ بِعَذَابٍ اَلٖيمٍ

“Allah’ın ayetlerini (gereksiz ve geçersiz sayıp bile bile) inkâr edenler, peygamberleri haksız yere öldürenler ve insanlardan adaleti emredenleri (Hakk düzeni gerçekleştirmek ve yürütmek isteyenleri) katledenler (var ya); işte onlara acıklı bir azabı müjdele. (Ki bunu yakında göreceklerdir.)” (Al-i imran/21)

En çok “Sefiller ve Notre Dame’ın Kamburu” romanlarıyla tanınan Fransız romantizm akımı şairi, roman ve oyun yazarı, parlamenter Victor Hugo; (1802-1885) “on dört yaşındayken bir parça ekmek çaldım. Bu yüzden beni zindana attılar, ama altı ay bedava ekmek verdiler. Hayatın adaleti budur” derken dönemin Fransa’sında, hukuk normlarının işleyişini yerden yere vurur.

Dünyanın bir çok yerinde işleyen hukuk üç aşağı beş yukarı bu şekildedir desek yalan olmaz. Yine dünden günümüze ceza uygulamalarında birtakım bize göre tuhaf lakin kendi dönemine göre mantığı olan uygulamalar vardı.

Eski ceza hukukunda, modern hukuk anlayışına göre “gariplik” veya “orantısızlık” olarak görülen, ancak kendi döneminin toplumsal düzeni ve mülkiyet anlayışı içinde mantığı olan birçok uygulama mevcuttur. Özellikle “gözlük çalmanın göz çıkarmaktan ağır olması” gibi durumlar, malın kutsallığı ve bedensel bütünlük arasındaki çatışmadan doğmaktadır.

İşte eski ceza hukuku uygulamalarındaki bu tür garip durumlara dair öne çıkan örnekler:

  • Malın Bütünlüğü İnsandan Önde: Eski hukuk sistemlerinde (örneğin Hammurabi kanunları veya Orta Çağ hukuku) mülkiyet hakkı, özellikle soyluların veya tüccarların malları çok sıkı korunurdu. Bir kişinin gözünü çıkarmak “bedensel zarar” (diyet/tazminat) gerektirirken, hırsızlık “düzeni bozan ağır suç” sayılarak el kesme, sürgün veya ölümle cezalandırılabilirdi.
  • “Göz Hakkı” Mazeretinin Geçersizliği: Hırsızlık, sosyal düzeni tehdit eden bir eylem olarak görüldüğü için köylünün mahsulünü veya dükkandaki bir eşyayı (gözlük gibi) çalmak, açlık mazeretiyle bile olsa, vücut bütünlüğüne yönelik kasti olmayan bir saldırıdan daha ağır cezalandırılabilirdi.
  • Kısas ve Tazminat Dengesi: “Kısas” (göze göz) ilkesi, aslında cezayı sınırlandırmak için getirilmişti (daha fazlasını yapmayı engellemek). Ancak bu sistemde zenginler, işledikleri bedensel suçların cezasını para (diyet) ödeyerek hafifletebilirken, mal hırsızlığı yapan yoksullar daha ağır fiziksel cezalara (uzuv kesme) maruz kalabiliyordu.
  • Sakatlama Cezaları: Orta Çağ Avrupa’sında hırsızların ellerinin veya kulaklarının kesilmesi yaygındı. Bu, hırsızın suçu ömür boyu üzerinde taşımasını (utanç) sağlardı.
  • Ordaliler (İlahi Sınav): Suçun ispatlanamadığı durumlarda, sanığın kızgın demiri tutması veya kaynar suya elini sokması gibi “ordali” yöntemleri uygulanırdı. Yaranın enfeksiyon kapıp kapmamasına göre suçlu belirlenirdi.

Günümüz Hukukuyla Farkı:Bugün hukuk sistemlerinde öncelik insan hayatı ve vücut bütünlüğüdür. Kasten yaralama (göz çıkarma), mala zarar vermekten (gözlük kırma) kıyaslanamayacak kadar ağır cezalandırılır. Ancak eski hukukta “devletin ve mülkiyetin otoritesi”, bireyin bedensel bütünlüğünden daha üstün tutulabiliyordu.

Peki İslam’da hırsız için el kesem cezası yok muydu? Vardı lakin kıtlık, açlık ya da kuraklık gibi zaman dilimlerinde uygulanmadığını görüyoruz. Öyle ekmek çalmaya falan ceza uygulanmaz. Hz. Ömer, hırsızlık cezasını (el kesme) kıtlık zamanı (Remâde Yılı) açlık, zaruret ve devletin sosyal adaleti sağlayamaması şüphesi nedeniyle uygulamamıştır. Ceza hükmünü tamamen iptal etmemiş, ancak şartlar oluşmadığı (şüphe doğduğu) için cezayı askıya almış ve açlıktan çalanlara uygulamamıştır. “İnsanların karnını doyurmadan, onlardan kanunlara uymayı istemeyiz” anlayışını benimsemiştir. 

Detaylar:

  • Remâde Yılı (Kıtlık Dönemi): Hz. Ömer’in halifeliği döneminde, hicri 18. yılda Medine ve çevresinde yaşanan büyük kıtlık ve kuraklık dönemidir.
  • Hukuki Gerekçe: İslam hukukuna göre, kişinin hayatta kalmak için (zaruret hali) hırsızlık yapması durumunda, bu fiil “had” (kesin ceza) gerektiren hırsızlık kapsamına girmez. Şüphenin olduğu yerde had cezası düşer.
  • Sosyal Adalet Vurgusu: Devletin vatandaşını doyuramadığı durumlarda, açlıktan yapılan hırsızlığın suç teşkil etmeyeceğine dair sahabe ittifakı (ortak görüş) oluşmuştur.
  • Köleler Örneği: Hz. Ömer, efendileri tarafından aç bırakıldıkları için hırsızlık yapan kölelere ceza vermemiş, hatta hırsızlığı yaptıran efendilerini cezalandırmakla tehdit etmiştir.
  • Uygulama: Bu, cezanın kökten kaldırılması değil, “şartlar ve zaruret” bağlamında hukuki bir içtihattır.

Şemsettin ÖZKAN
08.07.2026 KONYA

KAYNAKLAR
1-kuran.diyanet.gov.tr
2-kuranmeali.com
3-nu.pinterest.com
4-Al Bakışı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir