(Toplumsal İlişkiler 3159)

خُذِ الْعَفْوَ وَاْمُرْ بِالْعُرْفِ وَاَعْرِضْ عَنِ الْجَاهِلٖينَ
“SEN, insan fıtratının kabule yatkın olduğu yolu tut; ¹⁶² iyi olanı emret; bilgisiz kalmayı seçenleri ¹⁶³ kendi hallerine bırak.” (Araf/199)
İsterseniz konuya Muhammed Esed’in yukarıda geçen ayete Kur’an Mesajı adlı eserinde getirdiği açıklamayla girelim:
162. Lafzen, “[İnsan yapısından] kolayca (kopup) geleni al”. Zemahşerî’ye göre huzi’l-‘afv’ın anlamı; “insanların eylem ve tavırlarından sana kolay geleni [ya da kendiliğinden sana uygun olanı] seç; insanların sırtına gereksiz yükler yüklemeksizin işleri onlar için kolaylaştır; ve onlar için çok zor olacak çabaları isteme onlardan.” Pek çok klasik müfessirin de benimsemiş olduğu bu açıklama, huzi’l-‘afv deyimi için, hem Abdullah b. Zübeyr ile kardeşi ‘Urve’nin (Buhârî), hem Hz. Ayşe’nin ve hem de bir sonraki kuşaktan Hişâm b. ‘Urve ile Mücâhid’in yaptıkları benzer açıklamalara dayanmaktadır (bkz. Taberî, Beğavî ve İbni Kesîr). “İnsan zayıf yaratılmıştır” (4:28) ve “Allah hiç kimseye gücünün üstünde yük yüklemez” (2:286, 6:152, 7:42, 23:62) şeklindeki Kur’ânî öğretilerle de tam bir uyum içinde olan bu ayet, böylece, inanan kimselere insan fıtratının kabule yatkın olduğu yolu tutmalarını, hata içinde olanlara karşı fazla sert ve zorlayıcı olmamalarını öğütlüyor. Bu öğüdün (tavsiyenin), özellikle, günahların en affedilmez olanı durumundaki şirkten (yani, Allah’tan başka herhangi bir kimseye ya da nesneye ilahî güçler ve sıfatların yakıştırılması) hemen sonra zikredilmesi onu daha da anlamlı kılıyor.
163. Lafzen, “cahilleri”. Bununla, ahlakî gerçeklere inatla sağır ve kapalı kalanlar kasdediliyor olmalı; yoksa bu ahlakî gerçeklerden habersiz olanlar, bunların henüz farkında olmayanlar değil.
“Ne kadar az bilirsen o kadar iyi uyursun.” der Gorki. İzahını Sartre yapar; “Uyursan gece biter, uyuyamazsan sen.” Son noktayı da Freud koyar: “Çok uyumak kaçmaktır, uyuyamamaksa yakalanmak.” en iyisi orta yolu bulmak, barışmak ve affetmek.
Sosyal medyada ve halk arasında genellikle Turgut Uyar’a atfedilse de, aşağıdaki dizelerin şair Turgut Uyar’ın resmi eserlerinde yer almadığı, anonim bir alıntı veya internet dönemine ait modern bir edebi ifade olduğunu unutmamak gerek.
“Temmuz çoktan bitti. Ağustos da bitecek… Eylül’de ellerin üşüyecek, Isınmak için geleceksin. Biliyorum… Eylül tam bu işe göredir, gel bağışlayalım birbirimizi…
Bu dizeler; af, bağışlama, tövbe, dönüş (dönüp dolaşıp hakikate/sevgiye gelme) ve insanın acziyeti temalarını işler.
Kuran-ı Kerim’de doğrudan bu edebi dizeleri karşılayan bir ayet yoktur; ancak şiirin taşıdığı bağışlama, merhamet, zorluktan sonra sığınma ve kucaklaşma manalarıyla manevi bağ kurabileceğimiz temel ayetler şunlardır:
1. Affetmek ve Bağışlamak Üzere (Âf ve Sulh) Şiirdeki “Gel bağışlayalım birbirimizi” çağrısı, Kur’an’daki karşılıklı af ve hoşgörü tavsiyeleriyle ahenk içindedir: * Şûrâ Suresi, 40. Ayet: “Kötülüğün karşılığı, onun gibi bir kötülüktür (kötülüğe misilleme vardır). Ama kim affeder ve arayı düzeltirse, onun mükâfatı Allah’a aittir. Şüphesiz O, zalimleri sevmez.” *A‘râf Suresi, 199. Ayet: “Sen af yolunu tut, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir.”
2. Pişmanlık ve Dönüş (Geleceksin / Sığınmak) Şiirde soğukla birlikte (Eylül’ün gelmesiyle) sığınacak bir liman arar gibi geri dönüş teması işlenir. İnsanın zayıflayıp Yaratıcısına veya sevdiklerine dönüşü de benzer bir sığınmadır: * Tevbe Suresi, 118. Ayet: “…Sonra Allah, tövbe etsinler diye onları bağışladı. Çünkü Allah, tövbeyi çok kabul eden ve merhamet edendir.” * Zümer Suresi, 53. Ayet: “De ki: Ey kendi aleyhlerine hududu aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Allah bütün günahları bağışlar. Çünkü O, çok bağışlayan, çok merhamet edendir.”
Bu söz, yazın (sıcak günlerin, tutkunun veya gururun) bitişiyle birlikte gelen yalnızlık ve pişmanlık duygusunu, sonbaharın hüznüyle harmanlayan romantik ve kabullenici bir seslenişir. Anlamı ve Açıklaması
- Yazın ve Coşkunun Bitişi (“Temmuz çoktan bitti, Ağustos da bitecek”): Temmuz ve ağustos, yılın en sıcak, belki de ilişkilerdeki en tutkulu, gururlu ve dışa dönük zamanlarını simgeler. Bu dönemin bitmesi, o geçici sıcaklığın ve kaçışların sonuna gelindiğini gösterir.
- Yalnızlık ve Üşümek (“Eylül’de ellerin üşüyecek, ısınmak için geleceksin”): Eylül, havaların serinlediği, insanların içe döndüğü bir dönüm noktasıdır. Fiziksel üşüme, ruhsal bir yalnızlığın ve sevgisiz kalmanın metaforudur. Şair/anlatıcı, karşısındakinin gururu kırıldığında veya yalnızlığıhissettiğinde çareyi kendisine sığınmakta bulacağını çok net bilir.
- Eylül’ün Dogası ve Barışma (“Eylül tam bu işe göredir; gel bağışlayalım birbirimizi”): Eylül ayı; doğanın sararması, hüzünlenmesi ve insanların da yumuşaması için en uygun zamandır. Geçmişteki kırgınlıkları, hataları ve gururu bir kenara bırakıp eski defterleri kapatmak, sonbaharın o affedici ve olgun atmosferinde yeniden kucaklaşmak için bir davettir.
Şemsettin ÖZKAN
01.09.2026 GÜZELYALI
KAYNAKLAR
1-kuran.diyanet.gov.tr
2-kuranmeali.com
3-1000kitap.com
4-Al Bakışı