(Toplumsal İlişkiler 3100)

اِقْرَاْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذٖى خَلَقَ
“Ey insan! Yaratan Rabb’inin adıyla oku! Sana Rabb’in tarafından gönderilen ve bundan böyle ayet ayet, sûre sûre muhatap olacağın bu kitabı, onu güzelce anlamak, zihnine nakşetmek, hayatına yansıtmak ve başkalarına tebliğ etmek amacıyla oku fakat bâtıl değerler, sahte ilâhlar adına
değil; onların rızası için, onların istediği doğrultuda değil; yalnızca Rabb’inin adıyla oku!” (Alak/1)
Okumak… Aslında aydınlanmak demek değil midir? İnsan karanlıktadır lakin okuduğunda, okuduğunu anladığında, anladığını davranışa döktüğünde bu aydınlanma gerçekleşir.
Yedi Güzel Adam’dan üstadımız Nuri Pakdil; “okumadığın gün karanlıktasın” derken, bunu anlatmaya çalışır. Doğru söze ne hacet. Tefekkür ederek kainat kitabını okumak ve yüce Yaratan’a tam bir bağlılıkla; “Onlar ki; ayakta, oturarak ve yanları üzerinde iken hep Allah’ı hatırlayıp anarlar. Göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde inceden inceye düşünürler ve şöyle derler: “Ey Rabbimiz! Sen bunların hiçbirini anlamsız ve amaçsız yaratmadın. Sen yücelikte sınırsızsın, bizi ateş azabından koru.” (Al-i imran/191)
İmam-ı Gazali; “okumak üç türlüdür dilin okuması kıraat aklın okuması tefekkür ve kalbin okuması hayattır” derken, vurgulamaya çalıştığı da budur zaten. Herşeyi O’nun adıyla okuyabilmek ne güzel. Olayları, hayatı, kainatı ve Sevgili’yi.
Pirimiz Hz. Mevlana şöyle der: “Sen böyle güzel iken, bana söz düşmez. Bakma böyle yazılar yazdığıma. Ben aslında ikra (oku) emrine amade durmuş, seni okuyorum ey sevgili!” Sevgili dediği yüce Yaratan. Her şeyi O’na göre okumak da, erenlerin işi değil midir?
J. Paul Sartre; “okumadan geçen bir günü, yitirilmiş bir gün” olarak telakki eder. Okumayan her zaman kaybetmeye mahkumdur. Okumak deyince sadece kitap okumayı elbette kasdetmiyoruz. İnternette okumayı, kainatta okumayı, olayları okumayı, kitap okumayı, hasılı yüce Yaratan Rabb’imizin, Sevgili’mizin adıyla her şeyi okumaktan bahsediyoruz.
Benjamin Franklin; “bir ülkede okumaya karşı istek artmadıkça, gaflet ve bundan doğacak felaket azalmaz” derken, toplumu cehaletin karanlıklarına sürükleyen şeyin, kitap okuma alışkanlığının, o toplumda zayıf olmasını gösterir.
Sunay Akın’ın şu tesbiti de ilginç; “eski Türk filmlerinde görmüşsünüzdür belki… Genç kızlara düzgün yürümeyi öğretmek için başına bir kitap koyar ve kitabı düşürmeden dik yürümesini öğretirler. Demek ki kitap her ne amaçla kullanılırsa kullanılsın, insana düzgün yürümeyi ve dik durmayı öğretir.”
Okumak elbette sadece dille olmuyor. Kainatı akılla nice okuyan bilim adamları var. Gökyüzüne bakarken, dağlara, denizlere, hayvanlara, bitkilere, dahası kendine bakarak araştıran, analiz yapan akıl sahipleri var. Daha da ileri gidip kalbiyle hayatı okuyan nice arifler var.
Şemsettin ÖZKAN
04.07.2026 KONYA
KAYNAKLAR
1-kuran.diyanet.gov.tr
2-kuranmeali.com
3-pixabay.com
4-suskunduvar.com