LEYLA’YI HENÜZ GÖĞSÜNDE TOMURCUKLARI BELİRMEDEN SEVDİM İKİMİZ DE ÇOCUKTUK BERABER KUZULARI OTLATIYORDUK KEŞKE NE BİZ BÜYÜSEYDİK NE DE KUZULAR

(Toplumsal İlişkiler 378)


بَلٰى مَنْ اَسْلَمَ وَجْهَهُ لِلّٰهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ فَلَهُٓ اَجْرُهُ عِنْدَ رَبِّه۪ۖ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ۟
Hayır, öyle değil! Kim “ihsan” derecesine yükselerek özünü Allah’a teslim ederse, onun mükâfatı Rabbinin katındadır. Artık onlara korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir.” (Bakara/112)

Samimiyet yani içinden geldiği gibi davranmak ne güzel şey. Hele hele çocuk masumiyetiyle birleşeni bambaşka.

Mecnun (Kays’ın bir şiirinden) şöyle der; “Leyla’yı henüz göğsünde tomurcukları belirmeden sevdim. İkimiz de çocuktuk. Beraber kuzuları otlatıyorduk. Keşke ne biz büyüseydik ne de kuzular…” Yani hep çocuksu duygular tüm ömrümüze hakim olsaydı. Yani “hep içten, samimi günahsız olabilseydik. Keder tasa nedir bilmeseydik. Tertemiz hisler devamlı bizimle olabilseydi ne güzel olurdu,” demek ister Arap edebiyatında adı Kays olarak bilinen Mecnun.

Dünyayı tanımak, bilmek ve anlamak aslına bakarsanız üzüntü keder ve ıstıraptır. Hele hele büyümek kötüyü, çirkini ve yanlışı görmek insana hepten bir sıkıntı verir. Gerçeklerle yüzleşirsiniz. İyiyi ve kötüyü ayırtedersiniz. Bilmiyorum da acaba ilkokul öğretmenimizi bu yüzden mi çok seviyoruz ki?

Çocuk gözüyle bakmak deyince aklıma hep Mimar Sinan’ın yaptığı minareye eğik olmuş diyen çocukla hikayesi gelir. Mübarek insan çocuğun seviyesine ne güzel inmiş. Çocuk gözüyle minareyi ne kadar güzel düzeltmiş. Mimar Sinan, Süleymaniye Cami karşısında oynayan çocukların yanından geçerken bir çocuğun arkadaşına:  “- Şu minare eğri yapılmış..” dediğini duymuş. Mimar Sinan hemen çocuğun yanına giderek;

– Göster bakalım hangi minare eğri olmuş” deyince, çocuk eliyle işaret ederek;

– Şu minare eğri yapılmış ,sağ taraftaki minare eğri” der.

Bunun üzerine Mimar Sinan işçilere;

– Bize bir halat getirin,” der. İşçiler halatı getirir ve Mimar Sinan bir ucunu minareye bağlamalarını ister. Mimar Sinan küçük çocuğu yanına çağırır ve işçiler şimdi halatı çekerek minareyi düzeltecekler.

Minare düzelince sen tamam diyerek bizleri uyar” demiş. İşçiler bakıyor minarede eğrilik falan yok, ama bu olanlara da anlam veremeyince,  Mimar Sinan’a;

– Mimar başımız, sen bizlerden daha iyi biliyorsun ki, minarede eğrilik falan yok biz bunun neresini düzelteceğiz?”

Mimar Sinan; “siz dediğimi yapın,” der. İşçiler halatı çekmeye başlar, Mimar Sinan çocuğa; “düzeldi mi der?” Çocuk; “biraz daha,” der. İşçiler bir daha çeker halatı,  Mimar Sinan yine sorar çoçuğa; “düzeldi mi?” diye sorar. Çocuk; “biraz daha” der. İşçiler yine çeker halatı çocuk; “tamam, tamam
Tamaaam düzeldiii..” der.

Mimar Sinan çocuğa: tekrar “Şimdi tamamen düzeldi mi?” diye sorunca, çocuk: “Evet düzeldi, şimdi daha güzel oldu, bak..” diye cevap verir. Mimar Sinan sonra işçilere dönerek şöyle demiş:
“- Eğer biz bu çocuğun kafasındaki minarenin eğriliğini düzeltmeseydik, çocuk caminin yanından her geçtiğinde caminin güzelliğini değil de, minarenin eğriliğini görürdü. Kafasındaki minare eğriyken önlem almasaydık, diğer çocukların da kafasında eğri minare olarak kalabilirdi.
Dedikodular aslı astarı olmasa bile, büyüdüklerinde kafalarında iz bırakırdı. Böylece caminin adı da eğri minareli cami olarak yayılırdı” der.

Şemsettin ÖZKAN

17.06.2021 GÜZELYALI

KAYNAKLAR

1-kuran.diyanet.gov.tr

2-kuranmeali.com

3-bilgideryam.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir