(Toplumsal İlişkiler 3192)

وَاَنْزَلْنَٓا اِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ الْكِتَابِ وَمُهَيْمِنًا عَلَيْهِ فَاحْكُمْ بَيْنَهُمْ بِمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ وَلَا تَتَّبِعْ اَهْوَٓاءَهُمْ عَمَّا جَٓاءَكَ مِنَ الْحَقِّۜ لِكُلٍّ جَعَلْنَا مِنْكُمْ شِرْعَةً وَمِنْهَاجًاۜ وَلَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ لَجَعَلَكُمْ اُمَّةً وَاحِدَةً وَلٰكِنْ لِيَبْلُوَكُمْ فٖى مَٓا اٰتٰيكُمْ فَاسْتَبِقُوا الْخَيْرَاتِۜ اِلَى اللّٰهِ مَرْجِعُكُمْ جَمٖيعًا فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ فٖيهِ تَخْتَلِفُونَ
“Ve sana, [ey Peygamber], hakikati ortaya koyan bu ilahî kelâmı, geçmiş vahiylerden bu/güne kalanı tasdik edici ve içinde hangi doğruların bulunduğunu belirleyici olarak indirdik. Öyleyse, [ey Peygamber,] geçmiş vahyin izleyicileri arasında Allah’ın indirdiklerine uygun olarak hüküm ver, ve sana gelmiş olan hakikati terk ederek onların mesnedsiz görüşlerine uyma. Biz, her biriniz için [farklı] bir sistem ve [farklı] bir hayat tarzı belirledik. ⁶⁶ Eğer Allah dileseydi, hepinizi bir tek topluluk yapardı: ama indirdikleri aracılığıyla sizi sınamak için [başka türlü diledi]. O halde hayırlı işlerde yarışın! Hepinizin dönüşü Allah’adır; o zaman Allah, ayrılığa düştüğünüz şeyleri size gösterecektir.” (Maide/48)
Muhammed Esed “Kur’an Mesajı” adlı eserinde ayetteki لِكُلٍّ جَعَلْنَا مِنْكُمْ شِرْعَةً وَمِنْهَاجًاۜ
“Her biriniz için” ifadesi için, insanlığı oluşturan çeşitli toplumları anlatır” der ve şu açıklamayı yapar: “Şir‘a yahut şerî‘a terimi, lafzî olarak, (insanların ve hayvanların yaşamaları için zorunlu olan su ihtiyacını karşıladıkları) “su kaynağına giden yol”u gösterir ve Kur’an’da bir topluluğun sosyal ve manevî refahı için gerekli olan bir hukuk sistemini göstermek için kullanılır. Diğer taraftan minhâc terimi, genellikle soyut anlam taşıyan “açık yol”, yani bir “hayat biçimi” anlamına gelir. Ancak, şir‘a ve minhâc terimleri, yalnızca belli bir inanç sistemi ile ilgili kanunları değil ama aynı zamanda Kur’an’a göre Allah’ın her peygamberi tarafından tebliğ edilen bütün değişmez, temel manevî hakikatleri de kapsayan dîn teriminden anlam olarak daha dar kapsamlıdır. Çünkü Peygamberler tarafından tesis edilen belli bir hukuk sistemi (şir‘a veya şerî‘a) ve tavsiye edilen hayat biçimi (minhâc), zamanın ihtiyaçlarına ve her toplumun kültürel gelişmesine bağlı olarak değişir. İşte bu “çoklukta birlik” Kur’an’da sıkça vurgulanmıştır (mesela, 2:148’in ilk ayeti, 21:92-93, yahut 23:52 vd.). Öğretilerinin evrensel geçerliliği ve metinsel değişmezliği ile Peygamber Muhammed (s)’in “hâtemu’l-enbiyâ’”, yani, peygamberlerin sonuncusu (bkz. 33:40) olması gerçeği nedeniyle, Kur’an, bütün vahiylerin zirvesini temsil eder ve ruhî/manevî tatminin en son, en mükemmel yolunu ortaya koyar. Ancak Kur’an mesajının bu benzersizliği, önceki inançların mensuplarını Allah’ın rahmetine ulaşmaktan alıkoymaz: çünkü -Kur’an’ın sıkça işaret ettiği gibi- onlar arasından Tek Allah’a ve Hesap Günü’ne (yani, bireyin ahlakî sorumluluğuna) katıksız biçimde inananlar ve erdemlice bir hayat yaşayanlar, “ne korkacak ne de üzüleceklerdir.”
İbn-i Arabi der ki; “kendi inancınızda farklı inançları yok sayacak derecede kaybolmayın böyle yaparsanız varlığın gerçek güzelliğini göremezsiniz. Kudreti ve bilgisi sınırsız olan Allah hiç kimsenin anlayışına hapsedilemez.”
Muhyiddin İbn Arabî’ye atfedilen bu derin ifade, Allah’ın mutlak ve kuşatıcı olduğunu, hiçbir beşeri zihnin veya inanç kalıbının O’nu tamamen sınırlamayacağını vurgular. Bu düşünceyi destekleyen temel Kur’an ayetleri: Bakara Suresi 115. ayet, Hucurat Suresi 13. ayet ve Maide Suresi 48. ayettir.
Allah’ın Mekan ve Anlayışlarla Sınırlandırılamaması
- Bakara Suresi, 115. Ayet: “Doğu da Allah’ındır, batı da. Nereye dönerseniz Allah’ın yüzü (zatı) oradadır. Şüphesiz Allah lutfu en genişandır, her şeyi bilendir.”
- En’am Suresi, 103. Ayet: “Gözler O’nu idrak edemez; ama O gözleri idrak eder. O, latiftir, her şeyden haberdardır.”
İnsanlar Arasındaki Farklılıkların İlahi Hikmeti
- Hucurat Suresi, 13. Ayet: “Ey insanlar! Biz sizi bir erkek ve bir kadından yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Şüphesiz Allah katında en şerefliniz O’na karşı gelmekten sakınanınızdır.”
- Maide Suresi, 48. Ayet: “…Her biriniz için bir şeriat ve bir yol belirledik. Eğer Allah dileseydi sizi tek bir ümmet yapardı; fakat verdiği şeyler hususunda sizi sınamak istedi. Öyleyse iyiliklerde yarışın…”
Bu derin ifade, insanın kendi dar kalıplarıyla ilahi hakikati sınırlayamayacağını ve tüm inançların evrendeki ilahi tecellinin birer rengi olduğunu savunur.
Hakikatin Çeşitliliği ve Varlığın Güzelliği
- Tek tip bakış açısı: İnsanın kendi inancını yegane mutlak doğru sanması, diğer inançlardaki manevi zenginliği görmesini engeller.
- Evrensel renkler: Varlık, farklı inanç ve anlayışların bir araya gelmesiyle oluşan büyük ve eşsiz bir mozaiktir.
İlahi Sınırsızlık (Tenzih ve Teşbih)
- Kalıba sığmayan irade: Allah’ın ilmi ve kudreti sonsuzdur; bu yüzden hiçbir insan zihni veya mezhebi O’nu tamamen kuşatamaz.
- Kapsayıcı idrak: Her inanç, O’nun sonsuzluğundan bir parça yansıtır; O’nu tek bir anlayışa hapseden kişi aslında kendi zihnini daraltmış olur.
Şemsettin ÖZKAN
04.10.2026 GÜZELYALI
KAYNAKLAR
1-kuran.diyanet.gov.tr
2-kuranmeali.com
3-memurlar.net (alıntı fotoğraf)
4- Al Bakışı