DOSTLARINIZA KARŞI ZEKANIZI DEĞİL KALBİNİZİ KULLANINIZ

(Toplumsal İlişkiler 3087)

DOSTLARINIZA KARŞI ZEKANIZI DEĞİL KALBİNİZİ KULLANINIZ

اَلْاَخِلَّٓاءُ يَوْمَئِذٍ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ اِلَّا الْمُتَّقٖينَ

“O gün Allah’a karşı gelmekten sakınanlar dışında, dostlar birbirine düşman olurlar.” (Zuhruf/67)

Dost deyince bende ilk çağrışım yaptıran şey, doğrusu onun samimiyeti, içtenliği, sıcaklığı geliyor. Dost nedir? Sevilen güvenilen yakın arkadaş, sıkı fıkı görüşülen kimse, gönüldaş demektir. Kendini ona yakın hissediyorsun. Derdini açıyorsun. Yediğin içtiğin ayrı gitmiyor. Yaralarına merhem oluyor. Sadece mutlu güzel günlerinde değil, kötü gününde de seninle beraber oluyor. Seni arkadan vuran değil dost.

Dost dediğin ayağını kaydıran değil, kaydığında seni yerden kaldırandır. İyi bir dostu olanın, asla aynaya ihtiyacı olmaz. Dost iyi gününde çağrınca koşarak gelen, kötü gününde ise çağırmadan koşarak gelip gözyaşını silendir. Bu yüzden dostlarımıza en kalbi davranışlarımızı sergilemek gerekiyor.

Bu yüzden Nurettin Topçu; “dostlarınıza karşı zekanızı değil, kalbinizi kullanınız” derken, dostlarımızı zekamızla değil, kalbimizle karşılamamız gerektiğini sıkı sıkı öğütlüyor bize.

Üstad Necip Fazıl “ağaçtan düşen yaprak nasıl kurumaya mahkumsa, gönülden düşen de unutulmaya mahkumdur” derken, dostluğun asla gönülde kırgınlığa mahal bırakmadığını söyler. “Ne kervan kaldı, ne de at. Hepsi silinip gitti. İyi insanlar iyi atlara binip gitti” derken de,çağdaş zamanlarda dostlukların zayıflığını sorgular. Dostlarınız az olsun öz olsun, ama yürekten sımsıcak olsun emi dostlar! Sıcak dostluklar kalpten kalbe olur.

Sıcak dostluklara en güzel örnek Hz. Mevlana, Şemsi Tebrizi dostluğudur desek, sanırım abartmış olmayız. Fakirin “Şemsabad” adlı henüz basılmamış romanımdan kısa bir anekdotla dostluğu kalpten kalbe nasıl kurduklarını görelim:

“Nihayet birkaç ay sonra Şems’in Şam’da gözüktüğü haberi alındı. Mevlana o kadar çok sevindi ki, daha o gün ilk mektubunu satırlara döktü:

“-Ey gönlümün ışığı gel! Ey dileğim, ey amacım, gel! Ey seven, ey sevilen, bilirsin ki yaşamamız senin elinde… Sıkıntı etmeden ne olur gel! İnat etmeden gel! Gel, ey hüdhüdlere sahip Süleyman, gel! Lütfeyle bize gel! Ey vefalar gösteren, ey seven, sevilen dost! Kerem eyle gel! Ayrılığın bitirdi bizi. Sözünde dur lütuf sahibi, kusuru ört, iyilik et… Gel! Araplar ta al der, Farisiler biya… Gel demektir, bunlar. İşte gel de, nasıl gelirsen gel, yeter ki gel! Gelirsen murada erer, açılır gülerim. Gelmezsen perişanım, yok olur giderim. Gel, gel diye candan, gönülden seslendiğim. Gel, artık durma, gel! Ey Tebrizli Şems, gel! Çabuk ne olur gel! Dur, sakın! ‘Hayır’ deme! Sana evet, hayır demek yakışmaz. Gelmek yakışır, gel!”

Mektubunu özel bir haberciyle gönderdi göndermesine de, aylar geçmesine rağmen, mektubuna bir cevap alamadı. Bu sefer ikinci mektubunu yazdı:

“-Derde düşenin ilacı nedir söyle?” diye bin bir yakarış ve gözyaşlarıyla ıslanmış, bir mektuptu bu. Ancak bu mektupta cevapsız kaldı. Mevlana eridi, sararıp soldu.

Mevlana’daki bu yangınları ranta dönüştürmek isteyen bazı sahtekârlar ona;

“-Hazreti Şems’i şurada gördüm, burada gördüm,” diye aklı sıra müjde verip, haber uçuranlara bol bahşiş veriyordu. Çıkarıyor üstündeki hırkasını veriyordu.

Mevlana’nın bu yanık halini bilen biri:

“-Ya Mevlana! Geçenlerde Hz. Şems’i Şam’da gördüm,” deyince Mevlana derhal üzerindeki hırkasını çıkarıp o adama verdi. Adam hırkayı alıp gidince etrafındakiler şaşkın şaşkın bir Mevlana’ya bir çekip gidene bakarak;

“-Pirim! Yalan, dolan bu adam! Onun, bırakınız Şam’da Halep’te Şems’i görmesini, Konya’da bile, görmemiştir.” Dediler. Mevlana onlara, ‘gerçek dost nasıl olur?’ mesajını şu cümlelerle verdi, hem de uygulamalı olarak;

“-Biliyorum kardeşler, biliyorum. Yalanının kuyruk salladığını gördüm. Ama ben, onun yalanına hırkamı verdim. Eğer adam gibi, doğru söyleseydi, sadece hırkamı değil, canımı da verirdim.”

Şemsettin ÖZKAN
21.06.2026 KONYA

KAYNAKLAR
1-kuran.diyanet.gov.tr
2-kuranmeali.com
3-pixabay.com
4-suskunduvar.com
5-Şemsettin ÖZKAN, ŞEMSABAD (Kitab-ü Usul-i’l Aşk) adlı tarihi romandan alıntı)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir