EN BÜYÜK FACİA ZOR VE ZORBALIĞIN TAKVA VE KUTSALLIK ELBİSESİNİ GİYDİĞİ ZAMANDIR

(Toplumsal İlişkiler 3084)

EN BÜYÜK FACİA ZOR VE ZORBALIĞIN TAKVA VE KUTSALLIK ELBİSESİNİ GİYDİĞİ ZAMANDIR

لَسْتَ عَلَيْهِمْ بِمُصَيْطِرٍ
“Sen, onlar üzerine (tahakküm ve baskı kullanacak) bir zorlayıcı değilsin. (Çünkü dinde zorlama olmayacaktır.)” (Gaşiye/22)

Kim demiş zulüm güzel diye? Zorbalığı hiçbir insan, fikir, doktrin veya topluluk savunamaz. Çünkü zulüm insana maddi ve manevi anlamda işkence yapmak demektir. Hele bir de bu zulüm din adına kutsallık zırhına bürünenlerden gelirse vay halimize vay!

İranlı Müslüman sosyolog, düşünür ve yazar Ali Şeriati;(1933-1977) “en büyük facia, zor ve zorbalığın, takva ve kutsallık elbisesini giydiği zamandır” derken, bu dramatik tabloyu gözler önüne serer. Din kisvesi altında zulümler işlemek ne kötü. Halbuki dinin özünde özgürlük vardır kimse zorlanarak inanmaya ikna edilemez. İnsanlar hür iradeleriyle kabullenmeleri lazım.

Zorba ve soyguncular bir toplumda revaçta ise bir şekilde toplumun bir kesimi bunlara özenebilir, onlara meyledebilirler. Niye böyledir? Çünkü toplum ahlaken zayıflamıştır da ondan.   

André Monterio; “ahlakı zayıf, terbiyesi kıt toplum; içindeki zorba ve soygunculara hayranlık duyar” derken, tam olarak vurgulamaya çalıştığı da bu değil midir? Ahlakın yerlerde süründüğü terbiyeden yoksun topluma temiz toplum olması için ne verdiniz de ne istiyorsunuz? Toplumu önce eğitim yoluyla iyiye, güzele yönlendireceksin ki, bir beklentin olsun. Helal iki liranın, haram üç liradan üstün olduğunu, insanların bilinçaltlarına yerleştireceksin ki değişim iyi yönde olsun.

Burada yine karşımıza en önemli sorun olarak karşımıza dindar olarak gözükenlerin ahlaksızlıkları, zorbalıkları geliyor. Takva ve kutsallık elbisesi giyerek zulmedenlerin zorbalığı, insanlara çok tiksindirici ve itici gelir. En garibi de insanların gardını bunlara alacağı yerde dine karşı almalarıdır. Din asırlardır yerinde duruyor ama din mensupları sürekli değişiyor.

İnançlar aşk gibidir asla baskıya gelmez. Zorlama yapmak dinin zaten özünde yoktur. Zorla bir insan inansa ne olur, inanmasa ne olur? Özde o inancı benimsemedikten sonra zaten iman etmiş olmuyor ki? İnsan aşk gibi severek iman etmelidir. Özgür iradesiyle karar vermelidir. Sevdirmeden yapılacak tüm eylemler boştur. Atın çöpe. 

Maya Angelou;  “insanlara nasıl hissettirdiğiniz, arkanızda bıraktığınız izinizdir. Öğrendim ki insanlar sizin ne söylediğinizi ya da ne yaptığınızı unutuyor. Ama onlara nasıl hissettirdiğinizi unutmuyorlar” derken Şemsi Tebrizi’nin “bana sevdiğini söyleme, hissettir” sözüne paralel bir söylem geliştirir. Geride bıraktığın izlenim çok ama çok önemlidir. 

Yani senin izlerini takip edenler sende zorbalık mı görecekler yoksa sevecenlik mi? Hissettirdiğin zorbalıksa inanın sizi bir daha ya hatırlamayacaklar, ya da olumsuz not düşecekler sizin hakkınızda.

Hele özgürlükçü evliya tipi bir insansanız, size sevgiyle, muhabbetle, aşkla bağlanacaklar. Geride sevgi bıraktıysanız, sizi hep hayırla yad edecekler, sizin tavsiyelerinizi yerine getirecekler. Fikirlerinize ilgi duyacaklar ve sizi asla unutmayacaklardır. 

Şemsettin ÖZKAN
18.06.2026 KONYA

KAYNAKLAR
1-kuran.diyanet.gov.tr
2-kuranmeali.com
3-pixabay.com
4-suskunduvar.com

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir