(Toplumsal ilişkiler 3062)

كَاَنَّهُمْ يَوْمَ يَرَوْنَهَا لَمْ يَلْبَثُٓوا اِلَّا عَشِيَّةً اَوْ ضُحٰيهَا
“Onu (mahşeri)gördükleri gün, (dünyada sanki)bir yatsı vakti veya (gündüzün)kuşluğu kadar kalmış gibi olacaklar.”(Naziat/46)
İnsan şu geçici hayattan o kadar çok şey bekliyor ki, liste çok uzun. Halbuki hayat o kadar kısa ki, göz açıp kapayıncaya kadar, hepsi bu. Lakin insanın hayalleri çok ama çok fazla.
Halbuki hayaller Hawaii, hayatlar sanayi. Üstelik insan denilen varlık da, nankör. Bu yüzden olsa gerek Can Yücel bizi uyarmayı ihmal etmez, şöyle der: “çok şey beklemeyin hayattan! hayat kısa, hayaller ağır ve insanlar nankördür…”
İnsan beklentileriyle avuna dursun, bir de bakar ki zaman geçmiş, ihtiyarlamış hatta yaşlanmadan bile yolun sonuna geldiğini görür ve müthiş bir hayal kırıklığına uğrar.
Hayat öyle bir şey ki, bazı mevzuları kafana vura vura, bazılarını da kalbini kıra kıra öğretir. Burada asıl olan yaşın değildir, yaşadıklarındır. Bu hayatta insanı en çok ne acıtıyor biliyor musunuz? Yaşadığı hayal kırıklıkları falan da değil, yaşanması mümkünken yaşayamadığı mutluluklardır.
İnsanın en büyük sıkıntısı hayattan çok ama çok şeyler beklemesi. Hem de hayatın kısalığını bilmesine rağmen. Hızla akıp gittiğini bilmesine rağmen. Hayallerinin çok ağır olduğunu bilmesine rağmen ve insanların nankör olduğunu bilmesine rağmen insan hayattan aşırı beklentiler içine giriyor işte.
William Shakespeare bir şiirinde şöyle tanımlar hayatı;
Gezinen bir gölgedir hayat, gariban bir aktör
sahnede bir ileri bir geri saatini doldurur
ve sonra duyulmaz olur sesi, bir masaldır
gürültücü bir salağın anlattığı
ki yoktur hiçbir anlamı.
Yılmaz Odabaş’ın “Ey Hayat” adlı şiirinde de hayatı ıskalayan, hayalleri yerle yeksan olmuş insan portresi çok güzel çizilir:
Ey hayat, sen şavkı sularda bir dolunaysın.
Aslında yokum ben bu oyunda,
ömrüm beni yok saysın…
Yaşam bir ıstaka;
gelir vurur ömrünün coşkusuna.
Hani tutulur dilin,
konuşamazsın…
Tırmandıkça yücelir dağlar.
Sen mağlupsun sen ıssız
ve kalbinde kuşların gömütlüğü;
tutunamazsın!
Eloğlu sevdalardan dem tutar,
aşk büyütür yıldızlardan;
senin ise düşlerin yasak,
dokunamazsın…
Birini sevmişsindir geçen yıllarda.
Açık bir yara gibidir hâlâ.
Hâlâ ne çok özlersin onu,
ağlayamazsın…
Yolunda köprüler çürür.
Sesin, sessizlik sanki bir uğultuda.
Savurur hayat kül eyler seni,
doğrulamazsın!
Yapayalnız bir ünlemsin
dünyayı ıslatan şu yağmurlarda.
Her şey çeker ve iter,
anlatamazsın…
Yaşam bir ıstaka,
gelir vurur işte ömrünün coşkusuna.
Sesinde çığlıklar boğulur ama,
bağıramazsın…
Sonra vakt erişir, toprak gülümser sana;
upuzun bir ömrün ortasında
ne hayata ne ölüme
yakışamazsın…
Yazdırmalısın mezar taşına:
Ey hayat, sen şavkı sularda bir dolunaysın,
aslında hiç olmadım ben bu oyunda
ömrüm beni yok saysın…
Üstad Necip Fazıl’ın “Hayat Mayat” şiiri de çok güzel anlatır hayatın geçiciliğini;
Hayat, mayat diyorlar
Benim gözüm mayat’ta.
Hayatin eksiği var:
Hayat eksik hayatta.
Takınsam, kanat, manat;
Kuş, muş olsam seğirtsem.
Bomboş vatana inat,
Matan’a doğru gitsem..
Şemsettin ÖZKAN
27.05.2026 KONYA
KAYNAKLAR
1-kuran.diyanet.gov.tr
2-kuranmeali.com
3-pixabay.com
4-suskunduvar.com
5-antoloji.com