ÇOCUK DİLİYLE PEYGAMBERİMİZE YAZILMIŞ EN GÜZEL MEKTUP

(Toplumsal İlişkiler 415)


لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فٖي رَسُولِ اللّٰهِ اُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَنْ كَانَ يَرْجُوا اللّٰهَ وَالْيَوْمَ الْاٰخِرَ وَذَكَرَ اللّٰهَ كَثٖيراًؕ
“Ey iman edenler! Allah’ı ve âhiret gününü arzulayan ve O’nu sürekli anıp yücelten kimseler için Allah’ın Elçisi, o sarsılmayan imanı, tertemiz ahlâkı, fedâkârlığı, cömertliği, cesareti, kararlılığı ve çalışkanlığı kısaca bir hayat boyu yaşadığı kulluğu ile gerçekten size mükemmel bir örnektir. Şahıs olarak Peygamberi, toplum olarak da onun arkadaşlarını kendinize örnek almalısınız:” (Ahzab/21)

Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük bir numaralı insanı kimdir diye bir sual tevcih etsem, herkes kuşkusuz; “Hz. Muhammed’dir (s.a.v)” diyecektir. Bu yüzden olsa gerek sevgililer sevgilisi için nice naatlar, mevlitler, yazılar kaleme alındı yetmedi. Aşağıda geçen mektup bu yüzden önemli. Nerede ne zaman kim tarafından kaleme alındığını bilmediğim eski yapraklar arasından bulduğum, sizin için seçtiğim bu güzel (mektubu) yazıyı birlikte okuyalım:

Mektup yarışması 1. Eser

Cennetin zirvesinde en güzel kokan gül:“Sevgili Peygamberim”

O gül yüzünü hiç görmedim. Gördüm ama bir perdenin arkasından. Sisli bir odada yüzün ay gibi parlıyordu. Yanındakinin kim olduğunu anlıyamadım. Ama nurdan olduklarına göre herhalde meleklerdi. Sabahleyin bir güle düşen çiğ damlası gibi seni tutup gönlüme misafir edecekken akıp gittin düşümden. Ama şuna karar verdim; senin için, senin istediğin için, her çiçeğe usanmadan konup bal toplayanarı gibi çalışacağım. Senin gönlüne giden yolun bu olduğunu anladım.

Yerin göğün nuru, Allah’ın kulu; insanlar uçuşurken rüzgarın önündeki yaprak misali hayat yolunda, sen hayata ve en sıkı dala Allah’a tutundun. O rüzgarın seni alıp götürmesine izin vermedin. Seninle beraber sana inananları da korudun.

Sevgili Peygamberim senin için en yüksekte uçan bir kuşu yakalayıp sana hediye edeyim isterdim. Çünkü en yüksekler sana layık, en yüksektesin hep. Ama sen kesin o kuşu alıp gökyüzüne salıverirdin. Anlarlardı o zaman hürriyeti insanlar, anlarlardı o zaman merhameti.

Bir yağmurla gelsen efendim. Çorak dünyaya yağsan yeniden. Yağmur rahmet sen rahmetsin. Yeryüzünde Muhammed, gökyüzünde Ahmet’sin. Sen gelmeyeceksen eğer zaman sel olsa. Beni alıp sana aksa. Keşke ben de senin döneminde yaşasam, dinini yaymaya yardım etseydim. Sıcak günde alnından damlayan ter olmaya da razıyım. Yeter ki sana dokunabileyim. Yeter ki yüzünü görebileyim. Yeter ki berrak billur sesinden öğüt dinleyebileyim.

Hani yalnız kalıyor insan, bir şeye özlem duyuyor ya; işte öyleyim. Sesimi bir ben, bir akıp giden zaman, bir de Allah duyuyor. Ama sonra anlıyorum ki, özlem duyduğum şey sensin efendim!

Alnın ıssız gecede parlardı gökteki kandil gibi. Göz görmedi senden güzelini. Dolunay sana benzer, sen ondan aksın. Enes bin Malik efendimiz der ki; “O’nun cildine dokunur, sonra ellerimi günlerce koklar, koklardım..” İşte o zümrüt tenine dokunmayı öyle istiyorum ki!

Beni en çok üzen bu mektubumun, beni yazımla yazılanın sana ulaşamayacak olması. Ama inşallah melekler mektubumun sözlerini sana fısıldarlar. Senin için öten bülbüller mektubumu sana şakırlar.

Gece kayan yıldıza binip yanına gelmeyi diliyorum efendim.

Şemsettin ÖZKAN

27.07.2021 GÜZELYALI

KAYNAKLAR

1-kuran.diyanet.gov.tr

2-kuranmeali.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir