(Toplumsal İlişkiler 3019)

لَهُ مَقَالٖيدُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۚ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَٓاءُ وَيَقْدِرُ اِنَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلٖيمٌ
“Göklerin ve yerin anahtarları O’nundur; O, dilediğine bol rızık verir, dilediğine az: çünkü O her şeyi bilendir.” (Şura/12)
İnsan rızık deyince hemen aklına yiyip içeceği şeyler geliyor nedense. Rızkın sahibi Allah’tır. Dolayısıyla mülkün sahibi de O’dur. Öyle olunca dilediği gibi tasarruf eder. O, insanların yalnız neye “layık olduğu”nu değil, aynı zamanda kendi yaratılış planı içinde neyin tabiat/öz olarak her zaman açıkça görülemese de iyi ve gerekli olduğunu da bilir. Ayrıca var olan her şey yalnız O’na aittir.
İnsanın durumu, genelde “mülk” olarak bilinen şey üzerinde “intifa hakkı sahibi” olmaktan öteye geçmez. İntifa hakkı demek; bir maldan ömür boyunca sınırsız şekilde yararlanma imkânı veren bir haktır. Bu kapsamda örneğin bir gayrimenkul üzerinde intifa hakkı sahibi olan kişi o gayrimenkulü dilediğince kullanabilecek hatta başkalarına dahi kullandırtabilecektir.
Rızkın az ya da çokluğundan ziyade bereketi üzerinde yoğunlaşmak gerekir. İnsanın hangi hallerinde nasıl şekil alabiliyor ona bakmak lazım.
İbn-i Arabi’ye göre rızık yalnızca insanın elde ettiği para, mal mülk değildir. Rızık kalbe verilen huzur, gönle düşen sükun, hayata eşlik eden bereket ve kaderin kolaylaşmasıdır. Bu yüzden olsa gerek rızık bazen artar ama yetmez, bazen de azalır amma fazlasıyla kafi gelir. Çünkü rızkın hakikati miktarında değil içindeki berekettedir.
Rızık kulun peşinde koştuğu bir ganimet değil, ona takdir edilmiş bir nasiptir. İbn-i Arabi’ye göre kul rızkını aceleyle aradıkça onunla arasına perde koyar. Oysa teslimiyet ve edep, rızkı kendiliğinden harekete geçirir. İnsan durduğunda kader yürür, insan sustuğunda nasip konuşur.
İşte bu noktada dil rızıkla doğrudan ilişkilidir. Gereksiz söz, şikayet, serzeniş ve özellikle gıybet, rızkın bereketini sessizce tüketir. Gıybet eden kimse başkasının ayıbıyla meşgul olurken kendi payına düşeni fark etmeden eksiltir. Çünkü başkasının kusurunu konuşan dil, hikmetten uzaklaşır. Hikmetin olmadığı yerde de bereket uzun süre kalmaz.
Kalp kırmak rızık kapılarını daraltan en ağır haldir. Kalp Allah’ın nazar ettiği mekandır. Orayı inciten yalnızca bir insanı değil, ilahi rahmetin tecelli ettiği yeri zedeler. Bu yüzden tasavvuf erbabı der ki: Bir kalbi onarmak, bazen yıllarca yapılan ibadetten daha ağır basar. Zira ibadet yakınlaştırır, kalp kırmaksa uzaklaştırır.
İbn-i Arabi’ye göre rızık edep üzre gelir. Edep bozulunca rızık tamamen kesilmeyebilir. Fakat bereketi çekilir. İnsan kazanır amma huzur bulamaz, imkanı olur ama tadını alamaz. Bunun sebebi rızkın azalması değil, rahmetin gölgelenmesidir.
Bu yüzden susmak yalnızca bir ahlak değil, rızık terbiyesidir. Susan insan gıybetten korunur, kalbini muhafaza eder, nasibiyle arasındaki perdeyi inceltir.
Tasavvuf erbabı bu gerçeği şöyle özetler: Dilini tutan rızkını korur, kalp kırmayan bereketi çağırır, edebi muhafaza eden nasibini kaybetmez. Rızık çalışanın kapısını çalar, ama edep sahibinin gönlünde kalır.
Şemsettin ÖZKAN
15.04.2026 KONYA
KAYNAKLAR
1-kuran.diyanet.gov.tr
2-kuranmeali.com
3-afyonturkeligazetesi.com
4-facebook.com (Gerçek yaşanmış hikayeler)
5-gayrimenkulhukuk.com