AŞK ABDEST GİBİDİR ŞÜPHEYE DÜŞERSEN BOZULUR

(Toplumsal İlişkiler 272)


اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِه۪ ثُمَّ لَمْ يَرْتَابُوا وَجَاهَدُوا بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِۜ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الصَّادِقُونَ
“Gerçek müminler, ancak Allah’a ve Elçisine yürekten inanan, 
imanın tadını tattıktan sonra en ağır imtihânlar karşısında bile sarsılmadan ayakta kalabilen, inançlarında en ufak bir kuşkuya kapılmayan ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla fedâkârca 
mücâdele eden kimselerdir. İşte iman iddiasında doğru olanlar bunlardır.” (Hucurat/15)

İsmet Özel; “içimden şu zalim şüpheyi kaldır,” demekle yerden göğe kadar haklıdır. Ah şu kuşkular yok mu? İnsanı için için kemiren. Sürekli şüpheler, sürekli kuşkular da neyin nesi? Gerçi felsefede septisizm (şüphecilik) diye bir akım var ama. Biz o konulara şimdilik hiç girmeyeceğiz.

Aşk ve şüphe… Birbiriyle anlaşması oldukça zor bir durum. Aşk samimiyet isteyen bir konu. İşin aslı şudur; aşk şüpheyi öldürür, gelin görün ki, şüphe de aşkı. Anlayacağınız birbirine ölesiye düşmanlar. Bu yüzden yanyana gelmeleri söz konusu dahi olamaz.

Hz. Mevlana; “aşk abdest gibidir, şüpheye düşersen bozulur,” der. Namaz ibadeti için abdest denilen bir temizlik operasyonu yapmak şarttır. Çünkü abdestsiz namaz olmaz. Abdestin olup olmadığından şüphelenirsen yeniden abdest almak gerekir. Şüpheli bir abdest şaibelidir ve yok hükmündedir.

Aşk da öyledir, kuşkuya mahal yoktur. Hem aşkım diyeceksin hem de şüpheleneceksin. Aşkın literatüründe böyle bir tanım yok. Boşanmaya kapı aralayan veya geçimsiz evliliklerde maalesef aşk ve şüpheyi birlikte yürütmeye çalışan çiftlere rastlıyoruz. Bu durum olmayacak duaya amin demek gibi bir şey.

Dini anlamda imanda bir aşk işidir. Yaradanın bir olduğunu, ondan başka ilah olmadığını %100 tasdik etme, inanma ve asla kalbinde şüpheye yer vermemektir.

İmanın kalbin tasdiki olduğunu gösteren ayet ve hadisler vardır. Allah Teala, münafıklar hakkında: “Ey peygamber, kalpleri iman etmediği halde, ağızlarıyla inandık diyenler ve Yahudilerden küfürde yarışanlar seni üzmesin” (Maide/41) buyurarak, imanın kalbin tasdiki olduğunu belirtmiştir. Yine Cenâb-ı Hak ebedi olarak cennete girecek ve kendilerinden hoşnut olacağı kimseler hakkında şöyle buyurmuştur: İşte onların kalbine Allah imanı yazmış ve katından bir ruh ile onları desteklemiştir.”(Mücadele/22)

Hz. Peygamber devamlı yaptığı şu dua da iman açısından kalbin önemini gösterir: Ey kalpleri evirip çeviren Rabbim! Kalbimi dininde, Sana itâatte sabit kıl!” (Tirmizi,kader7, ibn Mace, mukaddime13)

Görüldüğü üzere, imanın aslı, kalbin inanılacak şeyleri tasdik etmesidir. Bir kimse diliyle inandığını söylese bile kalbiyle tasdik etmediği sürece mü’min olamaz. Buna karşılık kalbiyle tasdik edip, inandığı halde inancını diliyle söylemeyen kimse, ahirette mü’min kabul edilir. İnanılacak şeyleri kalbiyle tasdik ettiği halde dilsizlik gibi bir özrü sebebi ile inancını diliyle açıklayamayan kişi de aynı şekilde mümindir. Ölüm tehdidi altında olduğu için kâfir ve inançsız olduğunu söyleyen kimse de mü’min sayılır. Şu olay buna güzel bir örnektir:

Hazret-i Ammâr müşriklerin zulüm ve eziyetlerine karşı sarsılmaz bir imanla ve sabırla göğüs geren Müslümanlardandı. Kureyş müşrikleri, yine birgün onu yakalamışlar, başını kuyunun içine batırarak nefessiz bırakmak suretiyle işkence yapmışlardı:

“−Muhammed’e hakâret edip, Lât ve Uzzâ’yı medhedinceye kadar seni bırakmayacağız!” dediler. Lât ve Uzzâ’ya inandığını söyleyinceye kadar işkencelerine devam ettiler. Allâh Resûlü’ne:

“−Yâ Resulallâh! Ammar kafir olmuş!” diye haber verildi. Peygamber Efendimiz ise:

“−Hayır! Ammâr, tepeden tırnağa kadar îmanla doludur! Îman onun etine ve kanına kadar içine işlemiştir!” buyurdu. O esnâda Ammâr (r.a.) Peygamber Efendimiz’in yanına geldi. Mübârek sahâbî ağlıyordu. Âlemlerin Efendisi onun gözyaşlarını eliyle silerken:

“−Sana ne oldu?” diye sordu. Ammâr (r.a.):

“−Yâ Resûlallâh! Beni Sana hakaret ettirmedikçe, putların da Sen’in dininden daha iyi olduğunu söyletmedikçe bırakmadılar!” dedi. Resulullah:

“−Sen bunları söylerken kalbin nasıldı?” diye sordu. Ammâr (r.a.):

“−Kalbim Allah’a ve Resûlüne îmânın ferahlığı içinde, dînime bağlılığım da demirden daha sağlamdı!” dedi. Bunun üzerine Resûlullâh bir taraftan onun gözyaşlarını eliyle silerken diğer taraftan da:

“−Ey Ammâr! Eğer onlar bir daha bu söylediklerini tekrarlatmak için seni zorlarlarsa, tekrar söyleyiver!” buyuruyordu. Bu hadise üzerine şu âyet-i kerîme nâzil oldu: “Kalbi îmân ile mutmain olduğu hâlde (dinden dönmeye) zorlananlar dışında, her kim imanından sonra küfre kalbini açarsa, mutlaka gazap gelir ve kendilerine çok büyük bir azap vardır.” (Nahl/106, bkz: İbn Sa’d lll,249)

Şemsettin ÖZKAN

01.03.2021 KONYA

KAYNAKLAR

1-kuran.diyanet.gov.tr

2-kuranmeali.com

3-islamveihsan.com (Kaynak İslam Akaidi,Erkam yay. 20 Eylül 2018 İmanda Tasdik ve İkrar Nedir yazısından alıntı)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir