TAÇ VE TAHT GEÇİCİDİR SEN GÖNÜLLERE GİR

(Toplumsal İlişkiler 318)

قَالَ نَكِّرُوا لَهَا عَرْشَهَا نَنْظُرْ اَتَهْتَد۪ٓي اَمْ تَكُونُ مِنَ الَّذ۪ينَ لَا يَهْتَدُونَ
“Süleyman, saltanat ve zenginliğin gelip geçici olduğunu, bunların ancak imtihan amacıyla insana verildiğini, bu gibi dünyevi nimetlerin parlaklığına aldanıp da ahireti unutmamak gerektiğini, hiç bitmeyecek gerçek saltanatın, zenginliğin Allah katında olduğunu Belkıs’a —etkileyici bir üslûpla— anlatmak istiyordu. Bunun için, adamlarına, “Onun tahtını, üzerinde bir değişiklik yaparak tanınmaz hale getirin!” dedi, “Bakalım onun nasıl bir anda el değiştirdiğini ve eski şaşaasını, güzelliğini kaybederek perişan hale geldiğini gördükten sonra, dünyevî zenginliklerin gelip geçici olduğunu anlayıp doğru yolu bulabilecek mi, yoksa tahtı tâcı uğrunda imanı reddederek doğru yolu bulamayan kimselerden mi olacak?” (Neml/41)

Hz. Şems-i Tebrizi,“taç ve taht geçicidir, sen gönüllere gir!” demekle yerden göğe haklıdır. Çünkü taç ve taht uğruna verilen savaşlar, makamın, insanoğlunun gözünde çok büyük bir yer kapladığını gösteriyor.

Makam sevgisi dünyadaki sevgilerin içinde belki de en tehlikelisidir. Birçok insan bunun farkına varmaz. İnsana o kadar çok hata yaptırır ki sonunda zelil ve perişan olur. Buna rağmen yine anlamaz.

İbni Semmak hazretleri, (Kendisini makam, mevki arzusuna kaptıranın misali Firavun’dur. Firavun, makam korkusundan iman etmemiştir) buyuruyor. Yani emir vermek, baş olmak, mevki makam sahibi olmak, kimin kalbine düşerse, o kimse Firavun sıfatındadır. Çünkü Firavun, makamına mevkiine zarar gelecek diye iman etmedi. Heraklius da öyledir. Tebaasına bildirecekti, ama baktı ki, saltanat elden gidiyor, (Ben sizi imtihan etmek için söyledim, ben Müslüman olmadım) dedi. Hâlbuki önce iman etti, sonra mürted oldu. Onun için, Ehl-i sünnet âlimlerinin yolunda dinimize yaptığımız hizmetler ne kadar büyürse büyüsün, biz daha da küçüleceğiz.

Makam, mevki düşkünlüğü sinsi bir hastalıktır. Allah Resûlü, ‘Mala ve mevkiye düşkün bir kişinin dinine verdiği zarar, bir koyun sürüsünün içine salıverilmiş iki aç kurdun o sürüye verdiği zarardan daha az değildir’ buyuruyor.

Kamil Yaşaroğlu “Tehlikeli Bağımlılık: Makam Tutkusu” adlı yazısında çok güzel tesbitlerde bulunur:

Kişinin makamla sınanması ağır imtihanlardan biridir. Makam düşkünlüğü öyle sinsi bir hastalıktır ki kibir, tamah ve hırs gibi pek çok kötü sıfata kaynaklık eder. Daha mükemmel yiyip içme, daha güzel giyinip kuşanma, daha lüks arabalara binme, herkesin gidemeyeceği meclislerde bulunma, konuştuğu zaman sözünü dinletme, emir verdiği zaman ‘baş üstüne’ dedirtebilme hırs ve arzusu insana makamı cazip gösterir. “Şu kişi ne âlim adam”, “ne dindar insan”, “ne zâhid müslüman”, “ne mütevâzı biri”, “ne kadar güzel konuşan bir hatip” dedirtmeye, eli öpülen, duası alınan muhterem bir kişi olmaya çalışmak da bir tür makam ve mevki hırsı, korkunç bir riyâkârlıktır.
Allah Resûlü, bu vasfın ne kadar helak edici olduğunu şöyle beyân buyuruyor: “Mala ve mevkiye düşkün bir kişinin dinine verdiği zarar, bir koyun sürüsünün içine salıverilmiş iki aç kurdun o sürüye verdiği zarardan daha az değildir.” (Tirmizî, “Zühd”, 43).

Makam, oturduğu koltuğu hak etmeyenler için bir kibir, çıkar ve zulüm aracına dönüşür. Makam ve mevkilerin bazı insanları nasıl değiştirdiğine, zaman zaman şahit olunmaktadır. Tokalaşırken dahi nezaket kurallarını unutup eli cebinde, yüzünü başka tarafa çeviren, dünyayı ben yarattım havasına bürünen makamzedelere maalesef rastlanabilmektedir. Abdurrahman b. Semüre Mekke fethi sırasında müslüman olmuş bir sahâbî idi. Bir defasında Resûl-i Ekrem’den yöneticilik talebinde bulundu. Peygamber Efendimiz ona şöyle hitap etti:
“Abdurrahman! Kimseden yöneticilik görevi isteme! Zira bu görev sen istemeden verilirse, Allah yardımcın olur. Eğer sen istediğin için verilirse, Allah’tan yardım göremezsin” (Buhârî, “Ahkâm” 5, 6, Müslim, “İmâre” 13). Bu aziz sahâbî Hz. Osman devrine kadar hiçbir idarî görev almadı. Sîstan valiliğine tayin edildikten sonra çok değerli hizmetler gördü. Makam düşkünlüğü hastalığına yakalanmama hususunda hiç kimsenin garantisi yoktur. Dolayısıyla kişi, her gün kalbini sürekli kontrol etmeli bu hususta Allah’ın yardımına sığınmayı unutmamalıdır.

Şemsettin ÖZKAN

16.04.2021 KONYA

KAYNAKLAR

1-kuran.diyanet.gov.tr

2-kuranmeali.com

3-dinimizislam.com

4-milliyet.com.tr ( 16.06.2016 tarihli Yrd. Doç.Dr Kamil Yaşaroğlu’nun Tehlikeli Bağımlılık: Makam Tutkusu yazısından alıntı)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir