NEFİS: PUTLARIN ANASI VE EN BÜYÜĞÜ

(Toplumsal İlişkiler 316)


اَرَاَيْتَ مَنِ اتَّخَذَ اِلٰهَهُ هَوٰيهُۜ اَفَاَنْتَ تَكُونُ عَلَيْهِ وَك۪يلاًۙ
Arzu ve tutkularını kendisine ilah edinen kimseyi gördün mü? Zevklerini, çıkarlarını ihtiraslarını hayatın biricik ölçüsü haline getirerek bunları kendisine tanrı edinen kimsenin ne kadar zavallı, ne kadar aşağılık hale geldiğini görüyorsun değil mi? Şimdi onun inkarından sen mi sorumlu olacaksın?” (Furkan/43)

Nefs; içimizdeki bütün kötü isteklerdir, süflî arzulara duyulan meyildir. İnsanı Allah’tan uzaklaştıran bütün şeytânî hisler, nefsten ibârettir. Dünya, yaratıldığı günden beri kulların kulluk değerinin tespit edildiği bir imtihan dershânesidir. Bu sebeple insanoğlu hem kötülüklerle donatılmıştır hem de iyiliklerle… Yine bu sebepledir ki nefsi tezkiye ve kalbi tasfiye, yâni tasavvufî eğitim şarttır.

Hz. Mevlana; “putların anası ve en büyüğü nefistir,” demekle yerden göğe kadar haklıdır. Tefhimü’l Kur’an müellifi yukarıda geçen ayeti şöyle açıklar:

“… Hevasını ilâh edinen”, arzu ve tutkularının kölesi olandır. İlâhına ibadet eden biri gibi, o da tutkularına ibadet ettiğinden, bir puta tapan kadar şirk suçu işlemektedir. Hz. Ebu Umame’den rivayet olunan bir hadis-i şerifte Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmuşlardır: “Allah’tan başka kendilerine ibadet olunan sahte ilâhların Allah yanında en kötüsü, kişinin hevasıdır.” (Taberanî)

Tutkularını kontrol altında tutabilen ve karar vermede sağ duyusunu kullanabilen kişinin, şirke ve küfre dalmış da olsa aklını kullanarak doğru yola gelebileceği umulur. Eğer böyle doğru yolu seçecek olursa, bu yolda da kararlı ve sağlam olur. Buna karşılık tutkularının kölesi olan bir insan, dümeni olmayan gemi gibi, hevası kendisini nereye sürüklerse oraya gider. Doğruyla yanlış, hakla bâtıl arasındaki fark onu hiç rahatsız etmez ve böylesi bir seçimde bulunmak da istemez.

İnsanın kendini tanrı gibi görmesi kadar tehlikeli birşey yoktur. Heva ve heveslerini, tutkularının esiri olmuş biri Allah’a ortak koşanların en korkunç olanıdır. Kendinden başkasını beğenmeyen bir narsistten farkı yoktur onun.

Eğer nefis Allah’tan gelen ilme, yani vahye uyarsa, görüşlerini, kararlarını, isteklerini bu ilme uygun bir şekilde ayarlarsa; o nefis doğru yolda olan nefistir. Fakat bir kimse Allah’tan gelen ilme/vahye kulak asmaz, yalnızca kendi görüşünü, zevkini, kararını, arzusunu ön plana çıkarırsa, bu nefis, doğru yoldan azan bir nefistir ve o kişi hevâsına uydu demektir. Yeryüzündeki bütün günahların, bütün şirklerin, bütün kâfirliklerin sebebi hevâya uymaktır. Bir iş yaparken, bir şeyin hakkında karar verirken, bir İbâdet fiilini yerine getirirken, bir şey yanlış mı doğru mu diye düşünürken; kişi ya kendi aklına/arzularına ya da inandığı dinin ölçülerine uyar. Eğer bir akıl Allah’tan gelen haberlere inanmıyorsa, o aklın sahibi kesinlikle yanılacaktır ve insan, hevâsına uymuş olacaktır.

İnsanın Rabbi ile arasındaki ilk perdedir nefis. İnsan herşeyden önce nefsine avukatlık yapacağına ona hakim olmanın yollarını aramalıdır. Çünkü savaşların en çetini insanın nefsiyle yaptığı harptir ki, cihad-ı ekber (büyük cihat) olarak adlandırılması bu yüzden olsa gerektir.

Nice yiğitler vardır ki dünyanın ordularını yenmiş zaferler kazanmıştır ancak nefis gibi azılı düşmana, kendilerine mağlup oluvermişlerdir. Nefsi asla yabana atmamak lazım. Tam bir baş belası. Yapılması gereken tek şey; onu vahyin kontrolüne vermek.

Şemsettin ÖZKAN

14.04.2021 KONYA

KAYNAKLAR

1-kuran.diyanet.gov.tr

2-kuranmeali.com

3-islamveihsan.com

4-sevdalara.net

4-islamiyontem.net

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir