LEB ZİKİRDE AMMA Kİ GÖNÜL FİKR-İ CİHANDA KALDI ARADA SÜBHA-İ MERCAN MÜTEREDDİD

(Toplumsal İlişkiler 374)


مَثَلُ الَّذ۪ينَ حُمِّلُوا التَّوْرٰيةَ ثُمَّ لَمْ يَحْمِلُوهَا كَمَثَلِ الْحِمَارِ يَحْمِلُ اَسْفَاراًۜ بِئْسَ مَثَلُ الْقَوْمِ الَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِ اللّٰهِۜ وَاللّٰهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِم۪ينَ
Tevrat’ı uygulama ve bütün insanlığa ulaştırma görevi omuzlarına yüklendiği hâlde, onun yol göstericiliğinden faydalanamayan, öğretilerine uygun yaşamayan, böylece üstlendikleri sorumluluğu gereğigibi yerine getirmeyen Yahudilerin durumu, tıpkı ciltler dolusu kitaplar taşıyan, fakat ne büyük bir hazine taşıdığının farkında bile olmayan eşeğin hâline benzer. Evet, gerek sözleriyle, gerek davranışlarıyla Allah’ın ayetlerini yalanlayan bir toplumun durumu ne kötüdür! Hiç kuşkusuz Allah, böyle zâlim bir toplumu asla doğru yola iletmez!” (Cuma/5)

Divan edebiyatımızın ünlü şairi Nabi’nin çok hoşuma giden bir beyti var, diyor ki;

Leb zikirde amma ki gönül fikr-i cihanda

Kaldı arada sübha-i mercan mütereddid

(Yani: Bizim dudaklarımız zikr-i Hak’la meşgul iken fikrimiz dünya işleriyle alakalı bulunursa, eldeki mercan tesbih tereddütte kalır.)

Gerçekten de insanoğlu hayatı boyunca hep kendini kandırmakla geçirir. Sanır ki sadece takke tesbihi ve abdesti alınca namaz tamam oluyor. Kabe’yi görünce, etrafında dönünce hac tamam oluyor. Mideyi sabahtan akşama aç tutmakla oruç tutulmuş oluyor. Göstere göstere zekat verince zekat verilmiş oluyor. Ömrü böyle hep sanmakla geçiyor.

Yukarıda geçen ayeti tefsir eden üstat Mevdudi şöyle açıklıyor: “Umumi anlamı şu şekildedir: ‘Kendilerine Tevrat verilmesine ve ona göre amel etmekle sorumlu tutulmalarına rağmen, bu sorumluluklarının bilincinde olmamış ve bunu yerine getirmemişlerdir.’ Hususi anlamı ise şöyledir: “Tevrat” yüklenmiş kimseler olmaları nedeniyle, Hz. Peygamber’e (s.a.) herkesten önce uymalıydılar. Çünkü Tevrat’ta açıkça Hz. Peygamber’in (s.a.) geleceği müjdesi verilmiştir. Ancak buna rağmen Yahudiler, Tevrat’ın mesajına aldırmaksızın, Hz. Peygamber’e (s.a.) herkesten daha fazla karşı çıkmışlardır.

Yani onlar, tıpkı ne taşıdığını bilmeyen üzerine kitaplar yüklü merkep gibidirler. Yahudiler de, adeta bir merkep gibi Tevrat’ı yüklenmişlerdir ve o kitabın kendilerine ne tür sorumluluklar tevdi ettiğini bilmemektedirler.

Yani onların durumu merkepten daha beterdir; zira merkep kendisine şuur verilmediği için mazurdur. Ancak onlara şuur verildiği gibi ayrıca Tevrat’ı okuyor ve anlıyorlar. Fakat buna rağmen, yine de bu öğretiyi uygulamaktan kaçınmakta ve Hz. Peygamber’i (s.a) bile bile reddetmektedirler. Oysa bu peygamberler, Tevrat’a göre hak bir peygamberdir, ayrıca Tevrat’ı anlamadıkları şeklindeki iddiaları da mazeret değildir, aksine onu anlıyor ama Allah’ın ayetlerini bile bile yalanlıyorlar.

Aynı durum Müslüman ve Hristiyanlar içinde geçerli. Onlar da Allah’ın kendilerine gönderdiği ilahi kitaplarla amel etmeyeceklerse bu ayete “kızım sana söylüyorum gelinim sen anla” şeklinde dikkat kesilmelidirler. Allah insanların ırkına, rengine, şekline değil, takvasına bakıyor. Öyle değil mi?

Şemsettin ÖZKAN

13.06.2021 GÜZELYALI

KAYNAKLAR

1-kuran.diyanet.gov.tr

2-kuranmeali.com

3-sevdalara.net

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir