İNSANLARI TANIDIKÇA YALNIZLIĞIN DEĞERİNİ ANLADIM

(Toplumsal İlişkiler 1328)

اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِؕ مَا يَكُونُ مِنْ نَجْوٰى ثَلٰثَةٍ اِلَّا هُوَ رَابِعُهُمْ وَلَا خَمْسَةٍ اِلَّا هُوَ سَادِسُهُمْ وَلَٓا اَدْنٰى مِنْ ذٰلِكَ وَلَٓا اَكْثَرَ اِلَّا هُوَ مَعَهُمْ اَيْنَ مَا كَانُواۚ ثُمَّ يُنَبِّئُهُمْ بِمَا عَمِلُوا يَوْمَ الْقِيٰمَةِؕ اِنَّ اللّٰهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلٖيمٌ
“Göklerdeki ve yerdeki her şeyi Allah’ın bildiğini görmüyor musun? Üç kişi gizlice konuşmaz ki, dördüncüleri O olmasın. Beş kişi gizlice konuşmaz ki altıncıları O olmasın. Bundan daha az, yahut daha çok da olsalar, nerede olurlarsa olsunlar, O mutlaka onlarla beraberdir. Sonra onlara yaptıklarını Kıyamet günü haber verecektir. Allah, her şeyi hakkıyla bilir.” (Mücadele/7)

İnsanların yalnız yaşaması doğal bir davranış şekli değildir. İnsan sosyal bir varlıktır, bu yüzden toplum içinde yaşaması kendisinden beklenen bir yaklaşım tarzıdır.

          Ancak toplumsal hareketliliği her zaman güzel neticeler doğurmayabilir. Toplumsal kargaşada, fitnelerin dağ gibi önünüzü tıkadığında yalnızlığı seçmek zorunda kalabilirsiniz. Nitekim Hz. Ali (r.a) der ki; “insanları tanıdıkça yalnızlığın değerini anladım.” bu sözü fitnenin yaygın olduğu Hz.Ali’nin halifeliği dönemini göz önüne getirerek anlamaya çalışmak gerekir.

          Hz. Ali’ye; “ey Ali! Halifeler döneminde bu kadar fitne yoktu, sende niye böyle oldu?” diye soranlara Hz. Ali’nin;  “onların arkasında biz vardık bizim arkamızda siz varsınız” demesi, gerçekten lafı gediğine koymaktır. İnsanlar birilerini eleştirirken kendilerinde hiç hata görmezler. Bilhassa bir hareketin liderini yakınındakiler hatta en yakınları bu fitne fesat organizasyonlarının içinde yer alırlar. Bu yüzden liderlere ilk ağır ithamlar, yaralayıcı sözler bunlardan gelir.

         Cemel ve Sıffin savaşları, Müslümanlar arasında fitne ateşinin tutuşturulduğu ilk kargaşa, kaos huzursuzluk ve arabozucu ya da birbirlerini altın ve gümüşün ayarını ölçmek için onları ateşe attıkları gibi birbirlerini ateşe atma eylemidir. Yani kendi içlerinde ilk savaşlarıdır.

         İşin bir başka boyutu da, Şia adlı ilk siyasi mezhebin Hz. Ebubekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman’ı halife olarak tanımamaları, Sıffin savaşı sonrası bunlara ek olarak bir de Hariciler denen bir topluluğun isyan ve huzursuzluk çıkarmaları fitneleri daha da büyük boyutlara taşımıştır. Fitne fesatlık girince bir topluma, artık akıl tutulması elbette kaçınılmaz bir son olacaktır. Böyle fitne ve kaos ortamlarında bulunmaktansa elbette yalnız olmak daha yeğdir. Ebu Hüreyre (r.a)den rivayet edilen bir hadiste de bu durum doğrulanmaktadır:

“Yakında büyük fitneler olacak, o fitnelerde (yerinde) oturanlar ayaktakilerden, ayaktakiler yürüyenlerden, yürüyenler koşanlardan, daha hayırlı olacaklar. Kim o fitne içinde bulunmuş olursa, ondan uzak dursun. O zaman bir iltica yeri, sığınacak mekân bulursa ona sığınsın.”

(Sahihu’l-Buhari VIII, 92; Tefriru’l-Kurani’l-Azim II, 43; Sunenu İbn-i Mace, II, 3961.)

Şemsettin ÖZKAN

14.02.2024 GÜZELYALI

KAYNAKLAR

1-kuran.diyanet.gov.tr
2-kuranmeali.com
3-suskunduvar.com
4-sorularlaislamiyet.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.