HÜZNÜN İÇİNDEKİ NEŞEYİ GÖRMEK

(Toplumsal İlişkiler 259)


وَلَوْ اَنَّ اَهْلَ الْقُرٰٓى اٰمَنُوا وَاتَّقَوْا لَفَتَحْنَا عَلَيْهِمْ بَرَكَاتٍ مِنَ السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِ وَلٰكِنْ كَذَّبُوا فَاَخَذْنَاهُمْ بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ
Oysa helâk edilen ülkelerdeki toplumlar, elçilerinin getirdiği hakîkate iman edip dürüst ve erdemlice davranarak kötülüklerden sakınmış olsalardı, onları elbette helâk etmezdik; tam, tersine yerin ve göğün bütün nîmet ve bereketlerini önlerine sererdik! Ne var ki, hakîkati bile bile inkâr ettiler; Biz de onları, yaptıklarından dolayı cezalandırdık!” (Araf/96)

Çoğu insan yaşadığı acıların ve dramın perde arkasını göremez. Ne yazık ki insanların genelinde bu basireti bulmak mümkün değildir. Halbuki yaşadığı o zorlukların arkasından nice kapılar açılacaktır ah bir bilebilse, ya da bunu bir hissedebilse. O geçit vermeyen sarp dağların içinde, nice patika yolların olduğunu, bir kavrayabilse. Ya da şer gibi gözükenlerin, nasıl iyiliklere yol açabileceğinin, bilincine erebilse. Yani kışın elbet birgün biteceğini ve çiçeklerin açacağını farkedebilse.

Hz. Mevlana der ki; “Allah senin bağını yakar bozar, ama sonunda sana, binlerce üzüm salkımı verir. Hüznün içindeki neşeyi gör.”

Gerçekten hayatın içinde nice zorlukların arkasında kolaylıkların saklı olduğunu, nice yokuşların ardında da harika inişlerin olduğunu hep ıskalıyoruz. Şems-i Tebrizi 8.kuralı derki:

Başına ne gelirse gelsin karamsarlığa kapılma. Bütün kapılar kapansa bile, O sana kimsenin bilmediği gizli bir patika açar.
Sen şu anda göremesen de, dar geçitler ardında nice cennet bahçeleri var. Şükret! İstediğini elde edince şükretmek kolaydır. Dileğin gerçekleşmediğinde de şükret.”

Sadistlikle karıştırılmamalı hüznün içinde neşeyi bulmak. Derdi veren dermanı da verecektir elbet demektir bu. Yani her problemin bir çözümü vardır. Çözülemeyecek, halledilemeyecek bir mesele olmadığına inancın teyit edilmesidir bu felsefe.

Bir zamanlar radyolarımızda ve televizyonlarımızda, çok çalınıp söylenen bir sanat müziği eseri vardı: “Ağlatırsa Mevlam Yine Güldürür,” diye. Güftesi Yunus Emre’ye ait, bestesi Erol Sayan’a ait bu eser “Gülüzâr türkü” diye bilinir. O eserin her bir mısrasında ve tınısında, hüznün içinde neşeyi görürsünüz:

Dertli ne ağlayıp gezersin burda
Ağlatırsa mevlam yine güldürür
Nice dertli kondu göçtü burada
Ağlatırsa mevlam yine güldürür

Bu dert benim munisimdir yarimdir
Arşa çıkan benim ah ü zarımdır
Seni ağlatan lutf ıssı kerimdir
Ağlatırsa mevlam yine güldürür

Daim Hakk’a cemalini dile dur
Zikr ile mevlayı dilden anadur
Kahrı kime ise lütfu onadır
Ağlatırsa mevlam yine güldürür

Sevdaya salma şu garib başını
Akıtır gözünden kanlı yaşını
Kerimdir onarır kulun işini
Ağlatırsa mevlam yine güldürür

Yunus senin gözlerinde çok hal var
Önünde uğrayıp geçecek yol var
Gece gündüz dur da mevlaya yalvar
Ağlatırsa mevlam yine güldürür.

Dertli ve dertsiz anlarınızda bu eseri biliyorsanız mırıldanmanızı, bilmiyorsanız bulup dinleminizi tavsiye ediyorum. Bu eserde, prozodi (beste- güfte uyumu) mükemmel. Yunus Emre şiirlerini anlatmama gerek yok, biliyorsunuz onu. Ama bugün yaşayan müziğimizin efsanelerinden duayen isim Erol Sayan da övgüleri sonuna kadar hakediyor. Sağolasın, varolasın, büyük usta.

Şemsettin ÖZKAN

16.02.2021 KONYA

KAYNAKLAR

1-kuran.diyanet.gov.tr

2-kuranmeali.com

3-antoloji.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir