(Toplumsal İlişkiler 3072)

اِذْ تَلَقَّوْنَهُ بِاَلْسِنَتِكُمْ وَتَقُولُونَ بِاَفْوَاهِكُمْ مَا لَيْسَ لَكُمْ بِهٖ عِلْمٌ وَتَحْسَبُونَهُ هَيِّناً وَهُوَ عِنْدَ اللّٰهِ عَظٖيمٌ
“Çünkü o durumda siz (maalesef) onu (iftirayı) dillerinizle (birbirinize) aktardınız ve hakkında (kesin belgeniz ve) bilginiz olmayan şeyi ağızlarınızla söyleyip yaydınız ve bunu (masum bir kadının namus ve onurunu karalamayı ve Hz. Resulüllah’ın ailesine hakarette bulunmayı) kolay (ve basit bir şey) sandınız; oysa o Allah katında çok büyük (bir vebaldir).” (Nur/15)
Endülüslü İbni Hazm der ki; “en ciddi şeylerin temelinde, en önemsiz şeyler vardır. Zaten küçük çekirdekten doğar kocaman bir ağaç.” Ateş de küçük kıvılcımlarla başlamaz mı? Yukarıda geçen ayette de insanların önemsiz gördüğü lakin bu konunun aydınlatılması için ayet gelmesine kadar gelişen, Hz. Aişe annemiz hakkında ileri geri konuşup ona iftira ettikleri “ifk hadisesi” denilen olaya değinilmektedir.
Nur suresi 11-18. ayetlerde konu geniş olarak anlatılır. Olayların nereden nereye evrildiğini en iyisi Hz. Aişe (r.a) annemizden dinlemek gerekir. Buhari, Müslim ve daha başkaları Hz. Aişe (r.a.)`nin şöyle söylediğini rivayet ederler:
“Resulullah (a.s.) bir sefere çıkacak olduğunda hanımları arasında kur`a çekerdi, hangisine çıkarsa onu yanına alırdı. Gazvelerinden birinde yine kur`a çekti. Bana çıktı.(Rivayetlerde
bildirildiğine göre bu Benu Mustalik gazvesidir). Böylece ben (Resulullah (a.s.) ile birlikte) yola çıktım. Bu olay örtünme emrinin inmesinden sonraydı. Ben hevdecimin (devenin üstüne konan kapalı bir oturak) içinde taşınır ve (konaklama yerinde) onunla indirilirdim. Yolculuğum böyle sürdü.
Resulullah (a.s.) gazvesini tamamlayıp geri döndüğünde Medine`ye yaklaştığımız sırada (konaklamadan sonra) bir gece yola çıkılacağını duyurdu. Ben ihtiyacım için ordudan uzak bir yere yürüdüm. İhtiyacımı görünce geri kervanın yanına geldim. Bu sırada göğsümü yokladım. Bir de baktım ki gerdanlığım düşmüş. Hemen dönüp gerdanlığımı aradım. Ancak onu aramak beni alıkoydu. Bu sırada benim yol işimle ilgilenenler gelip beni içinde sanarak binmekte olduğum hevdecimi deveme yüklemişler. O zaman kadınlar hafif olurlardı, öyle yağ tutmazlardı ve kendilerini et bürümezdi. Az yemek yerlerdi. Dolayısıyla hevdeci yükleyenler ağırlığına dikkat etmeyip kaldırmış ve devenin üstüne koymuşlar. Sonra da deveyi sürüp gitmişler.
Bense ordu gittikten sonra gerdanlığımı buldum. Sonra onların konak yerlerine geldim. Baktım ne bir ses veren ne de çağrıya cevap veren vardı. Ben eski konak yerimde oturdum. Onların beni bulamayıp geri dönerek arayacaklarını düşündüm. Konağımda otururken gözlerime uyku çöktü ve uyudum.
Safvan bin el-Mu`attal da ordunun arkasından giderek kalanları topluyordu. O havanın hafif karardığı sırada gelmiş ve benim konakladığım yerin yanında sabahlamış. Bu sırada uyuyan bir insan karartısı görmüş. Beni görünce de tanımış. O, örtünmekle emrolunmadan önce beni görürdü. Onun istircasıyla (“innâ li`llahi ve innâ ileyhi raci`un” demesiyle) uyandım. Hemen yüzümü cilbabımla örttüm. Vallahi bana tek bir söz söylemiş değildir ve bineğini çökertmesi esnasındaki istircası dışında ondan bir söz işitmedim. O devenin ön ayağına bastı, ben de deveye bindim. Böylece bineğimi yularından tutarak götürdü ve ordunun öğle sıcağında bir yere konakladığı sırada orduya yetiştik.
Bunun ardından benim hakkımda helake giden gitti. En büyük yükü yüklenen de Abdullah bin Ubeyy bin Selul`du. Sonra Medine`ye geldik. Geldiğimizde ben bir ay hasta oldum. İnsanlar iftira uyduranların dedikodularına dalıyorlardı bense bu konuda bir şeyden haberdar değildim. Ben biraz toparlandıktan sonra Ummu Mıstah ile el-Menası` tarafına doğru gittik. Burası bizim ihtiyacımızı giderdiğimiz yerdi. Ummu Mıstah`la dış elbisesini (cilbabını) giyinmiş olduğu bir halde karşılaştım. “Perişan olsun Mistah!” dedi. Ben: “Ne kötü söz söylüyorsun! Bedir`de bulunmuş birine sövüyor musun?” dedim. “Ah zavallı! Sen onun ne dediğini duymadın mı?” dedi. Ben: “Ne dedi?” diye sordum. Bunun üzerine iftira uyduranların söylediklerini bana bildirdi. Bu kez benim hastalığım daha da arttı.” Hadisin devamında Hz. Aişe (r.a.), Resulullah (a.s.)`tan izin alarak anne babasının yanına gittiğini, onlardan işin ayrıntılarını sorduğunu, bunları öğrenince sabaha kadar ağladığını, sonra Resulullah (a.s.)`ın Ali bin Ebi Tâlib (r.a.) ile Usâme bin Zeyd (r.a.)`i yanına çağırarak ailesi hakkında ne yapmasının uygun olacağı konusunda onlarla görüş alışverişinde bulunduğunu bildirmiştir.
Bu olaylardan sonra Resulullah (a.s.), Hz. Aişe (r.a.)`nin yanına giderek: “Ey Aişe! Senin hakkında bana şöyle şöyle haberler ulaştı. Eğer bir suçun yoksa Allah seni temize çıkarır. Eğer bir hata işlediysen Allah`a tevbe et ve O`ndan mağfiret dile. Şüphesiz kul günâhını i`tiraf eder ve tevbe ederse Allah da tevbesini kabul eder” diye buyurmuştur. Hz. Aişe (r.a.) de kendisinin bir suçunun olmadığını, suçsuzluğunu Allah`ın bildiğini söylemiş, bundan sonra aradan çok vakit geçmeden Yüce Allah, Resulullah (a.s.)`a Hz. Aişe (r.a.)`nin suçsuzluğunu ortaya koyan ayeti kerimelerini yani burada ele aldığımız ayeti kerimeleri indirmiştir. İfk (iftira) olayı diye bilinen bu olay İslâm tarihi kitaplarında etraflı bir şekilde ele alınmıştır. Biz de konunun önemi dolayısıyla olayı biraz uzun bir şekilde ele aldık. Bu olayı en çok istismar edenler münâfıklar olmuştur. Onların başını çeken Abdullah bin Ubey de olayla ilgili haberlerin her tarafa yayılması için elinden geleni yapmıştır. 11. ayeti kerimede: “Onlardan (suçun) büyüğünü üstlenene ise büyük bir ceza vardır” denirken kastedilen de Abdullah bin Ubeyy bin Selul`dür.
“En ciddi şeylerin temelinde, en önemsiz şeyler vardır. Zaten küçük çekirdekten doğarkocaman bir ağaç”sözü, büyük olayların, sonuçların veya sorunların başlangıçta çok küçük, önemsiz görünen detaylardan veya kıvılcımlardan kaynaklandığını vurgular. Tıpkı devasa bir ağacın küçücük bir çekirdekten büyümesi gibi, hayatımızdaki ciddi durumların temeli de önemsenmeyen küçük adımlara dayanır.
Bu sözün anlamını detaylandıran temel noktalar şunlardır:
* Detayların Gücü: “Küçük çekirdek”, hayattaki küçük adımları, anlık kararları veya önemsiz görülen detayları temsil eder. Bugün “küçük” deyip geçtiğimiz bir olay, gelecekte “büyük” bir sonuç doğurabilir.
* Süreç ve Gelişim: Kocaman bir ağaç, aniden ortaya çıkmaz; zamanla, beslenerek büyür. Ciddi durumlar da benzer şekilde, küçük başlangıçların birikmesiyle oluşur.
* Dikkat ve Öngörü: Hayatta sadece büyük olaylara değil, görünüşte küçük olan şeylere de dikkat etmek gerekir, çünkü büyük yangınlar küçük kıvılcımlarla başlar.
Şemsettin ÖZKAN
06.06.2026 KONYA
KAYNAKLAR
1-kuran.diyanet.gov.tr
2-kuranmeali.com
3-pixabay.com
4-Ahmet .Varol Meali Nur Suresi 11. ayet açıklamasından alıntı