(Toplumsal İlişkiler 3095)

يُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَيُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَيِّ وَيُحْـيِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَكَذٰلِكَ تُخْرَجُونَ
“(Cenab-ı Allah) O ölüden diriyi çıkarır ve diriden ölüyü çıkarır, (her kış) ölümünden sonra da (baharda tekrar) yeri diriltip (çeşitli bitkilerle donatır). İşte siz de böyle (yeniden yaratılıp topraktan) çıkarılacaksınız.” (Rum/19)
Diyor ki bir hanım kardeşimiz; “eşimi kaybeden kadar yalan dünya için o kadar planlarım vardı ki, onu kaybettikten sonra dünya malının boş olduğunu her mezarlığa gidince daha iyi anlıyorum. Boşuna hırs yapıyoruz sonunda gideceğimiz yer kara toprak…” toprağın daveti değil midir her gün attığı o mesaj; “emanet bir bedende misafir olarak yaşıyorsun bir gün bana geleceksin.” Bütün bu yapay büyüklükler karşısında, dönüp kendime börtü böceğin rızkı olarak bir daha baktım, bir daha baktım…
İnsan, ölümle hayatı, birlikte var olan bir olgu olarak düşünmediği sürece, asla iflah olmaz. Dünya ahiretin bir tarlasıdır. Burada ekilenlerin karşılığının devşirileceği yerdir ahiret. Bu inanç insana kendini bilmeyi, hesap kitap yapmayı, davranışlarını iyileştirmeyi öğretir.
İnsanın dönüp kendine börtü böceğin rızkı olarak bakışı ölümün farkında olduğunu gösterir. Ölmeden önce ölmeyi öğretir. İnsan böylece otokontrol sağlar. Ölmeden önce ölmeyi bilmeli insan. Aklını başına devşirmeli. Gelip geçici bu dünyaya aldanmamalı.
İnsanın ibret nazarıyla kendine bakışını hiç olma, hiçlik terapisiyle izah etmek de mümkün. İnsan hiç olmayı öğrenmeli. موتوا قبل أن تموتوا “Ölmeden önce ölünüz.” (El-Acluni, Keşfu’l Hafa,2/29) hadisine bir bakmak lazım. Tesadüfe pek inanmam, tevafuk demeyi tercih ederim. Zaman zaman karşıma hüsni hat yazısıyla yazılmış çok sevdiğim bir yazı çıkar: HİÇ…
Hiç kavramı bir şeyin azlığını, önemsiz ve değersiz oluşunu anlatırken, asla onun yok oluşunu ifade etmez. Her çeşit psikolojik ve sinir hastalıkları nefsin komplekslerinden ortaya çıktığı, bilinen bir gerçektir. Olumsuz yaşantı ve duygular, nefiste kendini savunmak için, kompleksler meydana getirir. Kompleks yapılanma bilinçaltımızda adeta saatli bir bomba gibi patlamaya hazır beklemektedir. Pimi çekildiği an insanda onulmaz yaralara yol açar. Kin, hasetlik, fesatlık başkalarını küçük görme gibi birçok olumsuz duyguların kaynağı, “hiçlik terapisi” yapamamaktan kaynaklanır.
“Hiçlik terapisi”nin en iyi uygulayıcılarından Hz. Şems, Hz. Mevlana’da ilk benliğini kırma operasyonunu yaptı. Hz. Mevlana’yı o dönem üniversite rektörlüğü koltuğundan indirerek, onun en büyük egosunu yerle bir etti. Bu yüzden olsa gerek, o sihirli “hiçlik terapisi” formülünü Hz. Mevlana şu şekilde açıklamıştır: “Sen benim dünyada ünümü duymadın mı hiç? Ben bir hiçim hiç… “
Geliniz ölüme ibretle bakma, ondan dersler çıkarma konusunu, Yunus Emre’nin; “Ne Söylerler, Ne Bir Haber Verirler” şiiriyle noktalayalım:
Yalancı dünyaya konup göçenler,
Ne söylerler, ne bir haber verirler.
Üzerinde, türlü otlar bitenler,
Ne söylerler, ne bir haber verirler.
Kimisinin üstünde biter otlar,
Kiminin başında sıra serviler.
Kimi masum, kimi güzel yiğitler,
Ne söylerler, ne bir haber verirler.
Toprağa gark olmuş nazik tenleri,
Söylemeden kalmış, tatlı dilleri.
Gelin, duadan unutman bunları,
Ne söylerler, ne bir haber verirler.
Yunus der ki, gör takdirin işleri,
Dökülmüştür kirpikleri kaşları.
Başları ucunda hece taşları,
Ne söylerler, ne bir haber verirler.
Şemsettin ÖZKAN
29.06.2026 KONYA
KAYNAKLAR
1-kuran.diyanet.gov.tr
2-kuranmeali.com
3-hurriyet.com.tr
4-suskunduvar.com
5-yunusemre.net/siirler