DEĞER VERDİĞİN ŞEY LAYIK OLANDA İNCİLİ KAFTAN LAYIK OLMAYANDA YAMALI FİSTAN GİBİ DURUR.

(Toplumsal İlişkiler 263)


اِنَّ اللّٰهَ يَأْمُرُكُمْ اَنْ تُؤَدُّوا الْاَمَانَاتِ اِلٰٓى اَهْلِهَاۙ وَاِذَا حَكَمْتُمْ بَيْنَ النَّاسِ اَنْ تَحْكُمُوا بِالْعَدْلِۜ اِنَّ اللّٰهَ نِعِمَّا يَعِظُكُمْ بِه۪ۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ سَم۪يعاً بَص۪يراً


Allah size, emânet ve yetkileri o konuda güvenilir ve yetenekli olan ehline vermenizi ve insanlar arasında hüküm verdiğiniz zaman, kim olursa olsun adâletle hükmetmenizi emrediyor. Bakın, Allah size ne güzel öğüt veriyor! Hiç kuşkusuz Allah her şeyi işitendir, bilendir.” (Nisa/58)

Bir şeye ya da bir işe ehil olmak. Herşey bu cümlede düğümleniyor. Bazıları o işe layıktır, bazıları da layık değildir. Ama gelin görün ki, o işlere, şeylere layık olmayanlar bir bakarsınız gelivermişlerdir. İşte o andan itibaren adalet terazisi bozulur. Dertler sıkıntılar artıverir.

Hz. Mevlana bu yüzden olsa gerek bozulan dengeyi “değer vermek” kavramıyla izah eder:

Değer verdiğin şey layık olanda “incili kaftan” layık olmayan da ise, “yamalı fistan” gibi durur.” acaba değer verdiğimiz kişi o işi daha mı güzel yapar? Yoksa o kişi işin uzmanı falan mı?

Ya da Hz. Pir bize, ehil olana işin yakışacağını, ehil olmayana da yakışmayacağını mı anlatıyor? Ehliyet ve liyakat sahibi olmak çok önemli. İşler ehline verilmelidir. Verilmezse ne olur?

Adalet terazisi şaşar. Sorunlar, dertler çoğalır. Zulümler artar.

Toplum kaosa sürüklenir.

Erich Fromm “bir şeye sahip olmak değil, layık olmak önemlidir” derken bir kez daha işi o işin uzmanına havale edin der. Seksenli doksanlı yıllarda İspanya’da turizm bakanlığına hep aynı kişinin atandığını söylerlerdi. Çünkü o İspanya’nın turizmden anlayan en liyakatlı kişisiydi.Sevgili Peygamberimizin de”işi ehline vermezseniz kıyametin kopmasını bekleyin” buyurması bu tezi destekler mahiyettedir.

Herşey neye layıksa ona dönüşür” derken Hz. Mevlana, verilen işe layık olanların, o işi daha da ileri götüreceğini, ancak layık olmayanların da, o işi geri götüreceğini anlatır.

Yine Hz. Pir der ki: “Bir kunduracının elinde kuyumcunun aleti, kuma gömülmüş dane gibidir.” Kuyumcunun aleti, kendi elinde incili kaftan gibi duracaktır elbette. Ama kunduracının elinde yamalı fistan.

Sözlüklerde “yeterlilik, ustalık, uygunluk, yaraşırlık” olarak birbirine yakın anlamlarda tanımlanan “ehliyet ve liyakat” kavramları Mesnevi’nin pek çok hikâyesinde farklı karakterler vasıtasıyla işlenerek adeta Mesnevi’nin bütün satırlarına serpiştirilmiş, Mesnevi’nin ruhuna aksettirilmiştir. Mevlânâ, Mesnevi’nin daha ilk cildinden, ilk hikâyesinden başlayarak ehliyet ve liyakat sahibi olmayan insanların düştüğü komik ve acıklı durumları anlatır.

Bakkal ve Papağan” hikâyesinde çok güzel konuşan, gelenlere güzel nükteler yapan, bundan dolayı da adeta sahibinin yokluğunda dükkânın bekçiliğini üstlenen papağanın aslında bekçilik yapmaya ehil olmadığını, bu sebeple dükkâna giren kediden korkup ortalığı birbirine kattığını ve gül yağını döktüğünü anlatır. Papağan burada ilim ve hüner sahibi, ehil bir bekçi değil, sadece bir mukallittir, böyle olduğu için ilim ve hüneri temsil eden gül yağını dökmüştür.

Ehliyet ve liyakat konusunu işlerken “bekçilik” kavramına sıkça yer veren Mevlânâ, “hâr reft” (eşek gitti) ve “lâhavle yiyen eşek” hikâyelerinde eşeğe bekçilik etmesi beklenen, ancak bu işe ehil ve layık olmayan hizmetçilerin eşeklerin telef olmasına yol açışını anlatır. “Düşmanına danışan adam” hikâyesinde de “Kurttan bekçilik istemek doğru bir şey değildir. Bir şeyi bulunmadığı yerde aramak, aramamak demektir,”  sözleriyle ehliyetsiz ve liyakatsiz bekçinin emanete zarar verebileceği gibi, “Henüz kanadı çıkmayan kuş, uçmaya kalkışırsa her yırtıcı kedinin lokması olur.” sözü gereğince kendisine de zararı dokunabileceğini belirtir.

Padişahla cariye” hikâyesinde ise kuyumcunun cariyeye aşkından değil de padişahın vaadettiği nimetler dolayısıyla saraya gittiğini ve bu sebeple sonunun ölüm olduğunu anlatarak aşkta dahi ehliyet ve liyakat sahibi olmanın önemini vurgular.

Hz. Mevlânâ, “sırtına aslan dövmesi yaptırmaya dayanamayan Kazvinli”, “nefsiyle savaşmamış, aşk derdi çekmemiş buna rağmen savaşa giden sufi”, “altın tartmak için kuyumcudan terazi isteyen ihtiyar” hikâyeleriyle ehliyet ve liyakat sahibi olmadığı halde yapamayacağı, altından kalkamayacağı işlere talip olanların düştüğü durumları anlatmıştır.

Şemsettin ÖZKAN

20.02.2021 KONYA

KAYNAKLAR

1-kuran.diyanet.gov.tr

2-kuranmeali.com

3-akademik.semazen.net (Nilgün Yazıcı, Mevlana’nın Mesnevisinde Ehliyet ve Liyakat Kavramları yazısından alıntı)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir