(Toplumsal İlişkiler 3139)

اِنَّ الَّذٖينَ يَكْتُمُونَ مَٓا اَنْزَلْنَا مِنَ الْبَيِّنَاتِ وَالْهُدٰى مِنْ بَعْدِ مَا بَيَّنَّاهُ لِلنَّاسِ فِي الْكِتَابِۙ اُو۬لٰٓئِكَ يَلْعَنُهُمُ اللّٰهُ وَيَلْعَنُهُمُ اللَّاعِنُونَ
“Gerçekten, apaçık belgelerden (ibaret emirler olarak) indirdiklerimizi (Kur’ani hüküm ve hakikatleri) ve insanlar için Kitapta açıkça beyan ettikten sonra hidayeti (şeriat ve istikamet prensiplerini) gizlemekte olanlar (güç odaklarının vereceği zarardan korkarak veya onlardan makam ve menfaat umarak, Kur’ani gerçekleri kısmen veya tamamen örtmeye çalışanlar var ya); işte onlara, hem Allah lanet etmektedir, hem de (bütün) lanet ediciler(in bedduası onların üzerinedir).” (Bakara/159)
“Susan bir bilgin tek bir kelime konuşamayan aptallardan farksızdır” sözü, ünlü Fransız oyun yazarı ve komedi ustası
Molière‘e aittir. Bu özlü ifade yazarın eserlerinde bilginin ve doğruların paylaşılmasının, gerektiğinde susmayıp ses çıkarmanın önemini vurgulamak için sıklıkla alıntılanmaktadır. Metinlerde bazen “bilgin” yerine “aydın” kelimesiyle de kullanılabilmektedir.
Bu söz, bilginin paylaşılmadığı ve haksızlık karşısında sessiz kalındığı sürece değersizleştiğini vurgular. İslam dini de hakkı haykırmayı, bildiklerini öğretmeyi ve adaletsizlik karşısında susmamayı ilke edinir.
Bilgiyi gizleyenleri ve zulüm karşısında sessiz kalanları kınayan temel Kur’an ayetleri şunlardır:
- Bilgiyi Gizleyenler: “İndirdiğimiz açık delilleri ve doğru yolu, Kitap’ta insanlara apaçık göstermemizden sonra gizleyenler var ya, işte onlara hem Allah lanet eder hem de lanet ediciler lanet eder.” (Bakara Suresi, 159)
- İlmiyle Amel Etmeyenler (Alimlerin Sorumluluğu): “Tevrat’la yükümlü tutulup da sonra onu taşımayanların (onu gereği gibi anlamayan ve uygulamayanların) durumu, ciltlerce kitap taşıyan merkebin durumu gibidir…” (Cuma Suresi, 5)
- Gerçeği Saklamak: “…İçinizden bir topluluk hakkı apaçık ortaya koysun…” (Âl-i İmrân Suresi, 104)
- Zulüm Karşısında Tarafsızlık: “Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutan, kendiniz, ana-babanız ve akrabanız aleyhine de olsa Allah için şahitlik eden kimseler olun…” (Nisâ Suresi, 135)
Bu söz, bilginin tek başına yeterli olmadığını, bilinenlerin hayata geçirilmediği ve başkalarına aktarılmadığı sürece hiçbir değer taşımadığını vurgular.
İşte bu derin düşüncenin ana hatları:
- İletişim ve Paylaşım: Bilgi, paylaşıldıkça ve insanlara fayda sağladıkça değer kazanır. İçinde tutulan, sessizliğe gömülen bilgi, yok hükmündedir.
- Eylem ve Uygulama: Bilmek yetmez; bilginin davranışa ve üretime dönüşmesi gerekir. Bilgiyi pratiğe dökmeyen kişi, onu hiç bilmeyen biriyle aynı konumdadır.
- İfade Yeteneği: Düşüncelerini ve bilgisini doğru ifade edemeyen, anlatamayan veya toplumla paylaşmayı tercih etmeyen bir kişi, zihinsel potansiyelini boşa harcamış olur.
Özetle bu söz, bilge olmanın sadece çok şey bilmekle değil, o bilgiyi anlatmak, paylaşmak ve uygulamakla taçlandırıldığında bir anlam ifade ettiğini belirtir.
Şemsettin ÖZKAN
12.08.2026 KONYA
KAYNAKLAR
1-kuran.diyanet.gov.tr
2-kuranmeali.com
3-pixabay.com
4-Al Bakışı