NE ZAMAN BU ŞEHİRDEN KAÇIP GİTME İSTEĞİ GELSE BİR KÖŞEYE OTURUP GEÇMESİNİ BEKLİYORUM GİDERSEM DÖNMEM ÇÜNKÜ BİLİYORUM

(Toplumsal İlişkiler 3125)

NE ZAMAN BU ŞEHİRDEN KAÇIP GİTME İSTEĞİ GELSE

فَاَسْرِ بِاَهْلِكَ بِقِطْعٍ مِنَ الَّيْلِ وَاتَّبِـعْ اَدْبَارَهُمْ وَلَا يَلْتَفِتْ مِنْكُمْ اَحَدٌ وَامْضُوا حَيْثُ تُؤْمَرُونَ

“(Ey Lut!) “Hemen aileni (alıp) gecenin bir bölümünde yola çıkarıver, sen de onların ardından git ve sizden hiç kimse arkasına dönüp bakmaya (Allah yolunda; evini, barkını, mallarını ve yakınlarını terk ettiği için pişmanlığa) yeltenmesin, emrolunduğunuz yere (doğru geçip) gidin!” (Hicr/65)

İnsan bulunduğu konumu öyle kolay kolay değiştirmek istemez. Çünkü alışkanlık yapar yaşadığı yerler ve mekanlar. Onu oralara bağlayan bir şeylerin olduğunu düşünür hep.

Cemal Süreya; “Ne zaman bu şehirden kaçıp gitme isteği gelse, / Bir köşeye oturup geçmesini bekliyorum… / Gidersem dönmem çünkü, / Biliyorum…” derken, sevgiliye olan bağlılığın onu yaşadığı şehre adeta mıhladığını anlatır.

Yarım kalan bu etkileyici dizeler, insanın kendine olan sözünü ve kalma/gitme arasındaki o derin hesaplaşmasını anlatır. Hani derler ya; “gitmek mi zor kalmak mı?” İkisi de zor dostlar! Gel sen bana gelememeyi anlat, ben de gidememeyi  anlatayım sana.

Hz. Mevlana bu ikilemleri anlatmak için der ki; “Öyle bir yerdeyim ki, ne kalmak mümkün, ne de gitmek…” Şükrü Erbaş da, bir şiirinde kararsız olma halini şu mısrasıyla dillendirir: “Bir kapı önündeyim, girsem suç, gitsem ayaz.” İnsanı böyle durumlara düşürenin de, bir bakıma onu sevdiğinden ayıran, önüne çıkan sapak ve dönemeçlerdir diyebiliriz.

Biliyor musunuz insan bazen vazgeçer sevmediğinden değil, yorulduğundan. Bu da izahı güç durumlardandır. Karşı taraf sevilmediğini düşüne dursun, tutum ve davranışlarındaki çelişkilere hiç kafa yormaz bizimkisi. Bu yüzden belki de hemen sevdiğinin diyarını terk etmekle bulur çareyi. Arada bir kafasında; “acaba gidersem bir daha bu kente gelir miyim?” dediği an kafasındaki o deli soruların bir tren gibi gelip geçmesini bekler.

Şehri terk edememe hissi; Türk ve dünya şiirinde genellikle yerleşiklik, anılar, terk edilmişlik veya bir türlü kopulamayan aidiyetler üzerinden işlenir. Bu tema, şairlerin ruh hallerine göre bazen çaresizlik, bazen de kurtuluşsuz bir aşk olarak dizelere yansır.

Edebi metinlerde ve şiirlerde bu duyguyu yansıtan önemli örnekler:
1. Nazım Hikmet Ran – Sonra Aramıza Şehirler Girecek
Şair, şehrin ve aradaki mesafelerin insanları nasıl birbirinden uzaklaştırdığını ancak bu ayrılığa rağmen şehrin ve hatıraların zihinden silinemediğini şu dizelerle anlatır:

“Sonra aramıza şehirler girecek, hiç karşılaşmayacağız.Tesadüfler bile bir araya getiremeyecek.Sonra belki birimiz öleceğiz, diğerimiz hiç bilmeyecek…”

2. Edip Cansever – Bu Gemi Ne Zamandır Burada Edip Cansever, şiirlerinde bireyin sıkışmışlığını ve şehirden gidememe, kaçamama durumunu sıkça işler. Kentin içindeki o kalabalık yabancılaşmayı ve kişinin kendine yenik düşmesini dizelerinde görmek mümkündür.

Çağdaş Şiir ve Antoloji Örnekleri

Edebiyatımızda bu doğrudan hissiyatı işleyen modern şiirler de mevcuttur. Örneğin Nevin Akbulut, “Bu Şehri Terk Ediyorum” adlı şiirinde ayrılığın aslında insanın kendisinden kopamayacağını şöyle ifade eder:

“Bir şehri terk etmek,
Kendini terk etmektir.
Onca yıl beklediğin eksikliğin bir türlü tamamlanamamıştır.Beklediğin hiç gelmemiştir.”

Ayrıca Halil Gibran, Orhan Veli ve Ahmet Hamdi Tanpınar gibi şairlerin eserlerinde de fiziksel olarak şehirden kopamama, zamanın ve mekânın içinde asılı kalma temaları baskındır. Şehrin sokaklarından, kokusundan veya bir sevgiliden kopamamanın yarattığı o melankolik ruh hali, bu şairlerin dizelerinde ölümsüzleşmiştir

Şemsettin ÖZKAN
29.07.2026 KONYA

KAYNAKLAR
1-kuran.diyanet.gov.tr
2-kuranmeali.com
3-pixabay.com
4-suskunduvar.com
5-Al Bakışı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir