EY GÜL-İ RANA ÖMRÜN BEŞ MEVSİMİ VAR AŞK HASRET YALNIZLIK VUSLAT VE HÜZÜN SAHİ SEN HANGİ MEVSİMDESİN

(Toplumsal İlişkiler 3070)

وَلَا يَحْزُنْكَ الَّذٖينَ يُسَارِعُونَ فِى الْكُفْرِ اِنَّهُمْ لَنْ يَضُرُّوا اللّٰهَ شَيْـًٔاۜ يُرٖيدُ اللّٰهُ اَلَّا يَجْعَلَ لَهُمْ حَظًّا فِى الْاٰخِرَةِ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظٖيمٌ 

“Sana da o küfürde yarışanlar hüzün vermesin. Çünkü onlar Allaha bir zarar edebilecek değiller, Allah onlara Ahirette bir hazz vermemek istiyor, onlara azîm bir azab var. (Al-i imran/176)

Şeyh Galip der ki; “ey gül-i rana…! Ömrün beş mevsimi var: Aşk, hasret, yalnızlık, vuslat ve hüzün. Sahi, sen hangi mevsimdesin?”

      Gül-i rana, Farsça kökenli bir tamlama olup; “güzel, hoş, gösterişli gül” anlamına geliyor. Dışı sarı, içi kırmızı renkli, nadir rastlanan kıymetli bir gül çeşididir. Divan edebiyatında sarı dış yapraklar aşığın solgun yüzünü, kırmızı iç kısım ise kan ağlayan içini simgeleyen bir metafor olarak kullanılır.  

       Hüzün, bütün duyguların birbirine karıştığı ve akılla gönlün kıyasıya yarıştığı bir kavşaktır ki ona varan bütün yollar ıssız, bütün yolcular yaralı, bütün haberler kötü ve bütün selamlar buruktur. Ve onun ikliminden geçen bütün kuşların kanatları kırıktır. Her şeyden geriye buruk bir tat kalmıştır ancak. Ve hüzün, yılların ötesinden buruk davetler gönderen hatıraların mevsimidir. İşte böyle ey gül-i rana! Ömrün beş mevsimi var:

Aşk, hasret, yalnızlık, vuslat ve hüzün. Sahi, sen hangi mevsimdesin?

      Ömrün beş mevsiminden biri olan aşk için gönlü geniş ruhu gezginlerin “otuz yedinci kuralı” şunu öğretir bize; “Allah kılı kırk yararak titizlikle çalışan bir saat ustasıdır. O kadar dakiktir ki, sayesinde her şey zamanında olur. Ne bir saniye erken, ne bir saniye geç. Her insan için bir aşık olma zamanı vardır, bir de ölmek zamanı.”

      En ilginç mevsim de hasret mevsimidir. Vuslatla kapı komşusudurlar. Sevgili gözden ırak olunca aşık şöyle konuşur: “Seni sensiz, senden uzakta yaşamak ne zormuş. Bu hasretin süresi yok, bir gün sona eresi yok. Özlemim öyle derin ki, hiç bir dilde çevirisi yok… Geceler uyumak için değil, özlemek için var gibi. Sen de fark ettin mi saat vuslatı hasret geçiyor.”

     Öyle özlersin ki gel diyemezsin, sadece beklersin beklersin. Özlemek geçmişe ait değil, geleceğe ait bir eylem. İnsan artık yok diye üzülmez bir daha olmayacak diye kahrolur. Bu yüzden olsa gerek hasret özlem yakıcıdır. İnsanı yüreğinden yakalar.

     Ya yalnızlık mevsimine ne demeli? İnsan yalnız değildir ama her daim kendini yalnız hisseder. En ufak bir kırılganlıkta, çekingenlikte kabuğuna çekilir ve içine kapanır. Bu onun yapısında vardır. Cahit Zarifoğlu; “elimle kendi elimi tutuyorum, yan yana gidiyormuşum gibi kendimle…” derken, iliklerimize kadar hissettiriyor bu ömrümüzün yalnızlık mevsimini.

Şemsettin ÖZKAN
04.06.2026 KONYA

KAYNAKLAR
1-kuran.diyanet.gov.tr
2-kuranmeali.com
3-pixabay.com
4-suskunduvar.com

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir