KALBİNDEN GEÇMEYENİ DİLİNE DEĞDİRME

(Toplumsal İlişkiler 184)


وَاذْكُرِ اسْمَ رَبِّكَ وَتَبَتَّلْ اِلَيْهِ تَبْت۪يلاًۜ
“O hâlde, her an ve her yerde Rabb’inin ismini an ve seni gaflete sürükleyebilecek her şeyden sıyrılarak bütün ruhunla, bütün benliğinle O’na yönel!” (Müzzemmil/8)

Türkçemizde “özü sözü bir insan” diye bir deyim vardır. Düşünceleri, söyledikleri ve yaptıkları bir olan, ne düşünüyorsa onu söyleyen, içi dışı bir olan kimse demektir. “Özü sözü bir olan insanlara rastlamak gittikçe zorlaşıyor.” cümlesini her geçen gün daha çok bir duyar olduk. İt izi kurt izine karıştı. Kim dost kim düşman belli değil. Sağ gösterip sol vururlar. Dillerinin söylediğini kalpleri doğrulamaz. Bağırsaklarından konuşurlar. İki yüzlüdürler, gösteriş meraklısıdırlar, bol bol şov yapıp yalan söylerler. Ağızları başka şeyler söyler, kalpleri başka. Tam bir münafıklık karakteri.

Hz. Mevlana Mesnevisinde münafıkların Peygamberimiz döneminde yaptıları mescidi dırarı şöyle hikaye eder:

Münafıklar, İslam dinini sözde yüceltmek için bir cami yapma­ya koyuldular. Hz. Peygamber (s.a.s.)’in mescidinden başka bir mescid inşa ettiler. Döşemesini, kapısını, tavanını tamamladılar. Bu­nunla cemaati parçalamayı amaçlıyorlardı.                 

Yalvararak Hz. Peygamber (s.a.s.)’in yanına gelip, huzuruna deve gibi çöktüler:

– Ey Allah’ın Resulü, dediler, lütfedip o mescide kadar zahmet buyur. Diledik ki oraya bir garip gelirse kalacak yeri olsun, bu hiz­met konağında ikrama ersin. Böylece din etrafa yayılsın. Bir an ora­yı şereflendir, mescide iltifat et!

Bu sözleri gönülden söylemiyorlardı. Hz. Peygamber (s.a.s.)’e ma­sallar okuyor, yalan dolan atını sürüyorlardı. O merhametli, şefkatli Peygamber ancak gülümseyerek “Peki” diyebildi. Onların hilelerini anlıyor, fakat yüzlerine vurmuyorlardı. Allahu Teala, Peygamber’e:

– Bu habisleri dinleme, hile yaptılar. Maksatları kara yüzlülük­ten başka bir şey değildir, diye bildirdi.

Münafıkların amacı ashabın arasını bozmaktı. Şam’dan

Medine’ ye bir Yahudi getirmek niyetindeydiler. Yahudiler, o Şamlı yahudinin vaazından sarhoş olmuşlardı. Hz. Peygamber (s.a.s.) o münafıklara;

– Şimdi savaşa gitmek için hazırlık yapıyorum, savaştan sonra gelirim, dedi.

Böylece onları başından savdı. Savaştan dönünce münafıklar tekrar gelip önceki vaadini hatırlattılar. Allahu Teala (c.c.):

–  Ey Peygamber, açıkça söyle, hainliklerini açığa vur, diye emretti.

Hz. Peygamber (s.a.s.):                            

–  Ey hilekârlar, susun da sırlarınızı söylemeyeyim, deyip sırla­rından bazısını açığa vurdu. Derhal halleri kötüleşti. Elçileri:

– Haşa, haşa, demeye başladılar. Her biri yemin ediyordu, çün­kü yemin etmek yalancıların adetidir.

Hz. Peygamber (s.a.s.) dedi ki:

– Sizin yemininize mi inanayım, Allah’ın yeminine mi?! Münafıklar tekrar:

– Allah’ın kitabı hakkı için, o mescidi Allah rızası için kurduk. Bu hususta hiçbir hilemiz yoktur. Orada ancak Allah’a ibadet edeceğiz.

Hz. Peygamber (s.a.s.) onlara:

– Şüphesiz siz yalan söylüyorsunuz, dedi.

Hz. Peygamber (s.a.s.) bu şekilde vaadinden dönünce, sahabeden birisinin gönlüne inkar düşüncesi düştü:

–  Peygamber böyle ak sakallı, koca koca adamları utandırıyor. Nerde kerem, nerde ayıp örtmek, nerde haya? Hani peygamberler yüz binlerce ayıbı örterlerdi, diye düşündü.

Ardından da, bu itiraz yüzünden mahcup düşmemek için hemen gönlünden istiğfar etti. Münafık kişilerle dost olmanın uğursuzluğu bu mümini de onlar gibi asileştirdi. Fakat içinden şöyle yakardı:

– Ya Rabbi, beni bu halde bırakma! Gönlüm elimde değil, yoksa gönlümü yakardım.

         Bu düşünceyle uykuya daldı. Rüyasında münafıkların mescidini hayvan pisliği ile dolu gördü. Mescidin taşları fışkı içinde harap ol­muştu, onlardan kara dumanlar tütüyordu. O dumanlar onun boğa­zına girdi, boğazı yandı. O dumanın kokusundan uyandı. Hemen yüzüstü kapanıp ağlamaya başladı. Birçok sahabe o mescid hakkında apaçık bir rüya gördü, bu şekilde o münafıkların maksatları meydana çıktı. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.s.): 

– Onu yıkın, buyurdu, süprüntülük, küllük yapın!

Mescidin sahipleri de mescid gibi sahteydi. Tuzağa saçı­lan taneler cömertlik sayılmaz. Oltadaki lokma, ne ihsandır ne de cömertlik!

Son olarak diyelim ki; ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol! Sen sen ol, kalbinden geçmeyeni, sakın ha diline değdirme!

Şemsettin ÖZKAN

04.12.2020 KONYA

KAYNAKLAR

1-kuran.diyanet.gov.tr

2-kuranmeali.com

3-mevlanadanhikayeler.blogspot.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir