AKIL BİR KURTÇUK AŞK BİR DAĞ GİBİDİR BİR KURTÇUK DAĞA NASIL HÜKMETSİN

(Toplumsal İlişkiler 275)


اَتَأْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبِرِّ وَتَنْسَوْنَ اَنْفُسَكُمْ وَاَنْتُمْ تَتْلُونَ الْكِتَابَۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَ
Siz insanlara iyiliği öğütler de, kendinizi unutur musunuz? Oysa Kutsal Kitabı okuyup duruyorsunuz, hiç aklınızı kullanmaz mısınız? O hâlde, gelin şu anlamsız inattan vazgeçin de Rabb’inize yönelin.” (bakara/44)

Akıl ve aşk. Hiç kıyaslanabilir mi? Akıl bir yerde tutulup kalmayacak mı? Aklın sınırları belli değil mi? Ya aşkın? Her nesnenin bir bitimi var ama…Aşka hudut çizilmiyor mihriban demiyor mu rahmetli Abdürrahim Karakoç?

Peki Şems-i Tebriz-i’de aşkın beşinci kuralı ne der:
“Aklın kimyası ile aşkın kimyası başkadır. Akıl temkinlidir. Korka korka atar adımlarını. “Aman sakın kendini” diye tembihler. 
Halbuki aşk öyle mi? Onun tek dediği: ” Bırak kendini, ko gitsin! “Akıl kolay kolay yıkılmaz. Aşk ise kendini yıpratır, harap düşer. Halbuki hazineler ve defineler yıkıntılar arasında olur. Ne varsa harap bir kalpte var!”

Hz. Mevlana der ki; “akıl bir kurtçuk, aşk bir dağ gibidir. Bir kurtçuk dağa nasıl hükmetsin?” Gerçekten de akıl aşkın yanında devede kulak kalır.

Hz. Pir Mesnevisinde aşk ve akıl mevzusunda şu cümleleri kullanır ve aklın aşkı asla şerh edemeyeceğini söyler: “Aşkı şerh etmek ve anlatmak için ne söylersem söyleyeyim Asıl aşka gelince o sözlerden mahcup olurum

Dilin tesiri gerçi pek aydınlatıcıdır, fakat dile düşmeyen aşk daha aydındır

Aşkın şerhinde akıl, çamura saplanmış eşek gibi yattı kaldı Aşkı, âşıklığı yine aşk şerh etti.”

Mevlana Celaleddin Rumi’nin Aşktan habersiz insan aklını betimlerken başvurduğu en temel benzetme, “çamura saplanıp kalmış eşek” metaforudur. Akıl, aşkı izah etme hususunda, “çamura batmış eşek” gibi debelenir durur; debelendikçe de daha bir çamurun içine batar. Aşkın ve aşıklığın nasıl bir şey olduğunu, en iyi yine aşık olan biri açıklayabilir. Aşk yarasını da yine aşık olan biri iyileştirebilir.

Mevlana’nın yetersiz gördüğü akıl, külli akıl değil, cüzi akıldır. Külli akıl; Allah’ın kudretinden ilk önce ortaya çıkan akıldır. Fiziksel dünyanın ötesini, metafizik alemi de kavrayabilen akıldır.

Cüzi akıl ise dünya işlerini ve tabiat alemine ait meseleleri idrak eden, ancak tabiat ötesini kavrayamayan akıldır. Çeşitli düşünce kurallarına ve kalıplarına, kıyas ve mantık esaslarına gereksinim duyan bu akıl ile metafizik konular gereği gibi bilinip kavranamaz. Gerçekte tek bir hakikatten ibaret olan akla, her iki yönelişi açısından, bu iki ayrı ad verilmiştir.

Akılla aşkı yanyana getirip karşılaştırmak abesle iştigaldir. Elbetteki parça akıldan söz ediyorum. Yoksa ben şahsen kalbin akledişine iman diyorum. Akılla da aşkı asla çekiştirmek niyetinde değilim.

Akılla kasdım bazı akl-ı evvellerin metafizik konularını kavrayamayan aklından sözediyorum. Zaten Hz. Mevlana’nın da ifade ettiği cüz-i akla sahip olanlardır yoksa külli akıl değil.

Şemsettin ÖZKAN

04.03.2021 KONYA

KAYNAKLAR

1-kuran.diyanet.gov.tr

2-kuranmeali.com

3-Hz. Mevlana, Mesnevi, c.1, beyit no:110-115 (Tahirü’l Mevlevi)

4-indigodergisi.com (Bayram sarı 2015 Mevlana’da Kabak metaforu)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir