BAĞNAZLAR YARATMANIN EN BİLİNDİK YÖNTEMİ ÖĞRETMEDEN İNANDIRMAKTIR

(Toplumsal İlişkiler 3076)

BAĞNAZLAR YARATMANIN EN BİLİNDİK YÖNTEMİ ÖĞRETMEDEN İNANDIRMAKTIR

وَاِذَا فَعَلُوا فَاحِشَةً قَالُوا وَجَدْنَا عَلَيْهَٓا اٰبَٓاءَنَا وَاللّٰهُ اَمَرَنَا بِهَاؕ قُلْ اِنَّ اللّٰهَ لَا يَأْمُرُ بِالْفَحْشَٓاءِؕ اَتَقُولُونَ عَلَى اللّٰهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ

“Kâfirler ne zaman utanç verici bir iş yapsalar, sözgelimi Kâbe’yi çırılçıplak tavaf etmeye kalksalar, “Biz atalarımızdan böyle gördük;üstelik, bunu bize emreden Allah’tır!” derler. Ey Müslüman! Çıplaklığı medeniyet, utanmazlığı medenî cesaret sayan bu şaşkınlara de ki: “Hayır! Allah, böyle utanç verici çirkinlikleri asla emretmez! Zaten edep ve haya duygusu, her insanın yaratılışında vardır. Siz, Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz? O’nun emir ve hükümleri hakkında, nasıl böyle bilip bilmeden konuşabiliyorsunuz?” Peki, gerçekte nedir Allah’ın emrettiği?” (Araf/28)

Bağnazlık deyin, tutuculuk deyin, fanatiklik deyin, taassup deyin her neyse ne derseniz deyin körü körüne bir şeyin ardından gitmek ya da basmakalıp bir fikre saklanıp kalmak ne kötüdür.

Voltaire; “bağnazlar yaratmanın en bilindik yöntemi, öğretmeden inandırmaktır” derken bu acı gerçeği yüzümüze açık açık söyler.

İnsan öyle bir varlık ki, çoğu inanmaktan çok söze kanmayı yeğler. Çünkü kanmak daha cazip geliyor insana. Pembe yalanlar, istatistiki yalanlar ya da dümdüz sallanan aslı astarı olmayan yalanlar insanların bilinçaltlarında var olan bir tür saplantılar, mitler tarafından işgal edildiğinden olsa gerek bu kanma eylemi, bağnazlıklıkla çarçabuk gerçekleşiveriyor.

Olaya inanmak, ikna olmak, mantıkla yaklaşmak yorucu bir iş, ne de olsa. İnanma da samimiyet var. Gösteriş denen dalkavuğun bir gramına  rastlayamazsın mutmain bir kalbin inanışında. Kandırmaca eylemindeki gibi tiyatro oynama ritüellerinin hiçbiri inanma eyleminde olmaz. İnanma olayı kesinliğe kavuşturma işidir. Şahitlik tanıklık yüzde yüzlük ifade eder. Araştırma soruşturmayı içinde barındırır. Dolayısıyla inanmada kalbin akıl etmesi söz konusudur.

Kemal Sayar; “bırak bir hakikat incitsin seni, bir yalan avutacağına” derken, gerçeklerle yüzleşmenin insanları ulaştıracağı o derin hazlardan bahseder aslında.

Evet hakikatler insanı yıkar, yüzünü öne eğdirir, ama yiğit düştüğü yerden yeniden kalkar. Hangi gerçek, bi yalandan daha fazla acıtır ki? Bazı gerçekler acıdır, bazı gerçekler de, hayal ettiğin, tüm acıların ötesindedir.

İnsanlar, en nihayetinde, kendileri hakkındaki bazı yanılsamalarla, sarhoş olmuş bir şekilde yaşamıyorlar mı? Taassuba kaçmış, ön yargılarından arınamamış bir halet-i ruhiye içinde değiller mi?

Gerçekler acıdır. Bırakınız, bu acılarla yüzleşsin insanlar. Biraz incinirsin, ama hakikatin tadına varırsın. Fanatiklikten kurtulursun. Bir yalan, seni emzikle avutacağına, acıyla karışık hakikat memesinden, süt iç de, güzelliği gör, tatlılığı gör, neşvünemayı gör.

Öğretmeden inandıranların demeyelim de, kandıranların, fanatik insan yetiştirme yöntemi, gönlü geniş ruhu gezginlerin on üçüncü kuralında, yerden yere şöyle vurulur:Şu dünyada, semadaki yıldızlardan daha fazla sayıda, sahte hacı, hoca, şeyh, şıh var. Hakiki mürşit, seni kendi içine bakmaya ve nefsini aşıp, kendindeki güzellikleri, bir bir keşfetmeye yönlendirir. Tutup da ona hayran olmaya değil.”

Şemsettin ÖZKAN
10.06.2026 KONYA

KAYNAKLAR
1-kuran.diyanet.gov.tr
2-kuranmeali.com
3-pixabay.com
4-suskunduvar.com

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir