(Toplumsal İlişkiler 3074)

وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ بِشَيْءٍ مِنَ الْخَوْفِ وَالْجُوعِ وَنَقْصٍ مِنَ الْاَمْوَالِ وَالْاَنْفُسِ وَالثَّمَرَاتِؕ وَبَشِّرِ الصَّابِرٖينَۙ
“Andolsun, Biz sizi; biraz korkuyla (doğal ve sosyal afetler ve düşman saldırılarıyla), açlık (ve kıtlıkla) ve bir parça da mallardan, canlardan ve semerat (ürün ve evlatlar)dan noksanlaştırmakla (hastalık ve sakatlıkla) imtihan edeceğiz. (Tedbirli ve temkinli hareket ederek) Sabır (sükûnet ve teslimiyet) gösterenleri müjdele (ki, sadece onlar sevaba ve başarıya erişeceklerdir).” (Bakara/155)
“İmtihanile” adlı sosyal medya kullanıcısı çok güzel bir paylaşım yapmış diyor ki; “bayram ne zaman bitti biliyor musunuz? Nasıl olsa gidecek yerimiz yok deyip, bayramlık almayınca…” Bayramlar kaynaşmak içindir. Baba ocağının sıcaklığını ta iliklerine kadar hissetmek içindir.
Lakin ortada ne anne, ne de baba kalmamışsa bu duyguyu yaşayamazsın. Kendini garip hissedersin. Yetim ve öksüz hissedersin. İşte Peygamberimiz döneminde bayramda kendini böylesine yalnız hisseden küçük Abdullah’ın hüzünlü hikayesi.
Abdullah küçük yaşta iken, bir savaşta babasını kaybetmişti. Annesi yeniden evlenince üvey baba, Abdullah`ı istememişti. Ve Abdullah sokaklarda sâhipsiz kalmıştı.Dertliydi. Yardımsever halkın verdikleriyle karnını doyurabiliyordu. Arkadaşları gülüp oynarken, o, bir köşede oturur, başını elleri arasına alır, düşüncelere dalardı. Bir bayram günü, Abdullah yine böyle bir kenara oturmuş, başını ellerinin arasına almıştı. Cıvıldaşan çocuklara bakıp ağlıyordu. Üstü başı lime lime idi. Gömleği belki kırk yerden yamanmıştı. Üstelik sabahtan beri yiyecek bir şey de bulamamıştı. O sırada Peygamberimiz geçiyordu. Oynaşan çocukları seyretmek için biraz durdu. Gülümsedi. Birkaç çocuğu okşadı. Sonra Abdullah`ı gördü. Kenarda durup ağlaması dikkatini çekmişti. Yanına gitti. Ve niçin arkadaşlarıyla oynamadığını, niçin ağladığını sordu. Abdullah üzüntüsünden Peygamberimizi tanıyamamıştı: “- Amca, dedi, babam bir savaşta şehid düştü, anam evlendi. Üvey babam beni istemedi. Yapayalnız kaldım. Ne yiyecek bir dilim ekmeğim, ne giyecek yeni bir gömleğim var. Bu yüzden arkadaşlarıma katılamıyorum.” Peygamber Efendimizin mübarek gözleri doldu: “- Peki yâ Abdullah, dedi, sen Hasan ile Hüseyin`e kardeş olmak ister misin?” Hasan ile Hüseyin, Peygamberimizin torunlarıydı. Abdullah istekle atıldı:
“- Çok isterim.” “- Fâtıma`ya evlât, Peygamber`e torun olmak ister misin?” Abdullah hemen cevap verdi: “- Çok isterim.”
“- Öyleyse yürü bize gidelim, bundan sonra benim torunumsun…”
Abdullah ancak o zaman Peygamberimizin karşısında bulunduğunu anladı ve ellerine sarılıp öptü. Birlikte eve gittiler. Abdullah`ın karnı aylardan beri ilk defa güzelce doydu. İlk defa yeni elbiseler giydi. Ve Peygamberimizden izin alıp tekrar çocukların arasına döndü. Ama bu sefer kenardan seyretmiyordu. Oyuna katılmış, onlar gibi hoplayıp zıplamaya başlamıştı. Çocuklar bu değişikliği merak edip Abdullah`a sordular: “- Ey Abdullah, bir saat önce ağlıyordun, üstün başın dökülüyordu, şimdi bakıyoruz yeni elbiseler giydin, aramıza katılıp oynuyorsun. Sebebi nedir?” Abdullah memnun memnun gülümsedi: “- Yerimde olsaydınız siz de sevinirdiniz,” diye konuştu: “- Ben, Hz. Ali ile Hz. Fâtıma`ya evlâd, Hasan ile Hüseyin`e kardeş, Peygamber Efendimize torun oldum.” Çocuklar hasretle iç çektiler. Bir ağızdan şöyle dediler:
“- Keşke biz de senin gibi yetim ve öksüz kalsaydık da, Peygamber torunu olma şerefini kazansaydık. Seni kıskanıyoruz Abdullah!”
Şemsettin ÖZKAN
08.06.2026 KONYA
KAYNAKLAR
1-kuran.diyanet.gov.tr
2-kuranmeali.com
3-pixabay.com
4-sorularlaislamiyet.com