İNSANIN GÖKYÜZÜNE BAKACAK VAKTİ OLMALI HİLKATE BAKMALI YALNIZ KALMALI

(Toplumsal İlişkiler 3043)

اَلَّذٖينَ يَذْكُرُونَ اللّٰهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلٰى جُنُوبِهِمْ وَيَتَفَكَّرُونَ فٖى خَلْقِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ رَبَّنَا مَا خَلَقْتَ هٰذَا بَاطِلًا سُبْحَانَكَ فَقِنَا عَذَابَ النَّارِ 

“(Aklı ve basireti olanlar ki) Onlar ayakta iken, otururken ve yanları üzere yatarken (devamlı) Allah’ı hatırlar (O’nu zikreder ve O’na yalvarırlar),göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde (dikkat ve ibretle) düşünür (eşyanın hikmet ve hakikatini anlamak üzere ilmi ve fikri araştırma yaparlar) ve “Rabbimiz, Sen (bütün) bunları hâşâ (gayesiz ve hikmetsiz) boş yere ve bâtıl sebeplerle yaratmadın (ve asla başıboş bırakmadın), Sen (böyle yersiz ve yararsız iş yapmaktan) Yücesin. Bizi ateşin azabından koru” (diye yalvarırlar).” (Al-i imran/191)

 “Yapamadım, yetiştiremedim” cümleleri hiçbir zaman bitmez. Hangi devirde bitmiş ki, şimdi bitmesini bekliyoruz. Bakınız Sadettin Ökten ne diyor; “insanın gökyüzüne bakacak vakti olmalı, hilkate bakmalı, yalnız kalmalı.” Niye?

              Çünkü işte o zaman ne kadar boş yaşadığını anlayacak insan. Mavinin huzur olduğunu görecek. Gökyüzüne baktığında dünyanın boşluğunu, dert ettiklerinin dert olmadığını, asıl dar çerçevedeki hayatın sıktığını görecek. Zira kuş olmaya gerek yok, sadece yukarıya bakmak yeterli.

              Bunun içinde insan doğaya çıkmalı, gökyüzünü seyre dalmalı, geceye yıldızlara bakmalı, güneşin doğuşunu ve batışını seyretmeli, bu saatlerde yürümeli, yaradılışı görmeli, baharda çiçeklerin, ağaçların yeşermesine, hayvanların doğmasına tanıklık etmeli, karın, yağmurun yağışını, rüzgarın esmesini, denizlerin coşmasını çıplak gözle müşahede etmelidir.

             Yukarıda geçen ayette böyle davranan, tefekkür eden bir insan profili çiziliyor. Allah Teâlâ, 190. ayette, göklerin ve yerin yaratılışı ile gece ve gündüzün değişimini, bir başka deyişle, mekan ve zamanın ilahi kudrete delaletini aklıselim sahiplerinin ibret nazarına sunduktan ve böylece bizden, varlığın gerçek bilgisine ulaşma çabasını göstermemizi, özlü bir ifade ile istedikten sonra; 191. ayette, bu çabayı gösterenlerin, Allah’ın üstün kudretinin ve eşsiz sanatının eserlerini idrak etmeleri sonunda, O’na derin bir saygı ile yönelmelerinin kaçınılmaz olduğunu ortaya koyuyor.

            Neden doğaya çıkmalıyız sorusuna kendimiz için sayısız soyut somut faydalar sunduğunu  hatırlayarak, sıradan basit gördüğümüz bir böcek olan bal arısını, tabiatta gözlem yaparak bize nasıl ufuklar açabileceğini, şöyle bir irdeleyelim hele.

            Kur’an-ı Kerim’in 16. suresi olan Nahl (Bal Arısı) Suresi, adını doğanın en disiplinli, en çalışkan ve en gizemli işçisinden alıyor. Ancak bu surede arıdan bahsedilirken kullanılan bir kelime var ki, bütün bakış açımızı değiştiriyor:

            “Vahy” (İlham). Arıya Verilen O Muazzam “Yazılım”: Surenin 68.ayetinde Allah arıya “vahyettiğini” söyler. Bu peygamberlere gelen mesajla aynı kökten gelir; yani arıya fıtri bir görev, şaşmaz bir içgüdü ve kozmik bir pusula yüklenmiştir.

             Mühendislik Harikası: Arı, karanlık kovanın içinde hiç şaşmadan kusursuz altıgenler inşa eder. Neden beşgen ya da sekizgen değil? Çünkü en az malzemeyle en geniş alanı saklama formülü matematikte sadece altıgendir. Arı bu denklemi çözmüş müdür, yoksa ona “çözdürülmüş” müdür? 

            Çiçeklerin Dili:Binlerce çiçek arasından hangisinin özlü, hangisinin zehirli olduğunu bilmesi; kilometrelerce uzağa gidip kovanının yolunu eline koymuş gibi bulması, ayetteki “Rabbinin yollarında boyun eğerek yürü” emrinin tam karşılığıdır.

            Karınlardan Çıkan Şifa:Bal Sure, arının üretim sürecini anlatırken sadece bir “gıda”dan bahsetmez; “Onda insanlar için şifa vardır” der. Bal; güneşin enerjisinin, çiçeğin kokusunun ve arının emeğinin bir kavanoza sığmış halidir. Arı, kendisi için ürettiğinden çok daha fazlasını başkaları için üretmek üzere programlanmıştır. Bu, “hizmet” ahlakının doğadaki en somut örneğidir.

           Tabiat Bir Kitaptır:Nahl Suresi bize şunu fısıldıyor: Kur’an satırlarda, arı ise sahrada birer ayettir. Okumasını bilene her çiçek bir mektuptur. Kibir ve Tevazu: İnsan devasa gökdelenler dikerken gururlanır; oysa parmak ucu kadar bir canlı, binlerce yıldır hiçbir eğitim almadan geometrinin ve kimyanın zirvesinde dolaşmaktadır.

          İlahi Rehberlik:Eğer arı “ilham” ile hareket etmeseydi, doğadaki tozlaşma biter, yaşam dururdu. Arının kanat sesleri aslında bir “tesbih” korosudur. “Rabbin bal arısına şöyle vahyetti: Dağlardan, ağaçlardan ve insanların kurdukları çardaklardan kendine yuvalar edin…” (Nahl, 68)

         Sonuç olarak; Nahl Suresi’ni okumak, bir bal kavanozuna bakarken sadece tatlı bir besin görmeyi değil; o kavanozun içindeki matematiksel düzeni, ilahi programı ve sonsuz rahmeti görmeyi öğretir. Arı, bir böcekten öte, bir “işaret”tir. 

Şemsettin ÖZKAN
08.05.2026 KONYA

KAYNAKLAR
1-kuran.diyanet.gov.tr
2-kuranmeali.com
3-pixabay.com
4-1000kitap.com (Kur’an-ı Kerim, Kolektif alıntı)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir