DUVARI YIKMAYA GÜCÜM YETMİYORSA KENDİMİ PARÇALAYACAK DEĞİLİM ELBETTE AMA ÖNÜMDE DUVAR VAR DİYE BOYUN EĞMEYİ DE KABULLENEMEM

(Toplumsal İlişkiler 3029)

مِنَ الْمُؤْمِنٖينَ رِجَالٌ صَدَقُوا مَا عَاهَدُوا اللّٰهَ عَلَيْهِۚ فَمِنْهُمْ مَنْ قَضٰى نَحْبَهُ وَمِنْهُمْ مَنْ يَنْتَظِرُ وَمَا بَدَّلُوا تَبْدٖيلاً 

“Mü’minlerden öyle (mert ve metin) er kişiler vardır ki, Allah üzerine (O’nun rızası ve davası istikametinde) yaptıkları ahde (iman, itaat ve cihad sözlerine) sadakat gösterdiler; böylece onlardan kimi adağını gerçekleştirip (Hakk uğrunda canını vermiştir), kimi de (gönülden cenneti ve şehadeti umup) beklemektedirler. Onlar hiçbir vazgeçme ve yan çizme (bedel ve bahanesi) ile (Allah adına verdikleri sözlerini) değiştirmemişlerdir.” (Ahzab/23)

Öyle zorluklar karşısında kolay kolay pes etmek yok! Mü’min asla mücadeleden vazgeçmez. Çünkü böyle  davranmak mü’min(inanan) olmanın şiarındandır. Adı üstünde inançlı, imanlı, cihad ruhunu kaybetmemiştir. 

         Dostoyevski; “duvarı yıkmaya gücüm yetmiyorsa kendimi parçalayacak değilim elbette ama önümde duvar var diye boyun eğmeyi de kabullenemem” derken, asla yılmayan bir karakter sergiler. 

         Dostoyevski’nin bu sözü, Voltaire’in; “ben düşmanlarımla başa çıkabilirim. Tanrı beni dostlarımın kötülüğünden korusun” sözüyle, daha da bir anlam kazanıyor. 

         Öyle değil midir dostlar, hayatın gerçek mücadelesi, duvarlara çarptığında bile, eğilmemek ve dost görünümlü ihanetlere karşı uyanık kalmaktır. Düşmanla savaşmak o kadar zor değil, kolaydır. Çünkü açıktır. 

         Lakin dost görünümlü olanı öyle midir? Dostun kötülüğü, duvarın görünmez halidir. Burada Dostoyevski’nin onuru ile Voltaire’in uyarısı birleştiğinde, insanın en büyük direnişi, hem dış engellere, hem de iç ihanetlere karşı durabilmektir. 

         Düşmanı anladık bizim aleyhimize çalışıyor. Ya dostun düşmanlığına ne demeli? Tabiri caizse bizi sırtımızdan vurması içimizi yakıyor. 

         Hz. Mevlana der ki; “ey gönül! Bir sürü dostlarının yanında, elbette düşmanların da olacak… Ama imtihan ya bu, onca düşmanın varken, seni dostun vuracak.” Anlayacağınız Hz. Pir, bir sınav olarak değerlendiriyor dostun insanı sırttan vurmasını. Bu gerçekten araştırılmaya değer bir konu. 

          Aşık Veysel’in “dost dost diye nicesine sarıldım/benim sadık yarim kara topraktır” türküsü de, nice dost gözükenlerin aslında dost olmadığını, insanı zor gününde terk ettiğini, toprağın ise insanı bağrına bastığını söyler.

          Dost nedir? Sevilen güvenilen yakın arkadaş, sıkı fıkı görüşülen kimse, gönüldaş demektir. Kendini ona yakın hissediyorsun. Derdini açıyorsun. Yediğin içtiğin ayrı gitmiyor. Yaralarına merhem oluyor. Sadece mutlu güzel günlerinde değil, kötü gününde de seninle beraber oluyor. Seni arkadan vuran değil dost.

          Dost dediğin ayağını kaydıran değil, kaydığında da seni yerden kaldırandır. İyi bir dostu olanın asla aynaya ihtiyacı olmaz. Dost iyi gününde çağrınca koşarak gelen, kötü gününde ise çağırmadan koşarak gelip gözyaşını silendir.

            Dost acı söyler diye bir atasözümüz var. Dost aksine acıyı bile tatlı söyleyendir. Dost incitmez. Gönül alandır. Dost dostunun önünde ihanet eden bir duvar hiç değildir. 

Şemsettin ÖZKAN
24.04.2026 KONYA

KAYNAKLAR
1-kuran.diyanet.gov.tr
2-kuranmeali.com
3-pixabay.com
4-suskunduvar.com

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir