(Toplumsal İlişkiler 2079)

وَاِذَا قُرِئَ الْقُرْاٰنُ فَاسْتَمِعُوا لَهُ وَاَنْصِتُوا لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ
“Kur’an okunduğu zaman, tam bir saygı ve teslimiyetle ona kulak verin ve Kur’an bir konuda hüküm vermişse, ona alternatif görüşler öne sürmeyin, susup onu dinleyin ki,bu sayede ilâhî merhamete lâyık olabilesiniz!” (Araf/204)
Susmayı çoğu insan susanın bir şey bilmediğine yorar. Hayır efendim, tam tersi mana ehli insanlar sükut ederek konuşurlar. Hem de öyle çok şey anlatırlar ki, incelik, zarafet sahibi kişiler onun bu haline hemen vakıf olurlar.
Şems-i Tebrizi; “susmak mana eksikliğinden değildir (belki de) mananın derinliğindendir” derken, bu konuyu en iyi analiz edenlerdendir. Zira Hz. Pir, Hz. Mevlana’nın oğlu Sultan Veled’e, bugünkü Mevleviliğin ilkelerini her gün yatsı namazından sonra sükutu sohbetle öğretmiştir.
Dostoyevski der ki; “iyi konuşmayı bilenler; kısa ve öz konuşur ve çok susar.” Gerçekte öyle değil midir? Söz gümüşse sükut altın değil midir? En çok söylenenler arasında neyi hatırlıyoruz? Kısa,öz, veciz olanları değil mi?
Çok az olmakla birlikte bazı insanlar bilirim,hiç konuşmaz susar dururlar. Halbuki onlar susarak konuşurlar. Bir çeşit sükuti sohbet yaparlar sizinle adeta. Çok konuşanı da sevmezler. Dinlendikleri için, akabinde ağızlarından iki çift kelam ettiklerinde de, sözleri çok dinç ve etkileyicidir.
“Kalbe sözden çok sükûttan manalar akar” derken, Hz. Şemsi Tebriz-i haksız sayılmaz. Abdülkadir Geylani hazretleri “ya Rab! Halim sana âyan, söze ne hacet!” derken sessizliğin derinliğine işaret eder. Nuri Pakdil de, “Sükût Suretinde” adlı eserinde; “El değmemiş o sabır/Arkadaş kıl tartan terazi misin /Artıyor katsayısı direnişin /Sükût suretinde /Çok koyu düşer ses” derken, sükûtun adeta resmini çizer.
Susacaksın da konuşmadığında içinde öfke kazanları kaynamamalı. Kibrinden de olmamalı bu susmak. Dedikodu, ve çekiştirmeyi kurgulayan bir susma da olmamalı, bu derin ses- sizlikler. Suçsuzu, günahsızı alt etmek için de olmamalı. Hz. Mevlana gibi “sevgiden başka bir tohum ekmeyiz bu toprağa” olmalı temel felsefe.
Cahit Zarifoğlu gibi demelisin; “susuyor sessizce aşkla ilerliyorum.” Aşkla, sevgiyle olmalı herşey. Öyle ya aşk olmayınca meşk olur mu? Olmaz. Çünkü kişi öğreneceği işe karşı sevgi ve ilgi duymadan, içinde güçlü bir başarı isteği olmadan olumlu bir sonuç elde edemez.
Susmak… En iyi üç nokta anlatır belki de susmanın önüne konulduğu vakit. Şems-i Tebrizi; “Arza hacet yok, halim sana ayandır. Dile gerek yok, sessizliğim sana beyandır. Söze lüzum yok, susuşum sana kelamdır. Kelama ihtiyaç yok, aşkım sana figandır.” demekle tüm bu susmalarım, bir eylemsizlik hali değildir aslında der. Sessizlik bir izahattır, susmalar birer sözdür. Aslında söze de gerek olmadığını sevgiliye olan sonsuz aşkının bir figan, yani acıyla inleme olduğunu anlatır bize. Böyle olunca susmak; ateşe su vermek gibidir. Faydalıdır. Bazen susmak vacip olur insana, sesini duyurabilmesi için.
Susmak… Söze anlam katmanın en derin hali. Hz. Şemsi Tebrizi; “sükut etmekle hem sessizliğin ışığını hem de konuşmanın faydasını görebilirsin” derken, insanın sükut etmekle iki kere karlı olduğunu anlatır bize. İnsan sadece sessizliğin muhteşem ışıklı renk gösterisine tanık olmakla kalmıyor, aynı zamanda ağzından çıkacak her bir sözün de yararlarını görmeye başlıyor.
Şemsettin ÖZKAN
06.03.2026 KONYA
KAYNAKLAR
1-kuran.diyanet.gov.tr
2-kuranmeali.com
3-pixabay.com
4-suskunduvar.com