(Toplumsal İlişkiler 3037)

وَالْعَصْرِ اِنَّ الْاِنْسَانَ لَف۪ي خُسْرٍ
“Zamana, asırlara, ikindilere, senin peygamberlikle görevlendirildiğin evrensel döneme and olsun!” (Asr/1)
“İmanla güvene kavuşmadıkça, Müslümanca yaşayıp kin, nefret ve ihtiraslarını yenmedikçe Peygamberin sorumluluğuna eş görevler yapmadıkça, hakkı, sorumluluğu ve sabrederek mücadeleye devamı, birliği birbirlerine tavsiye etmedikçe, ahireti unutarak dünyaya bağlanıp, şeytani güçlerle işbirliğine devam ettikçe insanlar, müslümanlar elbette zarardadır, hüsrandadır.” (Asr/2)
Ne zaman ki, bir söz işitsem, vaktini boşa harcamaktan söz etmesin. Hep zamanı değerlendiremediklerini anlatır durur insanlar. Sanki onları bu konuda bir engelleyen varmışcasına.
Charles Dickens; “zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü, hem akıl çağıydı, hem aptallık, hem inanç devriydi, hem de kuşku, aydınlık mevsimiydi, karanlık mevsimiydi, hem umut baharı, hem de umutsuzluk kışıydı, hem her şeyimiz vardı, hem hiçbir şeyimiz yoktu” derken, yaşadığı çağın ya da zamanının onca gelişmişlik, ilerleme göstermesine rağmen hâlâ kötümser bir tablo çizmesi zaman konusunda insanın aldanışının bariz bir örneği değil de nedir?
İnsanın hiçbir çağda mutlu olamamasını nasıl izah edeceğiz? İnsanlık ilerlese de zamanının yetmemesinden, onu iyi değerlendirememesinden söz etmesi, tam bir çaresizliktir. Onca imkanlara rağmen yegane sermayesi olan zaman, devir konusunda serzenişleri hayra alamet değildir.
Bir kere zaman konusunda aldanmaması için dün ve yarın kavramlarını bir kenara bırakarak bugüne odaklanması gerekmez mi? Dickens’ın anlattığı varlık içinde yokluktur. Her şey var ama onu kuvveden fiile dönüştüremeyen bir insanlık var. Kısacası eylem adamı olamamanın verdiği bir sızı var.
Dickens’ın yaşadığı bu varlık içinde yokluğu, Cahit Sıtkı Tarancı da yaşar:
“Fakat nedendir Yarab bu susuzluğumuz,
Suyu gürül gürül akan çeşme başında?”
Stefan Zweig, “Kızıl” adlı eserinde benzer duyguları paylaşır: “Binlerce insanın arasında yapayalnız olmanın ne anlama geldiğini bilemezsin.”
Anlayacağınız zaman konusunda, yaşadığı devirden ve verilen sayısız nimetlere rağmen memnun olanı göremiyoruz. Çünkü doyumsuz insanlar, maalesef şükürsüz insanlar. Tabiri caizse rahatlık insanlara batıyor. Nimetler içinde yüzmesine rağmen, hayıflanıp duruyor. Halinden şikayet ediyor hâlâ.
Varlık içinde yokluk, maddi imkanlara sahip olunmasına rağmen manevi huzursuzluk, tatminsizlik veya duygusal eksiklik yaşama durumunu ifade eden bu halet-i ruhiye, insanı perişan ediyor. Dücane Cündioğlu’nun dediği gibi, “Varlık içinde yokluk çekeceğinize, bir kere de yokluk içinde var olmayı deneyin.” Genellikle hayallerle dolu olan bu durum, kısa süreli hazlara bağımlılık ve acıdan kaçınma çabası olarak görülüyor. Azla yetinmeyi de öğrensek kendimize iyilik etmiş oluruz. Şimdiki zamana odaklansak bizim hayrımıza olur.
Şemsettin ÖZKAN
02.05.2026 KONYA
KAYNAKLAR
1-kuran.diyanet.gov.tr
2-kuranmeali.com
3-pixabay.com
4-1000kitap.com