(Toplumsal İlişkiler 1731)
زُيِّنَ لِلنَّاسِ حُبُّ الشَّهَوَاتِ مِنَ النِّسَٓاءِ وَالْبَنٖينَ وَالْقَنَاطٖيرِ الْمُقَنْطَرَةِ مِنَ الذَّهَبِ وَالْفِضَّةِ وَالْخَيْلِ الْمُسَوَّمَةِ وَالْاَنْعَامِ وَالْحَرْثِ ذٰلِكَ مَتَاعُ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَاللّٰهُ عِنْدَهُ حُسْنُ الْمَاٰبِ
“Gönül okşayan nefsanî arzular, özellikle kadınlara, oğullara, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşlere, soylu, alnı akıtmalı, ayakları sekili, eğitimli, asil, nışanlı yılkı atlara, sağmal hayvanlara, ekinlere, gelire, kazanca düşkünlük, insanlara, süslenip güzel gösterildi. Bunlar dünya hayatının geçici menfaatleridir. Halbuki aydınlık bir ömürlük güzel bir yol, güzel bir hayat Allah katındadır.” (Al-i imran/14)
Uzak olması, ya da insanın kendine yabancı olması, ne kötüdür. Fıtrattan uzaklaşmak, ne vahim bir durumdur insan için.
İsmet Özel; “uzak nedir? Kendinin bile ücrasında yaşayan benim için gidecek yer, ne kadar uzak olabilir?” derken insan kendine bile uzak ve yabancı kalmışken, uzak kavramının ne anlamı olabilir ki diye sorgular.
Öyle uzaklara gitmelere kalkışmak da, geride kalan hatıraların gölgesinde bir yalnızlık değil de nedir? Yalnızlık da çoğu zaman tehlikeleri yanında barındırır. Şairin dediği gibi; “ben nereye gitsem yalnızlığın başkenti orasıdır.” İnsana sadece gurbeti yaşatır bu uzak yalnızlıklar.
İnsanlar medeniyeti yaratmak için gerçek benliklerinin kapılarını kapatmışlar. Bu yüzden de kaybolmuşlar, benim anladığım bu. Sanat da bu yüzden var. Kitapları, müziği, filmleri, tiyatroyu, resmi, heykeli, hepsini bunlar kendilerine, asıl kimliklerine dönen köprüler olsun diye icat etmişler. Ama ne kadar yaklaşırlarsa yaklaşsınlar, sonsuza dek uzaklar artık. (İnsanlar/Matt Haig)
Ümit Yaşar Oğuzcan’ın şiirinde de uzak ve insanı kahreden o yalnızlık hiç de çekilecek gibi değildir. Hiçbir şey zaman ve mekan sevgilinin varlığındaki gibi değildir yokluğu.
O kara güneş gözlerin yok
O şehir bir hayal, bir özlem şimdi
Havasına kokunun sindiği o şehir
Parklarında âşıkların gezindiği
Her gece ayın sularına indiği o şehir
Kesik kesik öten vapur düdükleri
Mavi denizlerinde çığlık çığlığa gri martılar
Ve şimdi uzak bir şehirde
Yine gök, yine deniz
Seni hatırlattılar
Fakat o martılar yok
Sen yoksun, o hava yok.
Bahattin Karakoç fersah fersah uzaklıkların, içindeki uzaklık karşısındaki çaresizliğini şu mısralarla dile getirir:
Dağların, denizlerin ötesinde saklanan uzaklar,
Gelin de siz benim içimdeki uzaklığı görün..
Gelin de benden dinleyin aşk ve ayrılık türküsünü
Ay aşıp giderken..
Bu yüzden asıl sorun hiçbir zaman mesafeler değildir. Asıl uzaklık insanın kendine olan uzaklığıdır. Önce insanın kendine olan bu mesafe sorununu çözmesi gerekiyor.
Şemsettin ÖZKAN
23.03.2025 KONYA
KAYNAKLAR
1-kuran.diyanet.com.tr
2-kranmeali.com
3-pixabay.com
4-1000kitap.com