(Toplumsal İlişkiler 1739)
اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذٖينَ بَدَّلُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ كُفْراً وَاَحَلُّوا قَوْمَهُمْ دَارَ الْبَوَارِ
“Nankörlük ederek, küfre saplanarak Allah’ın nimetinin, kendilerine tevdi edilen ilâhî değerlerin, şeriatın yerine başka kanunlar koyan milletlerin önünde o yıkım yurdunun, cehennemin yolunu açan, onları cehenneme yerleştiren liderleri, güç ve iktidar sahiplerini görmüyor musun?” (İbrahim/28)
Nice insanlar vardır ki, her şeye tersinden bakarlar. Bir türlü düzgün bakmayı beceremezler. Her şeye bir kulp takar, habire eleştirirler de eleştirirler. Çözümün bir parçası olacaklarına çözüme sorun teşkil ederler.
Albert Einstein; “olumsuz insanlardan uzak durun, zira her çözüm için, bir problemleri vardır” derken de, tam olarak bu tiplerden bahseder. Bu insanlar maalesef meselelerin çözümünde sunabilecekleri bir önerileri yoktur. Onların kafasında hep bir çözümsüzlük vardır. Bunlar ileriye ket vurmakla övünürler. İşte ben şunu önledim bunu önledim diye de ortalık yerde gezinir dururlar üstüne üstlük. Kötülüğe davetiye çıkarırlar adeta.
Kötülük başka, iyilik başka. Biri haince kurgulanarak, diğeri ise hissedilerek yapılır. Bu yüzden iyilikle kötülüğü aynı kefeye koyamayız.
Dücane Cündioğlu’nun; “kötülük düşünülerek yapılır, iyilik hissedilerek” sözünü de bu minvalde değerlendirmek gerekiyor. O halde kötülük nedir?
Kötülük “kötü olma durumu, zarar verecek davranış, eylem ya da sözler” için kullanılan bir kavramdır. İyilikse; karşılık beklemeksizin yapılan yardımdır. Empati, nezaket, hoşgörü vb birçok kavramı bünyesinde barındırıyor. İyilik mutluluk gibi duygular, hisler ve empati gibi düşüncelerden daha fazlasını bünyesinde barındırır ve eylem yüklüdür de.
Bu yüzden olsa gerek kötülükler organize olup, hain bir planın parçası olmakta asla zorlanmazlar. Kötülüğün arkasında bir bit yeniği aramak, bu sebepten sık rastlanan bir durumdur.
İşin bir başka boyutu da bu insanların çok fesat olması. Marcel Proust “öyle hassas insanlar vardır ki, kendi tuttuğu yaşları, başkasının gözlerinde görünce çıldırır” derken, bize kıskançlığın doruklarının nasıl olduğunu anlatır.
Nasıl bir şey ki bu hasetlik, (kıskançlık) kendi gözünden akması gereken yaşların başkasının gözünden akmasıyla deliye dönüveriyor? Ateşleniyor, gazaplanıyor, öfkeleniyor.
Kıskançlık, bir kişinin veya bir ilişkinin yitirilmesinden korkulan karmaşık bir ruhsal yaşantı ve olumsuz tutumdur. Bunun dışında başkasının sahip olduğuna kişinin kendisinin de sahip olma gerekliliğini hissettiren bir duygudur. Türk Dil Kurumu kıskançlık kelimesini şöyle açıklamıştır: “Bir kimse bir üstünlük gösterdiğinde veya sevilen birisinin, başkası ile ilgilendiği kanısına varıldığında takınılan olumsuz tutum, günücülük, hasetçilik, hasetlik, hasutluk” (vikipedi)
Ancak haset kontrol edilemezse, yapılan iyilikleri yok edip, her şeyi mahvedebilir. Ebû Hüreyre’den rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Hasetten sakının. Çünkü ateşin odunu yakıp tükettiği gibi haset de iyi amelleri yakar, bitirir.” (D4903 Ebû Dâvûd, Edeb, 44; İM4210 İbn Mâce, Zühd, 22)
Fesat insanlar öyle insanlardır ki, yüzünüze karşı bir cümle dahi kuramazlarken, arkanızdan kompozisyon yazarlar. Bu yüzden derim ki, olumsuz insanlardan cüzzamlıdan kaçar gibi kaçın. Ömrünüze ömür katın. Zira bu tiplerle geçireceğiniz her gün hayatınızdan çalınmış demektir.
Şemsettin ÖZKAN
31.03.2025 KONYA
KAYNAKLAR
1-kuran.diyanet.gov.tr
2-kuranmeali.com
3-pixabay.com
4-suskunduvar.com