HAKİKATİN İLK MAKAMI TOPRAK OLACAĞIMIZI BİLMEKTİR

(Toplumsal İlişkiler 1734)

كُلُّ نَفْسٍ ذَٓائِقَةُ الْمَوْتِؕ وَنَبْلُوكُمْ بِالشَّرِّ وَالْخَيْرِ فِتْنَةً وَاِلَيْنَا تُرْجَعُونَ  
“Her can, mutlaka ölümü tadacaktır. Allah yolunda olmasa da, mutlaka ölecektir. Ancak, bu hayatın anlamını iyi kavradığınız takdirde, sonsuz âhiret hayatını kazanabilirsiniz: Biz sizi, yeteneklerinizi açığa çıkarmak ve olgunluk mertebelerinde yücelmenizi sağlamak üzere, bazen hastalık, fakirlik, deprem gibi kötülük saydığınız şeylerle ve bazen de sıhhat, zenginlik, güç, başarı gibi iyilik kabul ettiğiniz şeylerle sınayarak imtihân ediyoruz. İşte bu amaçla, bu dünyada kısacık bir hayat yaşayacak ve sonunda, yaptıklarınızın karşılığını görmek üzere Bize döneceksiniz. Bu yüzden, ey Müslüman, câhillerin yaptıklarına üzülme:” (Enbiya/35)

Hacı Bektaş Veli; “hakikatin ilk makamı toprak olacağımızı bilmektir” derken aslında insanın ölümlü yani faniliğine atıf yapar. O zaman toprak gibi mütevazi olması gerekmez mi? Küçük dağları kendisi yaratmış gibi hareket etmesi de neyin nesi?

                Hz. Mevlana der ki; “ ey insan! Öleceğin günü bilmiyorsun. Hiç olmazsa ölümlü olduğunu bil” derken acaba gerçekten insanoğlu ölümlü olduğunu bilmiyor mu diye sormadan edemi- yoruz. Biliyor bilmesine de idrak (algı) bozukluğu var bu konuda. Mezarcı birgün kazdığı mezarın içine kendinin de gireceğinin, tabutu yapanın, ölüyü tabutta taşıyanın da bir gün kendilerinin de o tabutun içine gireceği konusunda idraki zayıf gayri ihtiyari reflekslerle o işi yaptığını anlıyoruz. Bir nevi şuur kapalılığı halindeler diyebiliriz.

               Hayatı öyle capcanlı değerli tutuşumuz aslında ölüm sayesinde değil midir? Ölmek yeniden dirilmek için değil midir? Ölüm hep taptaze yeni dirilişleri hatırlatmaz mı? Ölüm bir nebze de olsa bizi acılara garkediyor hepsi o kadar. Yoksa kim demiş ölüm bir son diye? Ölüm taptaze bir başlangıçtır hepsi bu. Evet ölünce havada bir kasvet ve sıkıcılık oluşuyor toplum nezdinde. Bir burukluk var içimizde. Kıyamet kopmuş zaten ölen için. Yakınları da bu acıdan nasibini almıştır. 

Ölüm o kadar sadıktır ki, tam zamanında gelir ne eksiktir ne fazladır. Levh-i mahfuz’da ne yazılmışsa ölüm vaktimiz işte o anda gelir. En son ölüm geldiği halde yine de “erken geldi” deriz onun için. İşte “daha yaşı gençti” deriz. “Ölüm sana yakışmadı” “yapacağın daha çok işler vardı” “bizi bırakıp nereye gidiyorsun?” gibi, saçma sapan daha bir sürü buna benzercümleler kurarız da, kurarız. Ölüm hakikatte ebediliktir. İnsanın ebediyyen varolma    hayalinin gerçekleşmesidir. Sonsuzluktur, ölüm ölümsüzlüktür. Ölüm bir yok oluş ve bitiş, asla değildir. Gerçek hayata taze bir başlangıçtır o. Bu yüzden ölümün anlamını, değerini insan iyi bilmek zorundadır.

Şemsettin ÖZKAN
26.03.2025 KONYA

KAYNAKLAR
1-kuran.diyanet.gov.tr
2-kuranmeali.com
3-suskunduvar.com

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir