(Toplumsal İlişkiler 1738)
يَٓا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا لِمَ تَقُولُونَ مَا لَا تَفْعَلُونَ
“O hâlde, ey iman edenler; neden içinizden bazılarının sözleri ve davranışları birbirine uymuyor? Allah yolunda fedâkârlık konusunda iddialı sözler sarf ettikten sonra, neden kararlılığınızı yitirip zaafa düşüyorsunuz? Niçin yerine getiremeyeceğiniz taahhütlerin altına giriyor, yapmadığınız ve yapamayacağınız şeyleri söylüyorsunuz?” (Saf/2)
İoanna Kuçuradi; “bir kişiyi ele veren değer; yargılar değil, değerlemeleridir. Fiilen yaptıkları ortaya koydukları yaşadıklarıdır” derken, insanın karşısındakine verdiği değerle kişiliğini okuyabileceğimizin ipuçlarını verir.
Bu durum insanın dil ile söylediklerinden ziyade, tutum ve davranışlarıyla kendini ele vereceğini Şemsi Tebrizi’nin; “bana sevdiğini söyleme hissettir” cümlesinde kendine yer bulur. Ayrıca sevmenin de, sahip olmakla ilgili değil, değer vermekle ilgili olduğunu, burada belirtmemiz gerekiyor.
Sevmeyi bir şeye sahip olmakla ölçmüyor, kadrü kıymet bilmekle ölçüyor, ona ne kadar değer verdiğiyle ölçüyor. Öyle her şeyi çok iyi bilmenize gerek yok, kadir kıymet bilin yeter demektir bu. Hani şairin dediği gibi işte; ‘geleydin bir çay içimi, sen çay dökerdin ben de içimi’ sözündeki insanın sevdiğine değer vermesini anlatmasıdır, bir bakıma bu yaklaşım tarzı.
Ahmet Günbay Yıldız’ın; “Leyla Yokuşu”ndaki şu cümleleri, kendi kadrü kıymetini bilmeyen sevgilisine bir ültimatomudur:
“Çok oldu bahçemde çiçekler solgun,
Gönlüme hükmeden duygular buruk…
Kadir kıymet bilir dediğim yâran,
Kalbimin süsüdür dediğim değerlerime,
Tavır koyup kayıplara karışalı, çok oldu…”
Bir insanın ne olduğunu gerçekten ortaya çıkaran şey, yargılar değildir. Asıl onu veren bir şeye, nasıl baktığı ve ona yaptığı değerlemeleridir. Kim neye nasıl bakıyorsa, o şey de, ona öyle bakıyor.
“Zaman bir öncelik meselesidir. Herkes değer verdiğine müsaittir.” Öyle değil midir? İnsan ilgi duyduğuyla ilgilenir ve ona zaman ayırır. Bu işin lamı cimi yok.
Modern insan bir koşuşturmacadır gidiyor. En yakınlarına zaman ayıramıyor maalesef. Aslında ayıramıyor değil ayırmıyor. Çünkü aynı insan sosyal medyada saatlerce zaman harcıyor, ne bileyim futbol tutkunu birgününü ona ayırabiliyor ama iş çocuğuna, eşine ne bileyim anne baba vb. yakınlarına gelince ortalıklarda gözükmüyor.
Aynı durum kadınlar içinde bundan farklı değil. İş hayatına atılan kadının herkese bir bardak çayı götürmesi özenle bezenle anlatılırken, bir bardak o çayı evde eşine vermesi hizmetçi olarak lanse ediliyor. Kadının eşine karşı ilgisiz olması körükleniyor. Ama başkalarıyla ilişkilerinde ilgisi pohpohlanıyor, şişiriliyor.
İnsanlara değer verildiğini hissettirmek onları mutlu ediyor. Herkes ama herkes ilgi istiyor. Sevgi istiyor, kendisine vakit ayrılmasını istiyor. Genç, yaşlı, çoluk, çocuk, eş, dost, akraba, komşu, karı, koca. Sırala sıralayabildiğin kadar herkes ilgi, alaka gösterilmesi hastası. Herkes ilgi istiyor istemesine de kimse o istediklerini istediği kişilere yapmıyor.
Şemsettin ÖZKAN
30.03.2025 KONYA
KAYNAKLAR
1-kuran.diyanet.gov.tr
2-kuranmeali.com
3-pixabay.com
4-suskunduvar.com