(Toplumsal İlişkiler 2071)

اَلَمْ يَأْنِ لِلَّذٖينَ اٰمَنُٓوا اَنْ تَخْشَعَ قُلُوبُهُمْ لِذِ كْرِ اللّٰهِ وَمَا نَزَلَ مِنَ الْحَقِّ وَلَا يَكُونُوا كَالَّذٖينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلُ فَطَالَ عَلَيْهِمُ الْاَمَدُ فَقَسَتْ قُلُوبُهُمْ وَكَثٖيرٌ مِنْهُمْ فَاسِقُونَ
“İman edenlerin, Allah’ı anmak ve vahyedilen gerçeği düşünmekten dolayı kalplerinin heyecanla ürperme zamanı gelmedi mi? Onlar daha önce kendilerine kitap verilmiş ve üzerlerinden uzun zaman geçip kalpleri katılaşmış kimseler gibi olmasınlar. Onlardan birçoğu yoldan çıkmışlardır.”(Hadid/16)
Sosyal medya hayatımızın bir parçası oldu. Herkes bir şeyler söylüyor, yazıyor. Geçenlerde “Arapça’da kalbin isimleri” diye bir paylaşım gördüm. Doğrusu biraz abartılmış ve zorlanmış gibi geldi.
Her ne kadar aşağıdakiler sıfat olsa da başlarına kalp eklediniz mi ne kalpler varmış sözünü söyleyebilirsiniz. Arapça’da kalbin o güzel özelliklerine bir bakar mısınız? Şöyle deniyordu o paylaşımda;
* Kırıksa meksûr
* Yaralıysa mecrûh
* Onarıldıysa mecbûr
* Terk edildiyse mechûr
* Acıyla dolu bırakıldıysa mahzûn
* Mutlulukla doldurulduysa mesûd.
Yani kalbi meksur (kırık kalp), kalbi mecruh (yaralı kalp) böyle diğerlerinin de başına kalp getirip kalp çeşidi yapılmış. Tamam yapılmış da insanın örneğin kırık kalbi cam kırılması filinden üretilmiş meksur sıfatıyla nasıl açıklayacağız bilemiyorum. Yine kalbin yaralı olduğunu anlatmak için kalp ameliyatındaki cerrahi müdahaleyle mecruh sıfatı kullanılması asıl yaralı kalbi nasıl karşılayabilir ki?
Kalplerin bir anda evrilip çevrilmesi konusunda Enfal suresinin şu 24. ayeti bu fakiri her daim etkilemiştir:
“Siz ey imana erişenler! Her ne zaman sizi, size hayat verecek bir işe çağırırsa, Allah’ın ve (dolayısıyla) Elçi’nin bu çağrısına icabet edin; ve bilin ki, Allah insanla kalbinin [meyilleri] arasına müdahale etmektedir; ve sonunda O’nun katında bir araya getirileceksiniz.”
Muhammed Esed Kur’an Mesajı adlı eserinde bu ayeti şöyle izah etmiştir: “Yani, insanın iç arzu ve eğilimleriyle bu arzu ve eğilimler doğrultusunda girişebileceği eylemler arasına. Burada, Allah’ın, insanı onun iç arzu ve eğilimlerinin yapmaya sevk ettiği şeylerden alıkoyabileceği ya da caydırabileceği ifade ediliyor (Râğıb).
Başka bir deyişle, insanı, çarpık yahut sapık arzuların eliyle yanlış yollara düşmekten ve dolayısıyla, “aklını kullanmayan sağır ve dilsiz kimseler”den olmaktan (22. ayet) ancak Allah’tan yana diri tutulan bir bilinç ve duyarlığın alıkoyabileceği ve ancak böyle bir bilinç ve duyarlığın, insanı “hayat veren çağrıya” yani, eğriyle doğrunun ne olduğu konusundaki derin idrake ve buna göre davranma iradesine bağlı tutabileceği dile getiriliyor.
“İnsan ile kalbinin arası” ifadesi bir deyim olup bundan insanın şuuru, aklı ve duyguları kastedilmektedir. Buralarda bulunan hiçbir bilgiyi, kararı, eğilimi, duyguyu Allah’tan gizlemek mümkün değildir. Allah’ın çağrısına içtenlikle katılanlarla menfaati için öyle görünenleri Allah bilir ve ayırır. Ayrıca hiçbir beşerin giremeyeceği, bilemeyeceği ve müdahale edemeyeceği bu alanlara Allah müdahale edebilir; inanç, bilgi ve duyguların değişmesini sağlayabilir. Bu sebeple kullar Rablerine sığınmalı; inanç, duygu ve düşüncelerini güzelleştirmesi için O’na yakarmalı;
“Ey durumları değiştiren, gönülleri evirip çeviren Rabbim! Halimi ve gönlümü güzelleştir.” (bk. Müsned, IV, 182; VI, 91) diye niyazda bulunmalıdır. (Diyanet Tefsiri, Kur’an Yolu, II/535-536).
Şemsettin ÖZKAN
26.02.2026 KONYA
KAYNAKLAR
1-kuran.diyanet.gov.tr
2-kuranmeali.com
3-pixabay.com
4-sorularlaislamiyet.com