(Toplumsal İlişkiler 2064)

وَيَقُولُونَ طَاعَةٌ فَاِذَا بَرَزُوا مِنْ عِنْدِكَ بَيَّتَ طَٓائِفَةٌ مِنْهُمْ غَيْرَ الَّذٖى تَقُولُۜ وَاللّٰهُ يَكْتُبُ مَا يُبَيِّتُونَ فَاَعْرِضْ عَنْهُمْ وَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِۜ وَكَفٰى بِاللّٰهِ وَكٖيلًا
“(Sana karşı) “Tamam-kabul!” (itaat edeceğiz) derler. Ama yanından çıktıkları zaman, onlardan bir grup geceleyin karanlıklarda (gizli odalarda ve kendi aralarında) toplanarak Senin söylediğinin tam tersini kurgular (ve konuşurlar). Oysa Allah, karanlıklarda (gizli ortamlarda ve sinsi kafalarla) neler kurduklarını (biliyor ve) yazıyor. Sen onlardan (bu tutarsız ve münafık tavırlarından) yüz çevir ve aldırma! Allah’a tevekkül et, Vekîl olarak Allah kâfidir.” (Nisa/81)
Bilirsiniz gereksiz, lüzumsuz, ya da; “bu da nereden çıktı?” diyebileceğiniz cinsten soru soran, bir takım taife var. Sorularına cevap verirken, aklınızdan; “sanki vereceğim cevabı kendine dert edinecek?” diye de, içinizden geçirdiğiniz anlar olur. İşte İmam-ı Gazali ile geçen bir diyalog bu cinsten bir soru cevap karşılaştırmasıdır.
İmam Gazali (r.a) ile birisi arasında şu konuşma geçer: “- Efendim, ‘sorgu münafığı olmayın’ demişsiniz, bu ne demektir?
Şu demektir;
‘- Dert etmeyeceği halde ‘nasılsın?’ diye sormak, münafıklıkta bir mertebedir.”
Müslüman demek, din kardeşinin derdiyle dertlenen demektir. Ama adam senin derdinle dertlenmeyip, senin perişan halinden yararlanmak için, seninle ilgileniyor gibi yapıyor. Maksadı tabiri caizse üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek, kötülemek, küçük düşürmek, aslında sıkıntısıyla ilgilenmemek. Onunla ilgileniyormuş gibi yapmak. Bu yüzden de, dudak ihfası yapar gibi, dudak ucuyla; “nasılsın?” diyor. Dostlar alışverişte görsün.
Türkçemizde “özü sözü bir insan” diye bir deyim vardır. Düşünceleri, söyledikleri ve yaptıkları bir olan, ne düşünüyorsa onu söyleyen, içi dışı bir olan kimse demektir. “Özü sözü bir olan insanlara rastlamak gittikçe zorlaşıyor.” cümlesini her geçen gün daha çok bir duyar olduk. İt izi kurt izine karıştı. Kim dost kim düşman belli değil. Sağ gösterip sol vururlar. Dillerinin söylediğini kalpleri doğrulamaz. Bağırsaklarından konuşurlar. İki yüzlüdürler, gösteriş meraklısıdırlar, bol bol şov yapıp yalan söylerler. Ağızları başka şeyler söyler, kalpleri başka. Tam bir münafıklık hareketi.
Öyle bir çağda yaşıyoruz ki, makyajlar, maskeler çok, jestler mimikler haddinden fazla… Gerçek diye bildiğimiz şeyler sahte ve senaryodan ibaret. Rol kesiliyor adeta, karmakarışık bir sosyal ilişkiler ağıyla… Şöyle bir bakarsanız çevrenize, hilekâr bakışlı ve riyakâr yüzlü ne kadar sahte tanıdık yüz vardır hemen anlarsınız, yapmacık kokan konuşmalarından, bakışından, hal ve hareketinden. Hatta “içtenlik oyunu” oynarlar bir de sizinle üstüne üstlük.
Bu ikiyüzlü davranışların ilacı samimiyettir. Samimiyet, yani içtenlik, öyle bir dildir ki, yüreklerin konuştuğu bir lisandır o. Herkesin yüreği, bu dili konuşmaya yetmez. Nedir o samimiyet, yürekten, ciğerden konuşma?
Samimiyet yani riyasız, gönülden içinden geldiği gibi davranmaya denir. Kişinin eylemleri, sözleri dolu doludur, kenarından kıyısından bir yapmacıklık bulamazsınız. Onun gözlerinden belki test edebilirsiniz. Samimiyet öyle sanıldığı gibi karşındakiyle istediğin gibi konuşmak demek değildir. Ona karşı özen göstermek demektir. Aslında sevgi ve saygının da yolu içtenlikten geçer.
İsmet Özel; “teslimiyet pazarlıksız, ihlas endişesiz ve samimiyet gösterişsizdir” derken, bize iki kişinin senli benli sıkı fıkı olmasının içtenliğin bir göstergesi olduğunun altını çizer. Dikkat ederseniz grinin hiçbir tonuna yer yok aşkın kanatlarında yanan pervanelerde. Herşey bir yanıyla güzeldir lakin samimiyet büsbütün. Bu yüzden insan, gri tonlarda inanmayı, söylemeyi ve davranmayı mutlak bırakmalı. Bembeyaz olmalı.
Şemsettin ÖZKAN
19.02.2026 KONYA
KAYNAKLAR
1-kuran.diyanet.gov.tr
2-kuranmeali.com
3-pixabay.com
4-suskunduvar.com