(Toplumsal İlişkiler 3011)

وَيَسْتَعْجِلُونَكَ بِالْعَذَابِ وَلَنْ يُخْلِفَ اللّٰهُ وَعْدَهُ وَاِنَّ يَوْماً عِنْدَ رَبِّكَ كَاَلْفِ سَنَةٍ مِمَّا تَعُدُّونَ
“Ey Peygamber! İşledikleri bunca günahlara rağmen, hâlâ başlarına taşlar yağmadığını gören ve bundan cesaret alan zâlimler, ilâhî uyarıları alaya alarak azap konusunda sana meydan okuyorlar: Senden, —sanki bu konuda yetkin varmış gibi— bir an önce azâbı getirip kendilerini cezalandırmanı istiyorlar. Hiç kuşkusuz Allah, verdiği sözden asla caymaz. Fakat her şeyin bir zamanı var. Çünkü Allah, cezalandırmakta acele etmez. O’nun karar ve irâdesi, sizin zaman anlayışınıza ve takvim ölçülerinize göre değildir. Unutmayın ki, Rabb’inin katında bir gün, sizin ölçülerinize göre bin yıl gibidir.” (Hac/47)
Rus edebiyatının önde gelen yazarlarından Babalar ve Oğullar, Asilzade Yuvası, İlk Aşk, Duman, Ham Toprak gibi romanların da yazarı olan İvan Sergeyeviç Turgenyev; (1818-1883) “zaman bazen bir kuş gibi uçar. Bazen de bir tırtıl yavaşlığıyla geçer. İnsan zamanın hızlı mı, yavaş mı geçtiğini fark etmiyorsa, mutludur” derken, zaman ve mutluluk arasındaki ilişkiyi gözler önüne serer.
Eğer zamanın nasıl geçtiğini anlayamıyorsanız, bilin ki, mutlusunuz demektir. Aslında bu hızla zamanın aktığı manasına geliyor. Çünkü dostlarınızla, sevdiklerinizle, vakit geçirirken zamanın su gibi akıp gittiğini fark edemiyorsunuz. Lakin burada enterasanlık yavaş geçtiğinde de fark edilmemesi de mutluluk olarak söylenmesi değil midir?
Yani insan zamanın nasıl geçtiğine kafa yormazsa mutlu bir profil çizer demeye getiriyor sözü. Zamana takılma işini yapmaya, yaşamaya bak demektir bu. Çünkü zaman göreceli izafi bir kavramdır.
Sosyal medyada kaynak kişisi Kenan Cengiz yazan bir söz çok hoşuma gitti şöyle diyor: “Zamanı sordum İbni Haldun’a; “bekleyince yavaşlar” dedi “gecikince hızlanır üzülünce can yakar mutlu olunca kısalır acı çekince bitmek bilmez sıkılınca uzar.”
Doğrusu izafiyet (zamanın göreceliği) teorisi bu kadar sözlere dökülemezdi. Teorinin tanımını yapmaktan ziyade Mayıs 2022’de ziyaret ettiğim Kahramanmaraş Afşin’deki mağarada üç yüz küsur sene uyuyup yeniden uyanan Ashab-ı Kehf’in (mağara arkadaşlarının) hikayesi örneğiyle zamanın göreceliğini anlamaya çalışalım.
Ayet şöyle buyuruyor: “Onlar mağaralarında 300 yıl kaldılar ve buna 9 sene daha kattılar.” (Kehf/25) Niçin acaba Cenab-ı Hak doğrudan doğruya 309 sene dememiştir de “300 yıl kaldılar ve buna 9 sene daha kattılar” buyurmuştur? İşte bu ifadede ki hikmet zamanın geçmesi ve modern ilmin gelişmesiyle ancak keşfedilebilmiştir. O da şudur: bilindiği gibi güneş yılı yaklaşık 365, ay yılı ise 355 gündür. Arada 10 günlük bir fark vardır. Bu demektir ki 33 sene de bir, ay yılı güneş yılına göre bir senelik fark yapmaktadır. Güneş yılı 33 iken, ay yılı 34. yılına girmektedir. Bu, yüz senede 3 sene, 300 senede ise 9 sene fark demektir. Kısacası güneş yılı 300 seneyse, ay yılı 309 senedir.
İşte Kur’an’ın işaret ettiği bu sırrı ancak çağımızın insanları anlayabilmişlerdir. Ayet bize sadece bir olayı anlatmakla kalmamış, izafiyet teorisini ve güneş yılı ile ay yılı arasındaki farkı da göstermiştir.
Şemsettin ÖZKAN
07.04.2026 GÜZELYALI
KAYNAKLAR
1-kuran.diyanet.gov.tr
2-kuranmeali.com
3-pixabay.com
4-suskunduvar.com