(Toplumsal İlişkiler 2051)

وَلْتَكُنْ مِنْكُمْ اُمَّةٌ يَدْعُونَ اِلَى الْخَيْرِ وَيَاْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِۜ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
“Öyleyse sizden (insanlığı) iyi ve yararlı olana (evrensel değerlere) davet eden, doğru ve iyi olanı (insanlığın hayat rehberi olan Kur’an’a uygun olanı ve toplumsal değer yargılarına göre toplumsal uzlaşı ile doğru olduğu kabul edileni) emreden ve (insanları) kötülüklerden (zulmün, haksızlığın her türlüsünden, insan hak ve hukukunu çiğnemekten, kısaca Kur’an’da yasaklanan ve uygun görülmeyen her türlü kötü tutum ve davranışlardan) sakındıran bir topluluk (devlet-sivil toplum kuruluşları) bulunsun. İşte onlar (samimiyetle bu görevi yerine getirenler) kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.” (Al-i imran/104)
Psikolog.ronaytugal adlı sosyal medya paylaşımcı; “tepkisizlik, öncesinde çok çabalamış kişinin son raddesidir” sözüyle, müthiş bir paylaşım yapmış.
Belki duymuşsunuzdur küçük yaşlarda zincirlere bağlı bir filin, büyüyüp güçlendiğinde, o zincirleri kıracak olgunluğa eriştiğinde, hiçbir şey yapmayıp, öylece tepkisiz bekleyip kendini çaresizliğe verir. Buna öğrenilmiş acizlik, çaresizlik ya da kazanılmış başarısızlık sendromu deniyor.
Maalesef bu fildeki sendrom insanların çoğunda var. Cihat ruhunu kaybetmiş Müslümanda da var. Tembel insanlarda var. Gözünde birilerini ya da bazı devletleri büyütmüş, yorgun bitmiş kendini zavallı hisseden tepkisiz birçok insanda da bu ruh hali fazlasıyla var. İnsanlar bir konuda gereken tepkiyi alamayıp başarısızlığa uğramışsa artık o şeyi bir daha denemeye dahi kalkışmaması, bunu ben yapamıyorum şeklinde bir duyguya kapılması tam bir öğretilmiş çaresizlik durumudur.
Bu durum sadece hayvanlar üzerinde yapılan deneylerle değil insanlar üzerinde yapılan araştırmalarda da kanıtlanmış. Tam bir depresyon hali. İnsanın bu tip durumlarda mantık değil de duygularına kapılması söz konusudur.
Bir öğrencinin bir dersten düşük not alınca bilimsel çalışmayı bırakıp, nasıl olsa ben yine düşük not alırım zehabına kapılması da kazanılmış başarısızlık sendromudur.
“Böyle gelmiş böyle gidecek korkarım vallah” şarkısının dizelerinde de öğretilmiş çaresizlik vardır. Prof. Dr. Orhan Elmacı “Öğrenilmiş Çaresizlik” yazısında şu iki olayı örnek olarak vermiş:
“İki farklı derse giriyorum ve gözlem yapıyorum. İki öğretmene de soruyorum: Sizce ders nasıl geçti? Birinci öğretmen, “Ders iyiydi. Kazasız belasız geçti.” diyor.
İkinci öğretmen, “Ders iyiydi. Çocuklar çok güzel yorumlar yaptı.”diyor. Sizce hangi öğretmen daha çaresiz hissediyordur? Birincisi. Nedenmi? Çünkü çaresiz hisseden birinci öğretmen için “iyi” demek, etki yaratmak değil, kötü bir olayın olmaması demek. Kötü bir şey olmazsa; işler sıradan gitse bile, ders iyidir.
Ama ikinci öğretmen için “iyi” demek, kötü bir olayın olmaması değil, etki yaratmak demek. İyi bir iş olmazsa; işler sıradan gitse bile, ders kötüdür.
Yani, çaresizliği öğrenen insanlar bir etki yaratmadan durumu idare eder. Bir etki ya da katma değer yaratmaya çalışmazlar.
İçinde bulunduğumuz konjonktüre uygun ve “öğrenilmiş çaresizlik girdabından kurtuluşa” ilişkin güzel başka bir hikâye … paylaşmak istedim. Umarım beğenirsiniz !..
Yaşlıca, Anadolulu bir hademe varmış çalıştığı hastanede kolları diz kapağından uzun, ayakları çocuk beşiği büyüklüğünde, tek tek kelimelerle konuşan, kamburumsu, garipçe bir adam.
Adı da galiba Memiş Efendi’ymiş. Memiş Efendi bir gün izin almış. Kastamonu taraflarındaki köyüne sılaya gitmiş. Bir müddet sonra dönmüş Memiş Efendi.
Koridorda Memiş Efendi’ye rastlayan dostum:
– Hoş geldin, demiş, nasıl geçti yolculuk?
Memiş Efendi biraz mütevekkil, biraz kalender, biraz vurdumduymaz:
– Eyi geçti eyi emme çoh şey geldi başımıza, demiş.
– Ne oldu, ne geldi, geçmiş olsun, hastalık falan mı?
– Yoh, hastalık deel, otoboslan giderken uçtuh..
– Aman Memiş Efendi, Allah korusun, nasıl oldu kaza ?
– Tam analayamadıh ki, şoför da eyi oğlan emme bir o yana kıvırttı, bir bu yana, tepe tahlah oluverdik..
– E, sonra?
– Birgaç kişinin gaşı gozü yarıldı. Zor belam çıhtıh otobosdan. Şofor dayandı, biz dayandıh, düzelttik otobusu, bindik.
Doktor:
– Büyük büyük geçmiş olsun, demiş. Neyse ucuz atlatmışsınız.
Memiş Efendi:
– Asıl ondan sonra oldu kaza, demiş.
-Ne, nasıl kaza?
-Düzelttih otobosu, bindih… Şofor da eyi oğlan hani… Yine bir aralıh, bir o yana kıvırttı, bir bu yana… Aşağısı da uçurum gibi… Ülen, emen, demeye galmadı uçtuh.
– Sonra?
– Yine birgaç gişinin gaşi gözü yarıldı. Camdan, gapıdan çıhtıh dışarı
– Eeeee?
– Dayandıh, zor aşağıdan otobosu yuharıya çıhartmah. Gelen geçen yardım etti. İp mip attılar… Gamyonlar asıldı…. Ha baba, de baba, yola goyduh otobusu.
Doktor heyecanlanmış:
– Artık binmeyin işte, binmeyin..
– Binmeyip de nidecen… Bindih.
– Motorda falan bir arıza olmamış mı?
– Vın vın itti… Azıcık gurcaladılar… Çalıştı… Bindih…
– Neyse, verilmiş sadakan varmış Memiş Efendi.
Memiş Efendi durup bir düşünmüş:
– Şofor da eyi oğlan hani, sarhoş falan da değil… Biteviye gittih… Çoh kötü bu insanlar bazan… Kafama bastı biri.
– Nasıl, kim bastı kafana?
– Bir ara gene bir oraya gıvırttıh, bir buraya, bir de goca dere akıyor yanda… Otobos dereye daldı, yıhıldı… Can havlıyla camdan fırlayayım diyenlerden biri bastı gafama… Sular girdi burnuma… Yetiştiler imdada… Köye de yaklaşmıştıh eyice… Çıharttılar otobosu… Biz de itehledik, koyduk yola.
Doktor gözleri büyüyerek sormuş:
– Bindiniz mi tekrar otobüse?
– Hee, bindik, illevelakin işlemedi meret… Saatlerce uğraştı şoforlar… Sonunda çalıştı motor.
Doktorun tepesi atmış:
– Niye binersiniz artık o otobüse, insan böyle otobüse biner mi?
Memiş Efendi de doktora sinirlenmiş:
– Eee, neye binecehdih ki? Köy de yakın… Bindih tabii…
– Sonra düşündüm, kızmamız anlamsız. Zavallılar o otobüse bağlamışlar kaderlerini… Başka da otobüs yok…
Memiş Efendi anlatınca biraz tuhaf geliyor ama aslında hepimiz Memiş Efendi gibiyiz..
O aday, bu aday derken hep aynı otobüse biniyoruz..
Ne yapacaksın, eldeki otobüs bu ve kaderimiz bu otobüse bağlı..
Başkası yok ki..
– Memiş Efendi’nin yine talihi varmış, köyü yakındaymış…
Bizimki ise henüz çok taa uzaklarda…
Son Söz: Çok geç değil. Gidişat yavaşlatılabilir, hatta durdurulabilir.
Tabi burada insanların yetersizlik hali ile, öğrenilmiş çaresizliğini birbirine karıştırmamak lazım. Yetersiz olma durumu o işi gerçekten yapamama durumudur. Öğrenilmiş çaresizlikte yapabileceği halde önceden pes etme halidir. Çabalama yoksa önceden pes eden tepkisizlik sıkıntılı. Yoksa bir şeyi denemiş, uğraşmış lakin o konuda yetersiz kalmış birine diyecek sözüm yok.
Şemsettin ÖZKAN
06.02.2026 KONYA
KAYNAKLAR
1-kuran.diyanet.gov.tr
2-kuranmeali.com
3-pixabay.com
4-portal.dpu.edu.tr