KİMSEDEN DAHA İYİ OLMADIĞINIZI ANLAYACAK KADAR MÜTEVAZİ HERKESTEN FARKLI OLDUĞUNUZU KAVRAYACAK KADAR BİLGE OLUN

(Toplumsal İlişkiler 2085)

وَمِنَ النَّاسِ وَالدَّوَٓابِّ وَالْاَنْعَامِ مُخْتَلِفٌ اَلْوَانُهُ كَذٰلِكَ اِنَّمَا يَخْشَى اللّٰهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَمٰٓؤُ۬ا اِنَّ اللّٰهَ عَزٖيزٌ غَفُورٌ 
“İnsanlardan, (yeryüzünde)hareket eden (diğer)canlılardan ve hayvanlardan yine böyle çeşitli renklerde olanlar vardır. Allah’a karşı ancak; kulları içinden âlim olanlar derin saygı duyarlar. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır”. (Fatır/28)

Yok öyle, ben her şeyi en iyi bilirim diye hava atmak, caka satmak. Biliyorsan bil, ama mütevazi ol, alçak gönüllü ol, lakin böbürlenip kibirlenme! Hem her şeyi öğrenmeye çalış, hem de, insanlara yukarılardan bakmayı bırak!

           İbn-i Rüşd; “kimseden daha iyi olmadığınızı anlayacak kadar mütevazi, herkesten farklı olduğunuzu kavrayacak kadar bilge olun” derken, tam olarak da bize anlatmaya çalıştığı bu değil midir?

           Fatma Bayram “En Güzel Kıssa” adlı eserinde hem bilgili hem de mütevazi olmanın yolunun, her şeyden yüce olan Allah’a şükretmekle olabileceğini, şu güzel cümlelerle anlatır: 

“Nimeti ikrar etmezsek, şükrü de gerektiği gibi yapamayız. Bir kimse “Ben Allah’ın aciz, zavallı, günahkar bir kuluyum, önemli biri değilim, elimden bir iş gelmez.” dese insanlara iyilik yapabileceği yerlerde bile yapamaz hale gelir. Oysa Rabbimizin bize verdiklerini ikrar etmedikçe şükreden bir kul da olamayız. Kimisinin prestiji vardır, bir telefonla birçok işler hâlleder. Kimisinin bedensel kuvveti vardır, her iş elinden gelir. Kiminin bilgisi, kiminin maddi gücü, kiminin tecrübesi, aklı geniştir. Şükrün birinci aşaması nimetin farkında olmaktır. Onun farkında olmazsak neye şükredeceğiz? O yüzden önce bir şey olun, sonra da mütevazı olun. Önce bir şey olmazsan sonra mütevazı olmayıp da ne olacaksın zaten. Zaten bir şey değilsin. Önce zengin olun, makam mevki sahibi, nüfuz sahibi olun. Önce eliniz ersin, gücünüz yetsin, bir beceriniz olsun. Ondan sonra sahip olduklarınızla kimseye üstünlük taslamayarak mütevazı olun. Mütevazı olmak, hiçbir şey olmamak değildir. Her zaman veren el, alan elden üstündür, güçlü mümin, zayıf müminden hayırlıdır. Fakat bazen insanlar kibre, gurura çok meyilli olabiliyor. Veyahut bir mevkiye gelince sapıtmaları kolaylaşıyor. O yüzden böyle söylemler ortaya çıkıyor: “Bize bir lokma bir hırka yeter.” “Biz çok mütevazıyız.” “Önemli değil, zaten üç günlük dünya.” Evet üç günlük dünya ama cenneti de burada kazanacağız. Evet, üç günlük dünya ama dünyevi mertebemiz de uhrevi mertebemiz de burada belirleniyor. Onun için dünyayı küçümseyip önemsiz göremeyiz. Allah’ın verdikleri yokmuş gibi davranamayız. “Bir şey haddini aştığında zıddına inkılab eder.” diyen atalarımızın sözünü dikkate alıp tevazuyu nankörlükle karıştırmayacak şekilde dengemizi muhafaza etmek durumundayız.”

          Kimse kimseden üstün değil bu bir gerçek. Mutlaka ve mutlaka bizden üstün, bilgili birileri vardır. Musa (a.s) Hızır(a.s)  kıssası Kehf suresinde çok güzel işlenir. O zaman mütevazi olmak gerekir. Lakin mütevazi olmak kendimizi geliştirmemize, yeni yeni bilgilerle donanmamıza mani değildir. Mütevazilik tembellik asla değildir. Nerede nasıl olacağını ve duracağını bilmek üstün insan olmanın erdemlerindendir. 

Şemsettin ÖZKAN
12.03.2026 KONYA

KAYNAKLAR
1-kuran.diyanet.gov.tr
2-kuranmeali.com
3-pixabay.com
4-1000kitap.com

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir