(Toplumsal İlişkiler 2067)

وَلَقَدْ ذَرَأْنَا لِجَهَنَّمَ كَثٖيراً مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِ لَهُمْ قُلُوبٌ لَا يَفْقَهُونَ بِهَا وَلَهُمْ اَعْيُنٌ لَا يُبْصِرُونَ بِهَا وَلَهُمْ اٰذَانٌ لَا يَسْمَعُونَ بِهَا اُو۬لٰٓئِكَ كَالْاَنْعَامِ بَلْ هُمْ اَضَلُّ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْغَافِلُونَ
“Andolsun biz, cinler ve insanlardan, kalpleri olup da bunlarla anlamayan, gözleri olup da bunlarla görmeyen, kulakları olup da bunlarla işitmeyen birçoklarını cehennem için var ettik. İşte bunlar hayvanlar gibi, hatta daha da aşağıdadırlar. İşte bunlar gafillerin ta kendileridir.” (Araf/179)
“Ah ile vah ile geçti bu ömrüm, yaşadım mı, öldüm mü
anlıyamadım” şarkısı, aslında bu tür insanlar için söylenmiş bir eser. Evet varım ama yaşamıyorum demektir bu. Nefes alıp veriyorum ama yaşadığım söylenemez manasına gelir.
Oscar Wilde; “insanların yüzde doksanı yaşamazlar, sadece vardırlar” derken tam olarak da ifade etmeye çalıştığı bu değil midir? Var ama yaşamamak hayatın nimetlerinden tam olarak yararlanamamakla ilgilidir. Yaşamayı becerememek bir bakıma ekonomik sorunlarla boğuşan kapitalist dünyanın çoğunluğu ezilen fakir garip guraba insanlarının kullandığı varoluşsal bir slogan ve bir o kadar da gerçeği.
Gerçi mesele sadece ekonomik boyutuyla karşımızda durmuyor. Birçok boyutu var bu sorunun. Maddi yönden güçlü olsa da ot gibi bohem hayatı yaşayanlar var. bunlar da sadece vardır, lakin yaşamayanlar kategorisine dahil edilmelidir. Çünkü insan olmanın gereklerini yerine getirmiyorlar. Tefekkür edip düşünmüyorlar, gözler görse de, kulak işitse de, kalbi olsa da görmeyip, işitmeyip, anlamayıp ortalık yerde sadece geziniyorlar. Varlar mı, yoklar mı belli değil.
Bu konuda “Felsefe Kulübü” adlı sosyal medya kullanıcısı çok çarpıcı tespitler yapmış. Gelin bunlara bir göz atalım;
“Duygularımız var saklıyoruz,
umutlarımız var erteliyoruz,
fikirlerimiz var savunamıyoruz,
sevgimiz var söyleyemiyoruz,
ağlamak istiyoruz , korkuyoruz.
var işte, hepsinden, ondan bundan, şundan. Ne yok ki ? Oscar Wilde’nin dediği gibi ”İnsanların yüzde doksanı yaşamazlar, sadece vardırlar” sadece varız işte. Sadece boş gezen bir ruh misali varız.
İçimizdeki insanı, dışarıya çıkartamıyoruz. İçimizdeki öz güvenimizin turşusunu kuruyoruz. Günde gerçekten kaç saat yaşıyoruz ? Menfaatler, ideolojiler, ihtiraslar, kavgalar, aşklar, acılar, hüzünlere bölersek bu teoriyi kaç saat yaşıyoruz ? Geriye koskoca bir melankoli kalıyor evet yani geriye bir saat bile kalmıyor. İnsanları Dünyaya tekrardan getiren bir icat, bir mucit olmayacak kimse beklemesin. Öncekiler de bunu bekledi, ama nafile. Kendinle carpe diem (anı yaşa) olayına girmekten başka hiçbir alternatifin yok.
Bu yaşıma kadar incelemeye fırsat bulduğum her ideolojiyi derinlemesine araştırdım, fakat hiçbiri sevginin yerini almadı. Çünkü sevginin olmadığı yerde genellikle ideoloji barınmıyordu, ya fikirlerin nefreti, ya da düşüncelerin kanlı savaşı barınıyordu. Yoldan geçen 5 yaşındaki çocuğun yüzündeki masumluğu fark edemiyorsan yaşadığın tüm hayat, tüm ideolojiler sahtedir.
Sığ bir hayat yaşıyoruz, bakmasını bilmeyi değil, düşünmeyi bilmiyoruz. Ayrıntı burada gizli işte, hayata lüks güneş gözlükleriyle kimse bakamaz, sadece insanlara bakarsınız. Işığımız maddesel, düşüncelerimiz alıntı, ama bu değil işte;
Kendi kendimize ışık olmadan, çevreyi aydınlatmaya çalışıyoruz,
Kendimize inanmadan başkalarına inanıyoruz,
İçimizdeki doğrulara değil, dışarıdaki yanlışlara inanıyoruz,
Popüler olmak için can atıyoruz,
Pracelsus’a göre, “Erdem” her nesnenin bireysel karakteristiğidir. Bir taşın ya da bir çiçeğin, tüm nesnelerin birer erdemi vardır. Bu erdem onların özgül niteliklerinin bir bileşimidir. İnsanın erdemi de bunun gibi, insan türüne özgü kesin niteliklerin bir dizisidir. Oysa her kişinin erdemi, onun tek bireyselliğidir. O eğer “Erdem”ini gözler önüne açarsa, “erdemlidir”.
Peki erdemli miyiz ? ”Kusura bakmayın değiliz, gözümüzü açamadık, hep kapattık.”
Şemsettin ÖZKAN
22.02.2026 KONYA
KAYNAKLAR
1-kuran.diyanet.gov.tr
2-kuranmeali.com
3-pixabay.com
4-facebook