(Toplumsal İlişkiler 2075)

اِذْهَبَٓا اِلٰى فِرْعَوْنَ اِنَّهُ طَغٰى
“İkiniz de Firavun’a gidin. Çünkü o azıtmıştır.” (Taha/43)
فَقُولَا لَهُ قَوْلاً لَيِّناً لَعَلَّهُ يَتَذَكَّرُ اَوْ يَخْشٰى
“Yine de ona söyleyeceklerinizi yumuşak bir üslûpla söyleyin, ola ki aklını başına toplar veya içine bir korku düşer.” (Taha/44)
Eğitimde çok önemli bir konu var; insanların seviyesine inmek diye. Seviyesine inmezseniz muhatabınıza bir şey öğretemezsiniz, bir şey anlatamazsınız. Boşuna zaman kaybetmiş olursunuz. Bu yüzden muhatabımızı tanımak, onun bilgi seviyesini önceden ölçmek, çok ama çok önemli.
İbn-i Rüşd; “insanlara akılları yettiğince hitap ediniz, ötesine geçmeyiniz. Zira her söz her akla işlemez” derken vurgulamaya çalıştığı da karşındakinin seviyesine göre hitap etme ona göre bir üslup geliştirmeyi teşviktir. Hem sevgili Peygamberimiz de; أَنـزلُوا النَّاسَ مَنَازِلَهُمْ “İnsanlara akılları nisbetinde konuşun.”(Ebû Davud, Edeb, 20; Münâvî, Feyzü’l-Kadir, 3/75)
buyurmuyor mu? Çocuğa çocuk gibi, yetişkine yetişkin gibi, okula giden gitmeyen, erkek kadın, işçi memur, bilim adamı ya da sıradan insanlara bulundukları seviyeye göre konuşmazsak onlara hiçbir şey anlatmamış gibi oluruz.
Karşımızdaki insanın seviyesine inerek konuşmak ilahi bir ahlâktır. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) ise bizleri “Allah ahlakı” ile ahlaklanmaya çağırır. Kur’ân, baştan sona kadar insan aklına önem vermiş, ilahi bir kelamdır. Eğer Kur’ân insanın akıl, ilgi, yetenek, beceri ve kapasitesine uygun inmemiş olsaydı, bizim halimiz nice olurdu? Gerçekten işimiz çok zordu.
Emine Yeniterzi; “Mesnevi’de Söze ve Konuşmaya Dair Konular” bahsinde, Hz. Mevlana’nın muhatabın durumuna göre konuşmaların nasıl olacağını irdeler:
“Konuşma, bir paylaşımdır, en az iki kişi arasında gelişen karşılıklı bir eylemdir. Her iki tarafın sağlıklı bir iletişim için emek harcaması gerekir. Dolayısıyla konuşan, muhatabın anlayış seviyesine göre söylemeli; muhatap da dikkatle dinleyip anlamaya çalışmalıdır. Yine de muhatapların tam anlaşması için denk olmaları gerekir. Çünkü konuşan tam söylese de, karşısındaki ancak kendi miktarınca anlar:
* Bu söylediğim sözler yok mu? Senin anlayışın miktarı ancak.
* Öldüm iyi ve doğru anlayışın hasretinden! (III/2098)
* Konuşan, söz söyleyen iki kişi bile birbirinin hâlinden haberdar olmazsa duvarla kapı, nasıl birbirini anlar, duyar? (III/1499–1500)
Baba, küçük çocuğuna onun dilince; “Ti, ti” der, aklı, âlemi ölçüp biçse bile!
Üstad; “Elifte bir şey yok” dese fazileti eksilmez, yücelikten düşmez.
Henüz söz bilmez cahile bir şeyler öğretmek için kendi dilini terk etmek, Onun dilince konuşmak gerek. Ancak bu suretle senden bir bilgi, bir fen öğrenebilir. Bütün halk da şeyhin çocukları mesabesindedir. Nasihat verdiği zaman pire, onların seviyesine inmek lazım. (II/3315–3319)
* “İki kişi birbiriyle uzlaştı, birbirine sataştı mı, hiç şüphe yok, aralarında bir kadr-i müşterek vardır.
* Kuş ancak kendi cinsinden olan kuşlarla uçar. Kendi cinsinden olmayanla sohbet adeta mezara girmedir” diye cevap verdi. (II/2101–2102)
* Bu söz, kargaya göre laftan, kuru iddiadan ibarettir. Nitekim sineğe göre dolu tencere ile boş tencere birdir. (II/3567)
Şemsettin ÖZKAN
02.03.2026 KONYA
KAYNAKLAR
1-kuran.diyanet.gov.tr
2-kuranmeali.com
3-pixabay.com
4-semazen.net