İNSANLAR KENDİLERİ MUTSUZ OLMADIKÇA BAŞKALARININ MUTSUZLUĞUNU ASLA ANLAYAMAZLAR

(Toplumsal İlişkiler 3012)

وَالَّذٖينَ تَبَوَّؤُ الدَّارَ وَالْاٖيمَانَ مِنْ قَبْلِهِمْ يُحِبُّونَ مَنْ هَاجَرَ اِلَيْهِمْ وَلَا يَجِدُونَ فٖي صُدُورِهِمْ حَاجَةً مِمَّٓا اُو۫تُوا وَيُؤْثِرُونَ عَلٰٓى اَنْفُسِهِمْ وَلَوْ كَانَ بِهِمْ خَصَاصَةٌ وَمَنْ يُوقَ شُحَّ نَفْسِهٖ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ 
“Onlardan (muhacirlerden)önce o yurda (Medine’ye)yerleşmiş ve imanı da gönüllerine yerleştirmiş olanlar, hicret edenleri severler. Onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık duymazlar. Kendileri son derece ihtiyaç içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden, hırsından korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.” (Haşr/9)

Îsâr, ya da başka bir ifadeyle diğergamlı olmak; istenen, beğenilen bir davranıştır. İnsanın kendi derdini, sıkıntısını unutup başkalarının derdine deva olmaya çalışmasından daha güzel ne olabilir ki? Îsâr, ulvî bir duygu, yüksek bir haslet ve insanlar arasındaki sevgi, saygı, merhamet, şefkat ve kardeşliğin güzel bir tezahürüdür. Karşısındakini anlamanın ve empati yapmanın bir sonucudur. 

         Dostoyevski; “insanlar kendileri mutsuz olmadıkça, başkalarının mutsuzluğunu asla anlayamazlar” derken, “açın halinden tok anlamaz” onunda bir gün aç kalıp, meseleye vakıf olması gerektiğini anlatmaya çalışır. Lakin insan bu duruma düşmeden diğergamlı olmayı kendinde bir erdem haline getirmeyi öğrenmeli değil midir? İlla kötü bir durum başına gelince mi anlayacak?

         Yukarıda söz konusu edindiğimiz ayetin iniş sebebini öğrenince konunun önemi daha da anlaşılacaktır. Bir gün Allah Resûlü”ne (sav) gelen bir adam ihtiyacı olduğunu söyleyerek ondan yardım istedi. Sevgili Peygamberimiz, “Belki yiyecek bir şeyler vardır.” düşüncesiyle hanımlarından birine haber gönderdi. Fakat hanımı, “Seni hak dinle gönderen Allah”a yemin olsun ki, evimde sudan başka bir şey yok.” diye cevap verdi. Bunun üzerine diğer hanımlarına danışan Rahmet Elçisi onlardan da aynı cevabı alınca, kendi imkanlarıyla ihtiyacını gideremediği bu Müslüman için sahabeden yardım istemeye karar verdi: “Bu şahsı bu gece (evinde) kim misafir ederse Allah ona rahmet etsin.” dedi.

        Allah Resûlü”nün bu duasına mescitte bulunanların tamamı nail olmak isterdi, ancak sahabelerin çoğunun maddi durumu iyi değildi. Zira birçoğu mallarının neredeyse tamamını Mekke’de bırakarak Medine”ye hicret etmişler, Medine’li  sahabeler ise evlerini ve yiyeceklerini muhacir kardeşleriyle paylaşmışlardı. Buna rağmen Medine’li Müslümanlardan Ebû Talha isimli bir sahâbî ayağa kalkarak zor durumda kalan bu şahsı ağırlayabileceğini söyledi ve onu evine götürdü.

      Evde yalnızca çocuklara yetecek kadar yiyecek olduğunu öğrenen sahâbî, Allah Resûlü”nün konuğunu ağırlama gayretiyle hanımına, çocukları uyutup yiyecekleri misafire getirmesini tembihledi. Hanımı da eşinin isteği doğrultusunda çocukları uyutarak evdeki bir parça yemeği misafir için hazırlayıp sofraya koydu. Ev sahipleri adamla birlikte sofraya oturduktan sonra, evin hanımı düzeltir gibi yaparak kandili söndürdü. Böylece misafir karanlıkta, yemek yiyormuş gibi davranan ev sahiplerinin aslında yemediklerini fark etmeden karnını doyurdu. Zira sofrada yalnızca bir kişiye yetecek kadar yemek vardı. Sofradan kalkan çift, o geceyi çocuklarıyla birlikte aç geçirdiler. Fakat gönülleri huzurla doluydu. Çünkü Allah Resûlü”nün misafirini büyük bir hassasiyetle ağırlamış ve böylece onun duasına mazhar olmuşlardı.

      Ertesi sabah Sevgili Peygamberimiz bu asil davranışı sergileyen sahabeyi görünce; “bu gece sizin misafirinize karşı davranışınızdan Allah Teâlâ çok hoşnut oldu” buyurarak haklarında yukarıda geçen ayetin indirildiğini söyledi.

Şemsettin ÖZKAN
08.04.2026 GÜZELYALI

KAYNAKLAR
1-kuran.diyanet.gov.tr
2-kuranmeali.com
3-pixabay.com
4-islamveihsan.com

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir