HİKMET TAŞIMAYAN SÖZ GEVEZELİK TEFEKKÜR BULUNMAYAN SÜKUT GAFLETTİR

(Toplumsal İlişkiler 2037)

وَاِذَا سَمِعُوا اللَّغْوَ اَعْرَضُوا عَنْهُ وَقَالُوا لَـنَٓا اَعْمَالُنَا وَلَكُمْ اَعْمَالُكُمْ سَلَامٌ عَلَيْكُمْ لَا نَبْتَغِي الْجَاهِلٖينَ 

“Onlar, boş söz işittikleri zaman ondan yüz çevirirler ve “Bizim yaptıklarımız bize, sizin yaptıklarınız da size. Esen kalın. Bizim cahillerle işimiz yok” derler.” (Kasas/55)

Ne kötü, ne kötü şu boşboğazlık ve düşüncesizlik. Makineli tüfek gibi habire konuşurlar konuşurlar da, ele avuca gelecek bir sözlerine rastlayamazsınız. Düşündüklerini sanarsınız susmalarından, lakin bir gram tefekkür yoktur, o derin gözüken sükutlarında. 

        Hasan Basri (r.a); “hikmet taşımayan söz gevezelik, tefekkür bulunmayan sükut gaflettir” derken tam olarak anlattığı bu tiplerdir. Hikmet yoksunu, sükutu bile tehlikeli nemne şekil tiplerdir bunlar. Bir mü’minin asla ve kata olamayacağı bir davranıştır bu yapılanma.

        Hikmetli olmayan sözler gevezeliktir başka bir şey değil. Cevahir Kul “Geveze” şiirinde onları öten bir böceğe benzetir:
Bu güzel ve sessiz gecede
Ne gevezelik böyle
Durmadan bağırıyorsun
Güzel sesinle
Boşuna bağırma aldırmam dırdırına
Ağustos böceği misin nesin
Gitsene benden uzak bir yere
Sus
Bir şey söyleme ve ötme
Sessizliği dinle.

       Halil Cibran; “doğal olan içimizdeki sessizliktir. Gevezelik sonradan edinildi” derken haklıdır. Zira ilim erbabı, hal ehli insanlar, genellikle sükuti sohbet ederek konuşurlar. Mesela Mevleviliğin ilkeleri çoğunlukla Şemsi Tebrizi’nin Mevlana hazretlerinin oğlu Sultan Veled’e bu şekilde öğretilmiştir. Mevlevilerin her bir davranışında, sözünde, bu derin hikmetleri görebilirsiniz.

       Peyami Safa’nın “Bir Tereddütün Romanı” adlı eserinde anlattığı türden bir sükutta başa beladır:
“Odanın içindeki bu sükût duran bir şey değildi. Gizli bir rüzgâr gibi duvarlara ve eşyaya çarpıyor, bir şeyi kırıyor, eziyor, çiğniyor, fakat neleri altüst ettiği belli olmuyordu. Bu öyle bir sükûttu ki, insanın başına yanmamış kömürden çıkan zehirli bir hava gibi vuruyordu.” 

      Sükutun içinde tefekkür olmalıdır. Madde ve manaya ibretle bakmayan bir gözün susması boştur. Mü’min bir kulun sükutunun içinde derin bir tefekkür vardır. Tıpkı Al-i imran suresi 191. ayetinde anlatıldığı gibi hareket eder o; 

“Onlar ki ayakta dururken, otururken ve uyumak için uzandıklarında Allah’ı anar, [ve]göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde inceden inceye düşünürler: “Ey Rabbimiz! Sen bunları[n hiç birini]anlamsız ve amaçsız yaratmadın. Sen yücelikte sınırsızsın! Bizi ateşin azabından koru!” 

Şemsettin ÖZKAN
23.01.2026 KONYA

KAYNAKLAR
1-kuran.diyanet.gov.tr
2-kuranmeali.com
3-pixabay.com
4-1000kitap.com

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir